Bir Kızılderili atasözü şöyle der
Bir Kızılderili atasözü şöyle der: ‘İnsan bir şeydir, köpek bir şeydir; insan - köpek ilişkisi her şeydir.’ Gerçekten, bir durup düşündüğümüz zaman can dostlarımızla olan ilişkilerimiz, kurduğumuz bağlar hem bizler hem de onlar için oldukça önemli. Yaklaşık 33 bin yıllık ortak bir tarih, ortak bir geçmiş ve ortak yaşanmışlıklardan bahsediyoruz…
Sosyal bir canlı olarak insan; gerek kendisiyle, gerekse çevresiyle kurduğu ilişkilerle var olur. Bu yüzdendir ki, gönlümüzde biriktirdiğimiz ilişkilerimizin değerleri oldukça büyüktür.
Önceki sayılarımızda da, yaptığım konuşmalarda da hep bahsettiğim gibi; dış dünya ile özellikle köpeklerle kurduğumuz ilişkilerin temelini ebeveynlerimizin tutumları belirlemektedir. Çocuk, içinde yetiştiği aile ortamında şekillenerek dünyaya açılır. Bu nedenle ailenin tutum ve davranışlarının çocuklar üzerinde bir fener gibi yol gösterici olduğunu söylemek mümkündür. Aynı gelişimsel evreler köpek için de geçerlidir. İster çocuk olsun ister köpek, dış dünya ile kurduğu iletişimde yetiştiği ortam çok önemlidir.
Yüzyıllardır süregelen ortak payda ortak yaşam derken nelerden bahsediyoruz, derinlemesine hiç düşündünüz mü? Duygularınızı, evinizi hatta yaşamımızı paylaştığımız köpeklerle ortak paydalarımız tam olarak neler diye? Evde bakılan köpekler dışında, hayvan destekli terapiler olmak üzere; görev ve iş köpekleri adı altında alan koruma, arama - kurtarma, kadavra, bomba, koku takibi (mantrailing) gibi pek çok alanda can dostlarımızdan destek aldığımız da bir gerçek.
Hayvan destekli tedavi (HDT), özellikle kronik hastalığı olan bireylerin yaşam kalitesini iyileştirmek, olumsuz yönde etkilenen hayat akışının tedavi edilmesinde yardımcı olmak amacıyla insan - hayvan etkileşiminden yararlanarak destekleyici bir tedavi yaklaşımı olarak açıklanabilir.
Hayvanlarla etkileşim içerisinde olma insanlarda sakinleştirici etkiler yaratabilme olgusu hayvan destekli tedavi literatüründe yaygın bir görüş olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsan ve hayvan arasındaki terapötik ilişkilerin temelini açıklamak veya kabul edilen ve yaygın olarak kullanılan tek bir teorik çerçeve yoktur. Kurulan bu ilişkide pek çok uyarıcının etkili olduğu gözlemlenmektedir. İnsanlar ve diğer canlı sistemler arasında içgüdüsel bağ olduğu görüşüne dayanan ve E. O. Wilson (1984) tarafından geliştirilen biofili hipotezi, kabul edilen en yaygın görüş olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanı olduğu gibi kabul etmesi, bireyin yaş veya dış görünüşleri ile ilgilenmiyor oluşlarının yanı sıra eğitilebilmeleri ve sosyal beceri düzeyleri açısından köpekler, hayvan destekli tedavide sıklıkla kullanılan evcil hayvanlar olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Tabi ki aldıkları eğitim ve kurulan terapötik ilişkilere göre bu yardımcı yöntem kullanılmaktadır. Her köpeğin her türlü göreve uygun olmadığını da belirtmek gerekli.
Görev köpekleri sınıflandırmasına gelecek olursak… Görev köpeklerinin eğitimi oldukça uzun yıllar boyu süren, dikkatli seçilim sonrası kapsamlı bir özel eğitim süreci ve sınavlarını başarıyla bitiren; etoloji, fizyoloji, eğitim, psikoloji gibi alanların birleşimiyle multidisipliner bir alandır. Görev köpeği olarak eğitilip yetişecek olan köpekler, yavruluktan itibaren özenle seçilerek özel eğitim sürecine giriliyor. Yaklaşık 1000 saatlik eğitimden sonra sınavlardan başarıyla geçen köpekler, ihtiyaç durumuna göre görevlendirilerek yollarına devam ediyorlar. Görev yapacağı alana göre değişkenlik gösterse de; dikkat, odaklanma, fiziksel kondisyon, içgüdü, merak, mental kuvvetlilik ve çeviklik eğitimlerde köpeklerde aranılan en önemli özelliklerin başında geliyor. Bunun yanı sıra, idarecisi ile de sağlıklı bir eşleştirmenin önemini de vurgulamak lazım. Köpeğin dilini anlayan ve ayrıca da köpeğin idarecisinin dilini anladığı, ortak iletişim ve paydanın önemi burada da karşımıza çıkıyor. Her köpeğin görev köpeği olarak çalışması mümkün olamadığı gibi, her görev köpeğinin yavrularının da aynı şekilde görev alarak çalışması mümkün değildir. Nasıl ki hepimiz görev köpeği idarecisi olamıyorsak, her köpeğinde görev köpeği olamayacağını akılda tutmak gereklidir.
Görev köpeğinin seçimi ve yetiştirilmesi kadar idarecilerin seçimi, eğitimi ve aynı zamanda köpek - idareci eşleştirilmesinin doğru yapılması oldukça önemlidir. Köpeğin ırkı, genetik ve mizaç özellikleri ne kadar önemliyse; idareci - köpek etkileşimi de başarılı olmanın en temel anahtarlarındandır.
Son dönemde adını sıklıkla duyduğumuz mantrailing (koku takibi) eğitimini alan köpekler; kayıp insanların bulunmasında oldukça etkili rol oynamakta. Belirli bir rota üzerinde yürüyen insana ait etrafa bırakılan kokuların köpek tarafından takip edilerek kaybolan kişiyi bulma mantığına dayanan bir eğitim sistemi olarak açıklanabilir. Mantrailing/Koku takibi köpekleri, hava şartlarının da uygun olması durumunda kaybolma durumundan 3 gün sonra dahi arama yapabiliyorlar. Bunun yanı sıra, suçluları da kokularından ayırt ederek kolluk kuvvetlerine de destek sağlamalarından da bahsetmek mümkün.
Doğal afetler başta olmak üzere, ruhsal ve fiziksel sağlık problemlerimizde, en zor anlarımızda yanımızda olan başta arama - kurtarma ekipleri ve gönüllüler olmak üzere, her koşulda can dostlarımızın desteğini hissetmenin psikolojik iyi oluşun olumlu yönde desteklenmesi adına çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Sizi her ne olursa olsun destekleyen ve yanınızdan ayrılmayan patili dostun varlığını ve koşulsuz sevgilerini hissetmek de ayrıca mental olarak bizi güçlü kılmaktadır.
Sizi kendinden çok seven bir köpeğin dostluğu gerçekten inanılmaz bir yol arkadaşlığı sunar size… Yaşayabilmenizi dilerim…
Önümüzdeki sayıda görüşmek üzere, sevgi ve bol patiyle kalın…



