Konuk Yazar

Bir Saksağan İle Yaşamak (Bir Saksağan İle Yaşlanmak)

Merhaba, ismim Ömer Cem Harnak. 44 yaşındayım, evliyim ve eşimle birlikte İstanbul'da yaşıyoruz. Küçük bir reklam ajansı sahibiyim, buna ek olarak fırsat buldukça profesyonel müzisyen olarak da çalışmaktayım. Tüm canlıları sevmeye; insanların da doğanın bir parçası olduğunu ve bu dünyayı hep beraber paylaşabileceğimiz gerçeğine inanıyorum. 2016 yılında kızımızın vefatından sonra eşimle birlikte psikolojik olarak çok zor günler yaşadık. Mayıs 2018'de uzunca bir süredir ailece tanışmakta olduğumuz çok değerli veteriner hekim dostumuz Nilay Tezsay'ın sosyal medyada paylaştığı "Yavru bir saksağan kendisine bir aile arıyor" ilanını görünce gözlerimin önünde bir ışık yandı sanki. Çocukluğumdan beri saksağanları ilgi ile takip ederdim fakat hiç yakından inceleme fırsatım olmamıştı. Karı koca olarak da uzun yıllar kedi, köpek ve diğer bulduğumuz sokakta yaşayan canlıları beslemiş olmamıza rağmen kuşlar konusunda çok bilgi sahibi değildik. Hemen telefon açıp eşimden onay aldım ve daha sonra Nilay ile sözleşip bu minik saksağanı evimizde misafir etmek için gerekli çalışmalara başladık.

Oturmakta olduğumuz evimiz küçük olmasına rağmen her metrekaresini bu minik kuş ile paylaşmaya hazırdık. Bir yandan da internetten saksağanlar ve kuş bakımı gibi bulabildiğimiz tüm bilgileri incelemeye başladık. Uzun bir süre sonra bizim haricimizde ilk defa başka bir canlı evimizde konuk olacaktı. Bir kaç gün içinde bu minik dostumuzu teslim almaya gittik. Nilay'ın söylediği kadarıyla kendisi İstanbul Kemerburgaz civarında yuvadan düşmüş şekilde bulunmuş ve ailesine ulaşılamamış bir buçuk aylık bir yavru saksağandı. Tahminen bizde kalacağı süre üç ay kadar olacaktı ve yeterli büyüklüğe eriştikten sonra kendisini doğaya salacaktık. Cinsiyetini bilmediğimiz çelimsiz gözüken bu siyah, beyaz ve gri tüylü yavruya "Zeytin" ismini verdik. Zeytin de tüm canlılar gibi ilk başlarda çok çekingen davranıyordu ve verdiğimiz mamaları yemekte zorlanıyordu. Fakat bir ay içinde iştahla yemeye ve bize ilgi göstermeye başladı.

Bize geldiği zaman büyükçe bir civciv kadardı. Kendisine güvenli alan olarak kafesini öğretmeye çalıştık. Yiyebileceği kadar ıslak kedi maması, su, vitamin, evde pişen sebze çorbaları ve az miktarda et gibi besinlerle beslenmeye başladı. O ailesini kaybetmiş bir yavru, bizler de yavrusunu kaybetmiş bir anne baba olarak kısa sürede kaynaştık. Çok meraklı, hareketli ve oynamayı seven bir kuş olduğu için bizim üzerimizdeki uyuşukluğu da söküp attı.

Saksağanlar hakkında insanların yalan yanlış bilgi sahibi olmaları sebebiyle birçok tanıdığımız tarafından şaşkınlıkla karşılanırken bazılarından da "Hiç işiniz gücünüz yok mu? Elin kargasını neden evinize aldınız ki? Doğanın işine karışmayın; bazıları ölür, bazıları yaşar." benzeri sert yorumlar aldık. Öncelikle bu yavruyu yaşatmak bizim gibi evladını kaybetmiş bir anne baba için ayrı bir önem taşıyordu. Ben Charlie Chaplin'in “Amacınız zarar vermekse, güce ihtiyacınız vardır. Diğer her şey için sadece sevgi yeterlidir.” sözünün tamamen doğru olduğuna defalarca şahit olmuş biri olarak bu işi sevgi ile yürütebileceğimizin farkındaydım.

