EGE
Akdeniz müziğinin ülkemizdeki mimarı sanatçı EGE, müzisyen kimliğinin yanı sıra yazar kimliği ile de HAYATTAN NOTALAR da!
1995 yılında çıkardığı ilk albümü 'Senden Uzak' ile müthiş bir çıkış başarısı yakalayıp çok sevilen ve bugüne dek yayınladığı albümlerle 3 milyonu aşan satış başarısıyla, 90'lardan günümüze romantik şarkıları ve özel ses tınısıyla severek dinlediğimiz sevgili EGE ile sizler için söyleştim. Minik dostu Jack Russell cinsi bir dişi olan Puffy de bize eşlik etti.
Müzikten, edebiyattan, can dostlardan bahsettiğimiz söyleşimizin küçük bir bölümü TV8.5 kanalında PATİNİN HİKÂYESİ programı için hazırlayıp sunduğum "Patili Ünlüler" bölümünde yayınlandı. Evet, böyle bir heyecanım da var sizlerle paylaşmak istediğim.
Can dostlarımız ile ilgili çeşitli bölümleri olan PATİNİN HİKÂYESİ programı için her hafta hayvansever bir ünlü ismi "Patili Ünlüler" de konuk ediyorum. Programın jenerik şarkısının sözlerini yazmak ve solistliğini yapmak da ayrıca güzel bir keyifti. MüzikLab Stüdyo'da hazırlanan jenerik, sevgili dostlarım Seçil Akın ve Murat Yelken imzası ile hazırlandı. Bundan böyle her pazar 12:30 da TV8.5 da yayınlanan PATİNİN HİKAYESİ programından da sanatçı dostlarla yaptığım söyleşileri takip edebilirsiniz. Söyleşi içinde dergimizin astroloji bölümü yazarı sevgili Müge Aksoy da ünlü konuğumun burcunun evcil hayvanlarla olan uyumunu astrolojik olarak yorumluyor. Şimdi sevgili EGE ile sizler için yaptığım keyifli söyleşimize geçelim.
Sevgili Ege, söz yazarlığınız, besteciliğiniz, yorumculuğunuzla yani müzisyen kimliğinizle sizi herkes biliyor ve tanıyor. İnsanların çok fazla bilmediği, yeni yeni keşfettikleri bir de yazarlık yönünüz var. İki kitabınızdan biri, iki sene önce yayınladığınız 'İSYAN'. İkincisi ise Haziran ayında yayına çıkan 'ASİL DEDENİNDÜĞÜNÜ’. Yazmayanasıl başladınız? Ne zaman karar verdiniz?
Puffy ile tanıştığımda. Aslına bakarsanız Puffy, benim çok yakın dostumun can yoldaşı. Son 3 yılın 2 yazını bir adada geçirdik Puffy ile. Bir arkadaşımın adasında kalıyorduk. Bizim hem oyun arkadaşımız hem de kendince adanın muhafızıydı. Puffy'siz bir hayat olmadı adada. İstanbul'a dönünce de zaman zaman bir araya gelip hasret gideriyoruz. Kitap yazmaya gelirsek, adada internet yok, televizyon yok, telefon yok. 55 dönümde 6 kişisin ve hep kafamın bir tarafında yazmak vardı. En iyi zaman bu zaman dedim. Çünkü kendine ayırabileceğin bir yalnızlık bloğunu yakalamak gerekiyor. Üretmenin en önemli özelliği de bu zaten. Yalnızken yazabiliyorum. Harika bir ortamdı. İlk önce başladım olur mu, gider mi diye. Bu konuda deneyimli dostlarıma gönderdiğimde de çok olumlu eleştiriler aldım. Kitabın büyük bir kısmını orada tamamladım. Sonra İstanbul'a döndüm ve bir iki ayda ilk kitabım çıktı. Bir sonraki yaz yine aynı adadaydık. Nicedir kafamda olan bir hikâyeydi 'Asil Dedenin Düğünü'. Onu da orada yazmaya başladım. Büyük bir kısmını adada bitirdim. 3 ay gibi harika bir zamanınız var. Sadece konserlere gidiyorsunuz ara ara, başka da bir şey yok. Bu sene de 3. kitabıma başladım. Yazmak aslında şarkıcılıktan ya da bestecilikten biraz daha farklı. Çünkü bestede bir şarkı bloğunun peşinde gidiyorsunuz. 4 dakikalık bir hikâyeyi anlatmak için bir hafta yeterli fakat roman öyle değil. Nerdeyse zamanınızın tümünü alıyor. Sosyal ortamda bile o roman karakterlerini düşünüyorsun, kurguya yerleştirmeye çalışıyorsun, inandırıcılığını, tutarlılığını, hikâyenin sürükleyiciliğini, nasıl bir üslup kullanman gerektiğini. Şarkıdan çok daha geniş ve çok daha zor ama çok daha keyifli bir şey! Yazmak, son 3 yılın en büyük uğraşısı oldu benim için.
