Aylin Eke

Covıd – 19 Pandemisi ve Adaptasyon

Merhaba sevgili okurlarım, COVID -19 ile gelen pandemi sürecinde yaklaşık bir seneyi tamamladık tamamlamasına ama kaygı ve belirsizliklerle dolu olan dönem aslında hala devam ediyor… Artan vaka sayıları, normalleşme adımları derken adaptasyon sürecimizin ne denli hayatta kalmaya yönelik olduğunu da düşünüyoruz, sorguluyoruz…

İnsan adapte olmayı hızla başarabilen canlıların başında geliyor. Hayatta kalma duygusunu besleyen en temel duygularından biri de kaygı. Belirli miktarda kaygı ve stres duygularını deneyimlemek; tehlikeyi öngörmeyi sağlamakla birlikte dikkat ve performansı da arttırıyor. Tabi ki her koşulda olduğu gibi hayat akışını bozacak aşırı kaygı, motivasyonu olumsuz etkileyerek bu durumu bozmaktadır. Herhangi bir durumda stresi yaşamamak, kaygısız olmak veya hiç kaygı duymamak durumlarına odaklanmak değil, var olan kaygıyı fark etmek, onu kontrol edebilmeye çalışmak doğru olandır. Hayatımızın işlevselliğini bozmayacak şekilde dengeyi kurarak yola devam etmek önemlidir.

İnsan psikolojisinde ve ek olarak hayvan psikolojisinde de; kaygı ve korku duyguları ile baş etme de temelde iki strateji kullanılır: savaş - kaç ya da dona kal. Hissedilen tehlike anında; ölüm korkusu ve hayatta kalma amaçlarıyla beyin tehlike alarmını çalar. Aslında, beynin bu tehlike alarmını çalması için her zaman gerçek bir tehlike olmak zorunda değildir. Düşüncelerimizle oluşturduğumuz, hayal ettiğimiz tehlike ile de bu algıyı tetikleyebilmemiz mümkündür. Duygu, düşünce ve davranış birbirlerinden etkilenmektedir. Hayatta kalmak beyin gücüyle olabilecek bir şey değil aksine harekete geçme ile olacaktır.

Biraz daha detaylandıracak olursak eğer; Otonom Sinir Sistemimiz, Sempatik ve Parasempatik sinir sistemi olmak üzere ikiye ayrılır. Sempatik Sinir Sistemi işte beynin bu tehlike alarmını çalıştırdığında devreye girer ve vücudu harekete geçirir. Göz bebeklerinin büyümesi, kasların sertleşmesi, kasların sertleşmesi için kan pompalanmasının artması ve kalp ritminin hızlanması, nefes hızlanması gibi bedensel tepkiler örnek olarak verilebilir. Parasempatik sinir sistemi ise tehlike yok, her şey normal güvendesin mesajını beyne iletir. Mesaj alındıktan sonra, beden hareketleri yavaşlar, nefes alış-veriş düzene girer ve göz bebekleri küçülür, beden ve zihin sakinleşmeye başlar.

Belirsizliğin yoğun olduğu durumlarda otomatik olarak kaygımız yükselir, çünkü ne yapacağımızı bilemeyiz. İnsan canlısı olarak bizlerin en çok zorlandığı kısım da, belirsizliklerle başa çıkmalardır. Geçtiğimiz bir yıl boyunca aslında bu pandemi sürecinin en büyük öğretilerinden birinin belirsizlikle beraber yol alabilme olduğunu düşünüyorum. Aslında hayatımızın pek çok evresinde belirli oranda bir bilinmezlik hep vardı ancak bir şekilde veya kısa sürede o belirsizliği yok ederek yola devam ediyorduk. Şu an içinde bulunduğumuz durumun en büyük farkı ise, elimizde olmayan ve değiştiremeyeceğimiz bir sürenin olması, çeşitli baş etme yöntemleri arayışlarında olmamız.

İnsan görece adaptasyon ve uyum sürecinde iyi olan bir canlı. Başlarda yoğun kaygı duyduğu durumla baş edebilmek için kendince önlemler aldı, yeni düzenlemeler yaptı. Danışanlarımdan ve ayrıca kendi hayatımdan da gözlemlediğim kadarıyla, hepimizin baş etme becerileri farklı ve kendine özel. Birimize iyi gelen ötekimize iyi gelmeyebiliyor. O yüzden çok kaygılandığınızda veya belirsizliklerden bunaldığınızda nefes egzersizleri yapmak, sakinleştirici müzik dinlemek, meditasyon yapmak oldukça rahatlatıcı olabilmektedir. Nefese odaklanarak şimdi ve burada olmak, kaygı ve aynı zamanda stres seviyesini de düşürüyor; sakinleştiriyor.

