Cengiz Akbay

Atatürk ve 10 Kasım

Bu sene o büyük insanın aramızdan (dünya boyutundan) ayrılışının seksen dördüncü yıl dönümünü yaşıyoruz. Yaşıyoruz yaşamasına da acaba O’nu gerektiği gibi yaşatıyor, yaşatabiliyor muyuz?

Durumu politize etmeden ele alsak bile sanırım bu sorunun cevabı gerçek ve kocaman bir “HAYIR”! Oysa O, şüphesiz evrenin büyük görevlilerinden biri. İnanıyorum ki görevi, dünyadaki bedenlenişinin çok ötesinde bir önem ve anlam taşımakta. O, hemen herkesin yolunu aydınlatmak için yanan pırıl pırıl bir ışık. Ve fakat bizler o ışığın üzerinin örtülmesi için elimizden geleni yapıyor ya da daha masumane bir bakış açısıyla, örtmeye çalışanlara seyirci kalmakla yetiniyoruz. Ne acı! Oysa yaratıcı tarafından evrende böyle bir armağan, böyle bir fırsat çok sık tanınmıyor.

Adının verildiği stadyumlardan, yollardan, bulvarlardan adının; pek çok devlet dairesinden resimlerinin kaldırıldığı, “O bir diktatör müydü?” tartışmalarının televizyonlarda ısıtıldığı bir dönemde her 10 Kasım’da bayrakları yarıya indirmek, yollarda durup korna çalmak sizce de fazla göstermelik olmuyor mu? Oysa O, başka bir boyuttaki yaşamına geçmeden hemen önce tüm anahtarları miras bırakıp gidecek kadar görev bilincindeydi.

“Benim fani bedenim elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” “Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim.” “Tarihi yaşadığımız gibi yazdık, fakat geleceği cumhuriyete inananlara, onu koruyanlara ve yaşatacaklara emanet etmek lazımdır.” “Beni tanımak demek, beni bedenen görmek demek değildir!”

Alın size her kapıyı açacak anahtarlardan birkaç örnek. Karamsar olmak istemesem de elli beş yıllık yaşam yolculuğumdaki gözlemlerim bu konuda maalesef çok iyimser olmama müsaade etmiyor. Tüm inanç sistemlerini, insani duyguları ve insana dair ne varsa kendi dünyevi çıkarlarına alet etmekten kaçınmayan ve bu yolla kendilerine hologramik pembe dünyalar yaratanların, ülke bazında bile olsa bizi yönetmelerine izin veren, buna izin verenlere seyirci kalan toplumların dünyevi akıbetlerinin çok da iç açıcı olmadığını söyleyebilmek için biraz tarih okumuş olmak bile yeterlidir.

Yaşamın her evresinde düstur edindiğim ve mesaj olarak aktardığım “Sorun değil, çözüm üretmek gerçek katkıdır.” cümlesine atfen, “Peki, ne yapmalıyız?” sorusuna verebileceğim tek cevap ise kuşkusuz “Uyanalım, uyandıralım!” olacaktır.

Dosttan dosta sevgiyle.

Basılı arşivden
Bu yazı ilk kez 4P1K Sayı 41 (Kasım 2022) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
Cengiz Akbay
Yazar

Cengiz Akbay

1967 yılında İstanbul'da doğmuş; reklamcı, grafik tasarımcı, yazar ve editör olarak tanınan bir iletişim profesyonelidir. 4P1K’de 48 yazısı yayımlandı. Tüm yazıları

4P1K Bülten

Yeni yazılar e-postanıza gelsin

Yeni yazılar, haberler ve arşivden seçkiler; ayda iki kez, reklamsız ve kısa.