'Asil Dedenin Düğünü' konusu ve dili çok güçlü bir kitap. Bize biraz bahseder misiniz?
Asil Dede tek bir hikâye değil, üçlü paralel kurgu hikâyeden oluşuyor. Hikâyelerden biri, Asil Dede aslında Hak'kın özel yeteneklerle ve görevlerle donattığı bir derviş. Yeteneği ise âlemdeki bütün varlıkların dilini konuşabiliyor. Sadece hayvan, bitki, insan değil, karanlığın, ışığın, güneşin, yağmurun, suyun dilini de bilen bir derviş. Görevi ise âlemdeki kaosu, uzlaşmazlıkları düzeltmek için bir aracı, bilge, şifacı bir adam. Tabii ki onun kendi hayatı da var ve hayatında da akademisyen olarak görev yapıyor. Uluslararası anlaşmalarda çok önemli bir ara bulucu ve yazdığı yazılar yüzünden Ergenekon ve Balyoz döneminde hapse atılıyor. Gardiyan Bekir ile aralarındaki ilişkiyi ve Bekir'in dönüşümünü görüyoruz Asil Dede'nin sayesinde.
Kırlangıç kuşunu bir metafor olarak kullanmışsınız, mitolojik öyküler de var hikayenin içinde. Bu öykülerden de bahsedelim mi lütfen?
Kırlangıç, baktığınızda sadece Türk mitolojisinde değil dünya mitolojisinde de çok yeri olan bir varlık. İnsanlarla en bağışık, korkmayan kuş, aslında kırlangıçlar. Bunu da 'Nuh Tufanı'na bağlayanlar vardır. Anlatılan hikâyede Nuh, âlemdeki tüm canlıları bir gemiye doldurmuştur. Derken tekne su almaya başlar ve Nuh yılandan yardım ister, teknedeki deliği kapatması için. Yılan da der ki 'uzun zamandır yemek yemedim; burada ki misafirlerinden birini yememe izin verirsen..' Bakar ki Nuh ya gemi batacak ya da birini feda edecek. Kabul eder. Yılan girer deliği kapatır ama hangisini yiyeceğine karar veremez ve arıdan yardım ister. Der ki " Sen iyi koku alıyorsun, bak bakalım eti en lezzetli hangisi?” diye. Arı dolaşmaya başlar ve Nuh'un çocuklarından birinin kokusunu beğenir. "Eti en lezzetlisi, insan eti" diye tam söyleyecekken kırlangıç bunun farkına varır ve arının dilini ısırır. Buna sinirlenen yılan da kırlangıca saldırır ve kuyruğunu ısırır. Böylelikle insan ırkını kurtaran bir varlık olarak görülebilir kırlangıçlar. Onların aynı zamanda çok enteresan kolektif bir çalışması vardır ki hiçbir kırlangıç yuvasını tek başına yapmaz dişisiyle beraber arkadaşları yardım eder. İnanılmaz bir mimarlık, mühendislik ustalığı vardır. Burada da özgürlüğü, dayanışmayı sembolize eden bir varlık kırlangıç.
Kitaplarınız, hem yazım tarzınız hem de konsept olarak kendine has özellikler taşıyor. İlk kitabınız İSYAN da bunu gördük. İsyan konusu ile de özel. Kitabın içinde yemek tarifleri var ve aynı adla yayınladığınız bir de albüm var ki okuyucular kitabı satın aldıklarında 'İsyan' albümünü de telefonlarına indirdiler. Şarkıların, yemek tariflerinin sebebini ve tüm bunların kitaptaki vurgusunusizden dinleyelim mi?
Her besteci ve her yazar ilk eserlerinde cebindekileri harcarmış. İlk kitabımız isyanda da bu gelenek bozulmadı sanırım. Bildiğime inandığım, sevdiğim konuları dâhil etmek istedim kitaba. Yemek yapmak, zeytinyağı, şarap ve müzik. 'İsyan'ı yazarken yaşadığım ruh hali istemeden de olsa notalara döküldü. Kitabın bir duygusu, rengi ve kokusu vardı; neden sesi olmasın dedim ve isyan şarkılarını aynı anda çıkardım.
Buradan yemek yapmayı da sevdiğiniz sonucuna varabiliriz sanıyorum. Yemek yapmak sizin için bir terapi midir? Farklı yemekler pişirmeyi de dener misiniz?
Kendine yaptığın yemeğin ne tadı ne de bir esprisi olur. Dostlarımla birlikteysem ya da bir sevgilim varsa onun içine eğlenceli bir yolculuk katmak gibidir yemek yapmak.