Araştırıp öğrendiğim kadarıyla saksağanlar zeki ve hareketli bir kuş türü. Ortalama olarak otuz yıl yaşıyorlar. Sevgi gördükleri zaman evcilleşebiliyor ve konuşmayı öğrenebiliyorlar. Türkiye'de genellikle gördüğümüz tür Corvidae (Kargagiller) familyasına mensup Pica pica (Avrupa saksağanı) olarak adlandırılıyor. Uzun ve sivri bir kuyruğa sahipler. Tüyleri ise uzaktan bakıldığında siyah ve beyaz olarak göze çarpar. Başı, sırtı ve göğsü mat siyah; omuzları ve alt tarafı beyazdır. Kanatları parlak çelik mavisidir; ancak kanatlarını açtığında uçlarının oldukça beyaz olduğu görülür. Kuyruk sokumu siyah, kuyruğu ise parlak yeşil ve mor renktedir. Sesleri kuvvetlidir ve "çak çak çak çak" diye çıkar. Aynen kargalar gibi parlak nesneleri çalmayı veya saklamayı severler. Batıya gidildikçe saksağanlar için genellikle olumsuz yorumlar yapıldığını görüyoruz. Eski Britanya kültüründe saksağan ötüşü ölümün habercisi iken Orta Avrupa'da ise genel olarak "Hırsız" olarak adlandırılırlar. Mesela Rossini'nin "Hırsız Saksağan Uvertürü" çok meşhurdur. Hatta eskiden Sovyetler Birliği'nde yaz aylarında pencerelerini açık bırakan kişilerin evlerinden eğitimli saksağanlar aracılığıyla değerli takılarının çalındığı bile söyleniyor. Fakat doğuya gidildikçe bu kanı değişiyor. Mesela Çin'de saksağan iyi haber ve talihin habercisi olarak görülür. Hatta tam Türkçe karşılığı "Sevinç Kuşu" imiş. Ne yazık ki saksağanların bilinen en büyük düşmanları kediler ve doğayı katleden insanlar.

Ben evden çalıştığım için Zeytin'in tüm gelişme evrelerini takip edebildim ve edebiliyorum. İlk başlarda tüyleri tam olarak gelişmediği ve bizleri tanımadığı için evin içinde temkinli olarak hareket ediyordu. Kanatlarını çırpmasına rağmen uçamadığını gördükçe üzülüyorduk. Kanepe ve koltukların yanına gelip sıçrıyor ama yetişemeyip tekrar yere iniyordu. Hatta koşmakta bile zorlanıyordu. Veteriner hekimimiz Nilay'ın tavsiyesi üzerine yoğun besin ve vitamin takviyesine geçtik. Bunun üzerine daha hareketlendi ve tüyleri de gelişmeye başladı. Tüyleri geliştikçe mavi kanat uçları ve yeşil kuyruk da netleşmeye başladı. Gün geçtikçe daha güzel bir kuş oluyordu. Bir süre sonra kanepenin üzerine de sıçramayı başardı ve kendisi de çok sevindi bu duruma.

Sonbahar başlangıcı gibi tüyleri aşırı derecede dökülmeye başladı ve bu bizi çok korkuttu. Sürekli Nilay ile irtibat halindeydik ve ona bir şey olmasından çok korkuyorduk. Bir kaç gün kontrolde kaldı, bazı tüyleri alındı ve eve geri döndü. Söylenildiği kadarıyla yeni tüylerinin çıkması için bu tüylerin düşmesi gerekiyordu. Yolunmuş tavuk gibi kaldıktan bir iki gün sonra vücudu üzerinde dikenimsi yapılar çıkmaya başladı. İki gün kadar da kirpi gibi gezdikten sonra bu dikenlerin içinden tüyler çıktı ve bir buçuk hafta içinde pırıl pırıl tüyleri olan güzel bir kuşa dönüştü. Kendisi de bu durumdan çok memnundu. Artık kanatlarını çırparak ev içinde çok kısa da olsa uçmaya başlamıştı. Zaman içinde uçuşu gelişti ve mesafeler uzadı fakat bu sefer de içgüdüsel olarak evdeki eşyaları gagalamaya başladı. Bir kaç ay içinde evdeki tüm eşyaların üstünü naylon torbalar ile kaplamak zorunda kaldık. Çünkü tipik kuş içgüdüleri yüzünden ya kakasını yapıyor, ya da gagalıyordu (Evde eşyaları kullanmadığımız zaman çoğunun halen üstleri örtülü olarak duruyor). Bize geleli yedi ay kadar olmuştu ama halen yeterince gelişememişti ve evden uçmaya hazır değildi. Üstelik uçmasına en çok faydalı olan beyaz ön tüyleri (primer tüyler) çıkmamıştı. Bu yüzden normal bir kuşun iki kere kanat çırparak ulaşabileceği mesafeye en az dört kere kanat çırpması ve daha fazla enerji harcaması gerekiyordu. Kışa girmekte olduğumuz için de dışarıya salmaktan vazgeçtik. Bahar gelinceye kadar bir gelişme kaydederse o zaman salabileceğimizi düşündük.

