“Hayvan” Bir Hakaret Değildir
Geçen sabah haber bültenlerinin birinde ölü taklidi yapan tavuk, cinayet aydınlatan papağan, arabesk dinleyen kümes hayvanları, hatta konuşan kargayla ilgili bir habere rastladım... Haberi sunan arkadaşın mutluluğu çarpıcıydı, etkilendim... Durum ne çok hoşuna gitmiş; belli ki izleyenlerin de bu habere bayılacağından hiç şüphesi yok. Belki de haklı... Benim de dikkatimi çektiğine göre...
Yani aslında bunlar çok alışılmış görüntüler olmaya başladı, çok eğleniyoruz... Hayvanlar ne kadar insanlaşırsa, onları ne kadar kendimize benzetirsek o kadar mutlu oluyoruz. Muhtemelen buna şaşırmamak lazım. Bu gayet normal, hatta doğal. Düşünsenize, yapılan bir araştırmaya göre daha bebekken, konuşamıyorken bile isteklerimize cevap vermeyen, anne babamızın tepki gösterdiği insanlara karşı ön yargılarımız varmış. Yani bu daha doğduğumuz anda başlıyor ya da biz böyle doğuyormuşuz. Bize benzemeyen, bizim gibi düşünmeyen, bize öğretilenlere uygun öğretileri olmayan hemen herkesten ve her şeyden nefret etmek doğamızda varmış yani...
Yani gerçekten ilginç bir doğamız var; öyle ilginç ki hem çok akıllıyız hem de çok akıllı olduğumuzu zannedecek kadar aptal :) Sizce de öyle değil mi? Çok ilkel değil mi? Bana benziyorsa severim, benzemiyorsa nefret ederim... Hayvan olsalar bile...
Bu insanlaştırma, kendimize benzetme durumuna öylesine bayılıyoruz ki... Teosof Erhard Brezner deniz kızlarını gerçekten gördüğünü iddia ediyor ve gördüklerini ya da gördüğüne inandıklarını çizdiği tablolara ayrıntılarıyla aktarıyordu. Brezner’e göre deniz kızları denizlerin koruyucularıydı. Onları insan gözüyle görmenin mümkün olduğunu ve açık denizlerin onlarla dolu olduğunu iddia ediyordu. Balıklardan hızlı yüzüyor, birden derine dalıp sonra aniden yüzeye çıkıyorlardı. Fırtınalı denizler en sevdikleriydi. Dev dalgalar onları asla korkutmuyor, hareketlerini kısıtlamıyordu. Brezner yazdığı kitapta deniz kızlarını insan görünüşlü ancak cinsiyeti olmayan yaratıklar olarak tarif ediyordu. Hepsinin belden yukarısı genç bir kız görünümündeydi ve dalgalı, uzun siyah saçları vardı. Tenleri kızıl kahverengi ve oldukça kaslıydı. Boyları 130 ile 150 santim arasındaydı. Suyun daha sığ olan yerlerinde yaşayanlar ise daha zayıf ve mavi-yeşil renkteydi.
Bu konuda yapılan yorumlar ne olursa olsun, her toplumun mitolojisinde az ya da çok deniz kızlarıyla ilgili bölümler olduğunu biliyoruz. Tabii sadece deniz kızları da değil; Şahmeran gibi, Minotor gibi, insanlaşmış ya da en azından yarı insan pek çok figür var.
Belli ki bu sadece günümüze özgü değil, doğuştan gelen bir şey. İnsan var olduğundan beri, yani Homo sapiens’ten beri kendisi gibi olmayandan pek de hoşlanmamış... Daha da enteresanı, her ne kadar hoşlanmıyor olsa da farklı olanlardan, en önemlisi de hayvanlardan vazgeçememiş... Orta yolu da onları insanlaştırmakta, en azından insanlaştırmaya çalışmakta bulmuş.
Şimdi yine “İnsan nedir?” kısmına takılmayacağım ama galiba hayvanı tanımlamakta yarar var.
Wikipedia’ya “Hayvan nedir?” diye sorduğumuzda şu cevapla karşılaşıyoruz: “Hayvan, canlılar dünyasının ökaryotlar (Eukaryota) üst âlemindeki hayvanlar (Animalia) âleminde sınıflanan canlıların ortak adıdır. Arapça ‘canlı varlık’ anlamındaki hayawān sözcüğünden Türkçeye geçmiş olan ‘hayvan’ sözcüğü, günlük kullanımda esasen insan dışı, nefes alan ve hareket eden canlıları ifade etmek için kullanılırsa da biyolojik bağlamda insanı da içerir.”
Bir başka kaynağa göre ise hayvan, Latince “yaşayan” ya da “ruh” anlamındaki anima sözcüğünden türeyen, biyolojik sınıflandırmada Metazoa ya da hayvanlar âlemi olarak bilinen büyük canlılar grubudur; “genellikle yer değiştirerek hareket eden, organik maddelerle beslenen, içgüdüleriyle hareket eden, akıldan yoksun canlılar” olarak tanımlanmıştır. Bir de vahşi hayvanlar var tabii; onların tanımı da şöyle: “İnsandan kaçan, insana alışmamış, saldırgan, tamamen içgüdüsel hareket eden, insan ve bitkilerin dışında kalan, hareket yeteneği olan canlılara verilen isimdir.”
Tanımı yapanlar kimler? Tabii ki insanlar... Buraya kadar sorun yok gibi görünüyor.
Peki, hemen her gün ekranlara yansıyan, sosyal medyada sürekli karşımıza çıkan kadına, köpeğe, kediye, bilumum canlıya şiddet, tecavüz, cinayet haberlerine ne diyeceğiz?
Şimdi soru şu: Genellikle yer değiştirerek hareket eden, organik maddelerle beslenen, akıldan yoksun, saldırgan ve tamamen içgüdüsel hareket eden canlılar kimler? Biz mi, hayvanlar mı?
Ama unutmayın ki bizler zeki, hatta çok akıllı, hatta çok çok çok akıllı canlılarız ve tüm düzeni biz kurup biz yönetiyoruz. Hatta bizim dışımızdaki her şey, her canlı sadece bize hizmet etmek için var ve hizmet ettiği sürece yaşar!
Bana sorarsanız bunun böyle olmadığını artık topyekûn kabullenmeli ve “hayvan” kelimesini bir hakaret sıfatı olarak kullanmaktan acilen vazgeçmeliyiz.