İSYAN kitabınızı bir köpeğe ithaf ettiğiniz doğru mu? Bahseder misiniz lütfen?
İlk kitabım İsyan'ı yazarken kaldığım adada ismi Ölü Köpek olan yaşı yirminin üzerinde bir dostumuz vardı. İsminden de anlaşılacağı gibi neredeyse ölü gibiydi. Sabahları onun uyanmasını izlerdim. Gözünü açması ile ayağa kalkması arasında 20 dakika geçerdi. Buna rağmen yaşama içgüdüsü ve azmi, bende inanılmaz bir saygı uyandırdı. Kahramanım İsyan'ın karakterine ilham verdi. Bu sebepten ilk kitabım İsyan'ı ithaf ettiklerimdendir Ölü Köpek.
Kimleri okursunuz? Yazım dili ve tarzı ile beğendiğiniz yazarlar kimlerdir?
Çocukluğumda Kemalettin Tuğcu hayranıydım. Umudunu yitirmeyen, güçlü, azimli, dürüst kahramanların yazarı. Sonrasında Yaşar Kemal, Kazancakis, Amin Maalouf hem sevdiğim yazarlar hem de kitap yazarken üslubun ne kadar önemli olduğunu gösteren rehberlerim oldular.
Yeni kitabınızla birlikte imza günleriniz de devam ediyor. Tepkileri nasıl okurlarınızın?
Aslına bakarsanız şarkı söylemenin ya da besteciliğin getirdiği dezavantajı yaşıyorum diyebilirim. İnsanlar sizi bir işte kabul etmiş onaylamışsa sonra ki yeni bir işte çok zorlanıyorsunuz ta ki okuyana dek. Bir 50 sayfa avans istiyorum. Yazarlık benim alıştığım bir süreç ama tabii ki insanların kabul etmesi, yazarlığıma alışması zaman alacak. Yine de sabırlıyım çünkü dediğim gibi son üç yıldır hayatta en keyif aldığım, yapmaktan hoşlandığım, aralıksız çalıştığım şey, yazmak. Bundan sonra da hayatımı böyle sürdürmeyi istiyorum.
Ne kadar güzel, keyifle bekliyoruz öyleyse yeni kitaplarınızı da.Konserler devam ediyor takip ettiğim kadarıyla. Neler olup bitiyor bu aralar hayatınızın müzik tarafında?
Evet, konserler var. Yaz epeyi yoğun ve tempolu geçti. Kışın şu an görünen 7 - 8 konserimiz var Ekim sonuna kadar. Bu arada 'Kurtuluş Savaşı Destanı'nı yazıyorum. 10 bölümlük senfonik eser. 3. bölümü bitti. Niyetim aslında bu 19 Mayıs'a yetiştirmekti ama senfonik eser olduğu için partisyonlar ayrı yazılıyor, senfoni geliyor çalıyor, opera geliyor söylüyor. O yüzden para biriktirdikçe bu işe yatırım yapıyorum. Hem sözlerini yaz, hem eseri bestele, zor, yoğun ve yüksek maliyetli bir iş. İnşallah yeni yılın 19 Mayıs'ına yetişecek.
Söz yazıyorsunuz, beste yazıyorsunuz, kitap yazıyorsunuz... Kendinizi hangi tarafta daha iyi ifade ettiğinizi düşünüyorsunuz?
Aslında hepsi bir ifade biçimi. Şunu biliyorum; şiddetin temelinde insanın kendini ifade edememesi var. O yüzden söz ile anlatamadığı öfkeyi davranışa vuruyor, eyleme vuruyor. İlkokuldan beri kitap okumanın getirdiği alışkanlıkla; ben kendimi ilkokulda şiir, lise ve üniversite yıllarında beste ile ifade etmeyi denedim. Rahatlıkla söyleyebilirim ki hayatım boyunca hiç kavga etmedim, hiç karakola düşmedim. Çünkü bir şey olduğunda konuşmayı, iletişim kurmayı becerebildim. Bunların tamamı benim kendimi ifade etme yöntemim. Bundan da zevk alıyorum. Artık müzik bitti, yazarlık var diye bir şey de yok. Hepsi hala sürdürdüğüm, keyif aldığım işler.
2018-19 da çok sesli marşlar yaptınız. 'Kurtuluş Savaşı Destanı' ve 'Mustafa Kemal'in Askerleriyiz' Bu marşlar ve bahsettiğiniz senfonik albüm projenize sizi iten sebepler ve olgular nedir?
Atatürk ve devrimleri benim dünyaya bakış açımın çizgilerini belirlemiştir. Kurtuluş Savaşı'nın yüzüncü yılında Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere, bu topraklar uğruna şehit düşmüş, gazi olmuş bütün vatan evlatlarını anmak hem gönül borcum hem de görevimdir. Bu görevi yerine getirebileceğim tek şey, mütevazı yeteneğim 'müzik' olacaktı.