Aralık 2018 itibarıyla konuşmaya başladı. Ağırlıklı olarak eşimin söylediklerini alakasız zamanlarda ve çok güzel bir şekilde tekrarlıyordu. İlk söylediği kelimeler bizden en çok duyduğu "Hayır, yapma, dur, Zeytin" oldu. Daha sonra bu kelime dağarcığı artarak "Hoşgeldin, aşkım, seni seviyorum, ne oldu, sakin ol, gel bakayım" da eklendi. Bir süre sonra bizim haricimizde sokaktan geçen insanlardan duyduğu geçici kelimeler de eklendi. Fakat tekrar edilmeyen kelimeler kalıcı olmuyor, yani bu kelimeleri bir veya iki kez duyuyorsunuz. Hatta o konuşmanın kısa bir cümlesini taklit etmeye çalışıyor ama kötü bir kayıtmış gibi sadece bir kelime ancak anlaşılabiliyor.

Zeytin'in uçabilmesi için evde elimizden gelen her çabayı sarf ettik; pencerenin önündeki demirlerde oynamasını sağladık ve araba ile gittiğimiz yeşilliği olan bazı yerlere onu da götürdük. İlk başlarda doğaya çıkması hem onun hem de bizim hoşumuza gidiyordu. Meraklı gözlerle etrafta gezinirken çevreyi keşfettiği için bundan büyük bir mutluluk duyuyordu. Aynı küçük çocuklarda olduğu gibi onu zorla yakalayıp arabaya bindirip eve götürebiliyorduk. Tabi bunun bazı tehlikeli yanları da var. Örneğin kızımızın mezarının orada çok fazla karga ve saksağan var. Zeytin'i dışarıda gören kargalar büyük bir hızla ağaçlara toplanıyorlar ve bağırmaya başlıyorlar. Civardaki sesi duyan saksağanlar da gelip durumu inceliyor. Sanki aralarında bir bölge anlaşması var, herkes birbirini tanıyor, "Bu kuş bizden değil, gelin ve buradan götürün" der gibi davranıyorlar. Tabi böyle bir durumda yapılabilecek en iyi şey Zeytin'in aklı karışmadan önce onu zorlamadan ve yavaşça kucağımıza alıp arabaya bindirmek ve saldırıya uğramadan gitmekti. Biz de öyle yaptık.

Evimizin karşısında bir koru var. Aynı haftalarda her gün camdan o koruyu seyredip bir gün oralara uçma hayalleri kuruyor gibi gözüküyordu. Belirli bir süre sonra içgüdüsel olarak ağaçlara doğru uçmak istemeye başladı. Saksağanlar genellikle ağaçların en üst kısımlarına yuva yaptıkları için onlara ulaşmak çok zordur. Yuvadan düşen yavruları yeniden yuvaya bırakmak da aynı oranda imkânsız gibidir. Yağmurlu bir günde pencereden karşıki koruya doğru uçtu. Hemen peşinden koştuk fakat elli kadar karga burada da toplanıp bize etrafımızda uçmaya başladı. Sanki yavrularını çalıyormuşuz gibi kıyameti kopardılar. Tabi bizimki o arada ağacın en tepesine çıktı ve o an dünyanın en mutlu kuşuymuş gibi kanatlarını çırparak bağırmaya başladı. Civarda yaşayan bir saksağan daha geldi ve Zeytin'e çarparak aşağı itti. Uçarak yere indiler ve bir süre kavga ettiler. Böyle bir durumda kendi kuşunuzu bulmanız çok zorlaşıyor. Çünkü siz korunun kapısına koşup içeri girene kadar işler karışabiliyor. İlk başta Zeytin'i bulamadık ve bir şekilde her şeyin yolunda gideceği umuduyla yarım saat kadar sonra eve döndük.

