Evcil Hayvan Beslemeye Karşı Yaklaşımların Bazı Kişilik Özellikleri ve Psikolojik İhtiyaçlar Açısından İncelenmesi
EVCİL HAYVAN BESLEMEYE KARŞI YAKLAŞIMLARIN BAZI KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ VE PSİKOLOJİK İHTİYAÇLAR AÇISINDAN İNCELENMESİ
Öğr. Gör. Dr. Ayça Büyükcebeci Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi/Muğla Meslek Yüksekokulu,
Doç. Dr. Hasan Yılmaz Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesi/Eğitim Fakültesi,
Şehir yaşamı ile doğadan uzaklaşan insanoğlu için mutlu olmanın koşulu, çok fazla emek ve çaba gerektirir olmuştur. Modern yaşam pek çok yönden fayda sağlarken insanların yalnızlaşması ve buna bağlı olarak ruhsal sorunların artmasını da beraberinde getirmiştir. Günümüzde yaşamlarını evcil hayvanlarla paylaşan insan sayısının gün geçtikçe arttığı görülmektedir.
Şüphesiz ki evcil hayvan beslemek ciddi maddi ve manevi yükümlülükler gerektirmektedir. Peki, insanlar çağımız zorlu yaşam şartlarına ek olarak niçin bir hayvanın sorumluluğunu üstlenmekte ve bir evcil hayvan beslemeye ihtiyacı duymaktadır?
Bu sorudan hareketle hayvansever ve evcil hayvan besleyen bilim insanları olarak Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesi’nde Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bilim dalında akademisyen olarak görev yapan değerli hocam Doç. Dr. Hasan Yılmaz ile gerçekleştirdiğimiz araştırmamız ile evcil hayvan beslemenin bazı kişilik özellikleri ve psikolojik ihtiyaçlar ile ilişkisini ortaya koymayı amaçladık.
Bu genel amaç çerçevesinde; evcil hayvan beslemeye karşı iki kutup düşünceye sahip (Evcil hayvan besleyenler ve sevmediğini belirtenler) 18 - 40 yaş aralığında bulunan 366 bireyi; psikolojik ihtiyaçları, örselenme yaşantıları, sosyal onay ihtiyacı ve aleksitimik değerleri açısından farklarını incelendik. Ayrıca Eysenck kişilik tipleri açısından da karşılaştırmalarını yaptık.
Gerçekleştirdiğimiz araştırma sonucunda; Eysenck Kişilik tipleri boyutlarından nörotizm ve psikotizm kişilik özelliklerinin hayvan sevmeyenlerde evcil hayvan besleyenlere kıyasla daha yüksek olduğu bulgusuna ulaşıldı. Nörotizm; kaygı, korku, depresyon, düşük benlik saygısı, duygusal ve mantık dışı davranışlar göstermeye yönelik yatkınlık ile ilişkili bir kavram olup, psikotizm ise saldırganlık, mesafeli davranma, antisosyal davranışlar ve diğer insanlara karşı duyarsız davranma ile ilişkili bir kavramdır. Nörotizm ve psikotizm kişilik özelliklerine sahip bireylerin diğer insanlarla kurdukları iletişime yansıyan bu olumsuz özelliklerinin, hayvanlara bakış açılarını ve hayvanlarla kurdukları iletişimi de olumsuz etkilediği söylenebilir. Diğer taraftan hayvanlara karşı olumlu duyguları olan ve hayvan besleyen grubun nörotizm ve psikotizm kişilik özelliklerinin daha düşük olduğu bulgusuna ulaşıldı. Bu durumun, hayvanların insanlar üzerindeki fiziksel, sosyal ve ruhsal sağlığın gelişmesi ve korunması üzerindeki olumlu teröpatik etkisinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Diğer yönden bu bulgu “ hayvan sevmeyen insan da sevmez”, “hayvanlara kötü davranan bireyler, insanlara da kötü davranma potansiyeli taşır” düşüncelerinin bilimsel olarak da ne denli gerçek olduğunu kanıtlar niteliktedir.
Hayvan besleyen ve sevmediğini belirten iki grup, örselenme yaşantıları açısından karşılaştırıldığında ise, hayvan sevmeyenlerin göreceli olarak evcil hayvan besleyenlere kıyasla çocukluk dönemi örselenme yaşantılarına daha fazla sahip oldukları sonucuna ulaşıldı. Örselenme yaşantıları bireylerin yetişkinliklerinde kendilerine, dünyaya ve diğer insanlara karşı güven duygularına zarar veren deneyimler olup, bu olumsuz etkinin hayvanlara karşı gösterilen eğilimlere de maalesef yansıdığı söylenebilir.