Yakın bir zamanda yayınladığınız tango şarkılarınız da var. 'Savrulduk', 'Sensiz SaadetNeymiş' dinlemesi çok keyifli,yorum olarak da size, sesinize çok yakışan şarkılar. Ayrıca 10 dile çevrilmiş şarkılarınız var. 'Best Of Ege, Mediterranean Voice' albümünde sevilen şarkılarınızı,sesinizden farklı dillerde dinliyoruz. Albümün seri olarak devamı ya da başka yeni şarkılar gelecek mi?
Yeni şarkılar yazmanın zamanı geldi ama şu anda hem 'Kurtuluş Savaşı Destanı'na hem de yeni kitaba konsantre olmuş durumdayım. Bakalım hayat ne gösterecek.
Sevgili Ege yoğun bir hayvanseversiniz aynı zamanda. Ne zaman girdi bu sevgi hayatınıza?
Evet, aslında 1997'de Türkiye'de köpekle başlayan bir serüvenim var. Muhabbet kuşları, iguana... Sonrasında Bahçeşehir'e taşındık. Orada daha rahat, daha özgür bir ortam vardı. Kapı, pencere kilitlemiyordum. Tabii bunun bedeli bana ağır oldu. Sırasıyla kaçtılar ve bir anda 16 tane yavrum oldu. 10 tane kedi, 6 tane köpek. Bu ciddi bir sorumluluk. Çok seviyorum ama birincisi artık bahçeli bir evim olmadığı için ikincisi çok fazla seyahatim olduğu için. Onlara sadece evimde bir canlı besliyorum diye bakamazsın. O da ailenin bir bireyi. Benim ne kadar hakkım varsa o evde onun da hakkı var. Onun da bir sağlık harcaması var, beslenmesi var, zaman ayrılması, gezdirilmesi gerekiyor. Bunu yapamayacağım zaman bu sorumluluğu taşımak istemedim işin gerçeği. Hayatıma bir Jack Russell almak isterim ama Puffy de doğurmamakta kararlı. Erkeklerle arası yok. Bakalım şimdilik bu isteğimden vazgeçtim.
Peki,hayvanlar veonlara yapılan kötü muamelelerle ilgili sizi en çok rahatsız eden şey ne? Onlar için neyi değiştirmek isterdiniz?
Hayvanlarla ilgili yasaların değişmesi ve cezaların artırılması gerekiyor. Mala zarar veriliyor diye geçiyor ama her şeyden önce onların bir canlı olduklarını ve hakları olduğunu kabul edip hayvan hakları yasalarının bir an önce geçmesi çok çok önemli. Neyi değiştirmek isterdim sorunuza gelirsek her şeyden önce her evde, mutlaka bir çocukla beraber bir hayvanın da birlikte büyümesini isterdim. Büyürken çocuklarımıza büyüklerin aşılayamadığı sevgi ve sorumluluğu hayvanların aşılayabileceğine inanıyorum. Tanımadığı bir hayvana eziyet eden bir insan psikolojisinde biriyle aynı semtte olmak bile rahatsız edici bir şey. Hayvana vicdansızca bunu yapan bir insan, insana neler yapabilir. Hem bu yasaların çıkması hem de cezaların ağırlaştırılması çok çok önemli doğrusu.
Ege bey, bu özel ve keyifli söyleşi için bir kez daha çok teşekkür ediyorum.
Ben de her şey için teşekkür ederim.
Evet, sevgili dostlar, Türk Pop’ unun ve Akdeniz müziğinin değerli sesi sevgili EGE ile yaptığım bu söyleşinin anısına kendisine KIRMIZI YANSIMALAR sergimden bir tablomu hediye ettim. Takip edenler bilirler, geçen sene Ekim ayı boyunca Trump Art Gallery'de açtığım KIRMIZI YANSIMALAR sergimin devamı bu sene Kasım ayında tekrar sanatseverlerle buluşacak. Yeni kişisel sergim 1 - 7 Kasım 2019 tarihleri arasında İstanbul - Kadıköy'de Caddebostan Kültür Merkezi'nde sergilenecek. Tutkunun rengi kırmızıyı yorumladığım 30 eserle CKM de sanatseverlerle tekrar buluşacak olmanın heyecanı ve mutluluğunu yaşıyorum. Tüm sergi boyunca dostlarımla birlikte orada olacağım. Siz sevgili 4P1K DERGİ okuyucularımı, sanatseverleri ve takipçilerimi sohbet etmek ve tanışmak için beklerim.
Her zaman dediğim gibi; sevgileriniz büyük, enerjileriniz güçlü olsun.