Daha sonra Nilay'ı aradık ve o da bize; "Nerede bir karga veya kedi yığını görürseniz oraya doğru koşun. Mutlaka bugün içinde bulmaya çalışın yoksa yarın şansınız çok daha azalır." dedi. Bir buçuk saat kadar sonra kargalar yine bağırmaya başlayınca hemen o yöne doğru koşup Zeytin'i bir ağaç ile duvar arasında sıkışmış olarak bulduk. Başında da onu yemek için bekleyen bir kedi vardı. İlginç olarak iki tane karga o kediyi uzak tutmak için ona bağırıyor ve bir tanesi ona doğru pike yapıp korkutmaya çalışıyordu. Hemen uzanıp onu montumuzun içine aldık ve kapüşonlarımızı kapatıp hızla eve doğru koştuk. Eve geldiğinde ettiği kavgalarda biraz yaralanmış olduğunu, kanat altında ve karın kısmında kan izleri olduğunu fark ettik. Ama genel sağlık durumu olarak iyiydi. Sadece biraz korkmuş ve üzülmüştü. İki ay kadar sonra ikinci kez kaçtığında onu bir kedi ile kavga ederken bulduk. İlginç bir şekilde uçup kediden kaçmak yerine ilk başta ondan koşarak kaçıyor, daha sonra da kediye dönerek gagalamaya çalışıyordu. Kedi tam olarak bizimkini pençeleriyle yakalamak üzereyken yetişip kendisini kurtardık. O günden sonra dışarıdan çekinmeye başladı ama halen bizimle arabaya binip şehirlerarası yol yapabiliyor. Arada bir pencereye başka bir saksağan gelse de Zeytin onunla çok ilgilenmiyormuş gibi davranıyor. Belki biraz daha olgunlaşması gerekiyor.

Özetleyecek olursak Zeytin bize gerçekten çok şey kattı. Bizimle aynı evi paylaşarak bize çok sıra dışı bir deneyim yaşatıyor. Kendisini çok seviyoruz. O artık ailemizin bir bireyi. Birçok insanın kendi çıkarları dışında hiç bir şeyi düşünmediği günümüzün materyalist dünyasında bize ve bizleri takip eden arkadaşlarımıza sevgiyi yeniden öğretti diyebilirim. Saksağanlar ve kargalar ile ilgili olumsuz düşünceleri olan kişilerin bile görüşlerini değiştirecek kadar özel bir canlı o. Tüm bunların haricinde biz hala Zeytin'in tüylerinin gelişip bir gün doğaya dönebileceği fikrine inanmak istiyoruz. Ek olarak kondisyonunu geliştirip uçabilmesi için de doğaya çıkması gerekiyor. Fakat İstanbul kargalar ve kedilerin çoğunlukta olduğu bir şehir olduğu için bunu gerçekleştirmek zor. Başka bir yaşam ortamına girse bile ailesi olarak kabul ettiği bizleri ve bizim de onu çok özleyeceğimizin ve arayacağımızın da farkındayız. Bulduğumuz tüm fırsatları değerlendirip ona uygun bir eş ve yaşam alanı bakmaya devam edeceğiz. Kim bilir, belki ileride bahçe içinde müstakil ev veya bir sahil kasabasına taşınma imkânımız olur ve Zeytin de bahçedeki ağaçlarda dilediği gibi yaşayabilir. En güzelini umut edelim, en iyisi için çalışalım. Bizi sosyal medyadan da takip edebilir, e-posta ile de ulaşabilirsiniz.

Basılı arşivden
Bu yazı ilk kez 4P1K Sayı 9 (Temmuz 2019) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
KY
Yazar

Konuk Yazar

4P1K’de 1 yazısı yayımlandı. Tüm yazıları