Hayvan besleyenler ile sevmediğini belirten gruplar üç temel psikolojik ihtiyaç açısından değerlendirildiğinde ise; yeterlik ihtiyacı boyutunda herhangi bir fark elde edilmezken, özerklik ve ilişki ihtiyacı boyutunda iki grup arasında anlamlı farkın olduğunu görüldü. Hem özerklik ihtiyacının hem de ilişki ihtiyacının hayvan sevmeyenlerde daha yüksek olduğu sonucuna ulaşıldı. Hayvanların sahipleriyle kurdukları iletişim, diğer insanlarla kurulan iletişimden farklı olarak şartlara göre değişmemekte, tutarlılık ve süreklilik göstermektedir. Hayvanlarla kurulan ilişkide, koşulsuz sevgi ve sadakat söz konusudur. Evcil hayvan sahiplerinin hayvanları ile kurdukları ilişki ile diğer insanlarla kurdukları ilişkiden sağlamaları beklenen ilişki ve özerklik ihtiyacını belli bir oranda karşıladığı söylenebilir.
Algılanan sosyal destek ihtiyacı açısından iki gruba bakıldığında ise algılanan sosyal destek ihtiyacının da evcil hayvan besleyenlerde daha az olduğu bulgusuna ulaşıldı. Algılanan sosyal destek ihtiyacının alt boyutlarına bakıldığında ise, sosyal geri çekilme boyutunda evcil hayvan besleyenlerin ortalaması daha yüksek ve anlamlı bulundu. Bu durum evcil hayvan besleyenlerin diğer gruba kıyasla sosyal ortamlardan uzak kalmayı tercih eden bireyler oldukları söylenebilir. Buna karşılık başkalarının yargılarına duyarlılık ve olumlu izlenim çabası alt boyutları ise anlamlı düzeyde evcil hayvan besleyenlerde daha düşük bulundu. Hayvanların bakıcılarıyla kurdukları ilişkide koşulsuz bir bağlılık ve yakınlık söz konusudur. Bu durumun da evcil hayvan sahiplerinin duygusal ve fiziksel temas ihtiyacını büyük ölçüde karşıladığı, diğer insanlardan beklenen sosyal destek ihtiyacını azalttığı söylenebilir.
Araştırmanın bir diğer bulgusu ise evcil hayvan besleyenlerin genel aleksitimi puan ortalamalarının hayvan sevmeyenlerin puan ortalamalarından daha yüksek ve anlamı olmasıydı. Aleksitimi, duyguları fark etme, tanıma, ayırt etme ve ifade etme güçlüğüdür. Aleksitimik bireyler diğer insanlarla kurdukları iletişimde anlama ve anlaşılma sorunları yaşarlar ve bu durum onları ruhsal yönden olumsuz etkiler. Hayvanlar kelimeler olmadan iletişim kurabilir, bir his sağlayabilir. Sundukları bağlılık, sevgi ve samimiyetle onlara bakım veren kişileri her şartta koşulsuz ve pozitif olarak algılarlar. Hayvan sahipleri, yaşadıkları duygusal doyumu ve memnuniyeti genellikle diğer insanlarla olan ilişkilerinde hissettikleri samimiyet, iletişim seviyesi ve arkadaşlıkla kıyaslanamayacak kadar üstün ve deneyimlemez olduğunu belirtmektedir. Aleksitimi gibi insanlarla iletişim ve ilişkide, kendini ifade etme, anlama ve anlaşılma bakımından sıkıntı çeken bireylerin hayvanlarla duygusal temasa yönelik daha olumlu bir tutum geliştirerek ruhsal bir denge sağlamaları anlaşılır bir durum olarak değerlendirilebilir.
Gerçekleştirdiğimiz araştırma ile insanların ruh sağlıkları, psikolojik ve sosyal destek ihtiyaçları üzerinde evcil hayvanların olumlu etkisi olabileceği görülmüş olup, evcil hayvan sahiplerinin ruhsal yönden hayvanları sevmeyenlere oranla düşük nörotizm ve psikotizm puan ortalamaları ile ruhsal yönden daha sağlıklı bireyler oldukları sonucu çıkarılabilir. Bu çalışma ile İnsanoğluna yüzyıllardır hizmet eden hayvanların kendilerine sarf edilen maddi manevi emeği, şifalandırıcı psikolojik etkileri ile kat be kat sağlık olarak ödedikleri söylenebilir.
Dileğimiz bu alanda gerçekleştirilecek bilimsel çalışmaların artmasıdır.
*Bu araştırma 18-21 Nisan Tarihleri arasında Bodrum’da gerçekleşen 3. Uluslararası Avrasya Sosyal Bilimler Kongresi- ICOESS’de bildiri olarak sunulmuş ve kongre tam metin bildiri kitabında yayınlanmıştır.http://www.icoess.com/Content_Files/Content/indirilecek%20dosyalar/ICOESS%202019%20tam%20metin%20kitab%C4%B1.pdf