Bizlerde olduğu kadar evcil hayvanlarımız da bu uzun soluklu eve kapanma ve yeni normal hayatımıza dönme kısmında oldukça etkilenmiş durumdalar. Kısa bir değerlendirme yapacak olursak, kediler zaten hep evdeydi ve aslında biz insanlar ve köpekler kadar onlarda çok da bir farklılık olmadı. Elbette ki etkilenenler vardır ancak dışarı ile daha muhabbeti çok olan köpek ve insanlar olarak evde zorunlu kalmak bizleri daha çok etkiledi. Elimizden geldiğince rutinlerini bozmadan ilerletmeye çalıştık, çalışmaya da devam ediyoruz bu süreci. Köpekler (ve de kediler) rutini sever, rutin içerisinde kendini güvende hisseder tıpkı çocuklar gibi. Yeniden normalleşme adımlarının atıldığı son dönemde, ayrılık anksiyetelerinin yoğun yaşanmaması adına, eskiden sürekli sizi gören evcil hayvanınızın birden uzun saatler boyu yalnız kalmasını beklemeniz hem ona hem kendinize yaptığınız bir haksızlık olacak ve istenmeyen davranış sorunlarını da beraberinde getirecektir. Adım adım ayrılık ve evde kendi kendine vakit geçirmesi için planlanan zamanlar ile köpeğinizin eski düzenini hatırlamasına yardımcı olun. Alıştığı düzeni gördükçe o da rahatlayacak siz de rahatlamış olacaksınız. Farklı odalarda vakit geçirmeye dikkat edin, yalnız kaldığında ödülle teşvik edin. Evden çıkarken uzun ayrılık konuşmaları, vedalaşmalardan kaçının. Bu vedalaşma konuşmalarını yapmamanız sadece bu dönem için değil her zaman için akılda tutmanızı öneririm, veda konuşmaları yapmayın bu sadece süreci olumsuz etkiler. Sanki yan odaya gidiyormuş gibi acele etmeden, sakince evden çıkın.

Her zaman olduğu gibi, bu süreçte de sabırlı olmak altın değerinde. Hem kendinize hem de evcil dostunuza süreci atlatabilmesi için sabır gösterin. Hiçbir şey bir anda ortaya çıkmadığı gibi, bir anda da yok olmuyor. Sabır, emek, saygı ve sevgi ile üstesinden gelemeyeceğiniz zorluk yok. Nasıl ki pandemiyle gelen bir yeni düzen oldu, sabır ve emekle eski rutininizi hatırlatmaya devam ettiğinizde o tanıdık his tekrar ortaya çıkacak ve evcil dostunuz da kendini güvende hissedecektir.

Uzun bir süredir ekran karşısında olmak ikili ilişkilerimizi ve yüz yüze iletişimimizi de etkilemiş oldu. Okulların seyreltilmiş şekilde açılmasıyla özellikle okulöncesi ve ilkokul çağındaki çocuklar başta olmak üzere akran ilişkilerini kurma, sınırlara saygı duyma, oyunlarda kurala uyma, sosyal - duygusal becerileri kullanma anlamında zorlandıkları da bir gerçek. Kendilerini klavye ile ifade ettikleri uzun bir dönem geçirdiler ve şuan yüz yüze iletişim kurma da zorlanıyorlar. Ancak; evinde evcil hayvanı olan çocukların bir nebze daha kolay atlatabildiklerini gözlemlemekteyim. Kendisinden farklı bir canlı ile beraber büyüyen çocuk; karşısındakini anlama ve empati yapabilme adına evcil hayvanla birlikte büyümeyen çocuğa göre bir adım daha önde oluyor. Bu demek değil ki, yarın evinize bir canlı alın. Sokakta, apartman bahçenizde baktığınız canlılar bile bir adım, farklı canlılarla sosyalleşme anlamında, farklı yaşamlara saygı duyma ve birlikte büyüme anlamında…

İlerleyen dönemlerde, sosyal duygusal becerilerimizi nasıl geliştireceğimiz, ilişkilerimizde nasıl daha rahat iletişim kurabileceğimiz üzerine daha da yoğunlaşacağız gibi duruyor. Hayvanlar bu konuda da bize en büyük yardımcı olacaklar hep dediğimiz gibi…

Önümüzdeki sayımızda görüşmek üzere, sevgi ve bol patiyle kalın.

Basılı arşivden
Bu yazı ilk kez 4P1K Sayı 22 (Nisan 2021) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
AE
Yazar

Aylin Eke

4P1K’de 11 yazısı yayımlandı. Tüm yazıları