Kapak Konuğu · Sayı 12

Server Uraz

Server Uraz

1988 yılında İstanbul’ da doğmuş. 1998 senesinde yazdığı ilk sözlerin ardından 1999 yılında ilk kaydı ile müzik kariyerine başlamış. Önce Pit10 lakabıyla tanınmış. 2001’de kurduğu Olympos Home Studiosu ile müzik çalışmalarını sürdürmüş. Şimdi Türkiye’nin en büyük Hip Hop Label’ı konumundaki “Epidemik Yapım” ın sahibi ve ülkede en çok ses getiren işlerin büyük bölümünü üreten bir Rapçi. Yakından tanıdığınızda da çok sıcak, akıllı, kararlı bir genç adam. Onunla Fethiye’de ailesinin evinde buluştuk ve sizlerle de paylaşmak üzere çok keyifli bir söyleşi yaptık… Evet evet Server Uraz’dan söz ediyorum tabii…

erhaba Serverciğim, ben bazı notlar aldım ama önce Server’i anlatsana bize biraz.

Merhaba müzik tarafını anlatayım tabii değil mi? Öbür türlü çok uzun olacak çünkü…

Nasıl istersen.

Müzik tarafı şöyle başladı; 94 yılında elime bir kaset geçti. O zaman kaset dönemi, Vanilla Ice’ ın “To the Extreme” albümü. Orada rap ile tanıştım. Sonra 95 de Cartel çıktı. Dinlediğim müziğin Türkçesinin yapıldığını gördüm, ben de yapmalıyım dedim. Henüz 7 yaşındaydım. 9 yaşında şiir yazmaya, 10 yaşında şarkı sözü yazmaya, 11 yaşında yazdıklarımı kaydetmeye başladım ve bugüne geldik.

İyi bir yere gelmişsin. Peki, bir plan dâhilinde miydi, yoksa bu süreç doğaçlama geldi sonra mı planlamaya başladın; yani bugüne gelişin nasıl oldu?

Bu işi yoğun olarak yapmaya başladığımız dönemler bu işin bir iş olarak yapılabileceği aklımızın ucundan geçmezdi. Asla bu işten para kazanılabileceğini bilmiyorduk. Türkiye’deki müzik çizgisi de o yöne doğru gitmiyordu zaten. Sonra ben üniversiteye geçtiğim dönemler ufak ufak konser vermeye başladığımda, para kazanmaya da başladım. “Bu iş paraya da dönebiliyor, ne kadar güzel” dedim o zaman.. Keyif alıyoruz ve para da kazanabiliyoruz, o yüzden çok plansız gitti. Sadece bu işi yapmaktan keyif alıyordum, arkadaşlarım da öyleydi, keyif aldığımız için yapıyorduk, herhangi bir ticari amacımız yoktu. Sonradan bu işten para da kazanabilmeye başladık, zaten son birkaç senedir de Türkiye’de rap müziğin patlamasıyla artık tamamen bu işin üzerine ticari döngümüzü de kurmuş olduk.

Herhalde Epidemik’ in de doğuşu bu söz ettiğin döneme denk geliyor. Pek çok rapçinin albümlerini senin şirketinden yaptıklarını biliyoruz da, onun dışında başka bir ihtiyaçla mı doğdu Epidemik? Biraz da Epidemik’ in hikâyesini anlatır mısın?

Epidemik doğduğunda Türkiye’de rap patlamamıştı henüz. rap patlamadan bir iki sene önce kuruldu. Kurma sebebim eski çalıştığım Plak şirketim ile yaşadığım anlaşmazlıklardır. Sonra herhangi bir plak şirketine imza atmaya tövbe ettim. Hatta müziği bırakacak raddeye gelmiştim ama müziği bırakamayacağımı fark edince “artık kimseye imza atmam kendi işimi kendim çıkartırım” dedim. Aslında Epidemik’ i sadece kendi şarkılarımı çıkartmak için kurmuştum. Fakat zaman içinde bir iki arkadaşımızın işlerini de çıkarttım, biraz da “ şuna şu kadar para yatırırsak, biraz daha büyür iş” diye giderken bir anda şirket çok büyüdü ve hiç planlamadığım bir hale geldi. Ana plan aslında dediğim gibi kendi şarkılarımı çıkartmaktı şu an yanılmıyorsam Türkiye’nin en büyük bağımsız Hip Hop Label’ı olduk.

Çok da iyi olmuş. Bu arada “Epidemik” ne demek?

Salgın demek.

Hangi dilde?

Aslında Türkçede de” epidemik” salgın demek ama İngilizce de “c” ile yazılınca da salgın anlamına geliyor.

Evet, tam da yeri gelmişken Corona salgını var ve herkesin de bu konuda bir öngörüsü var. Senin öngörün nedir? Ne oluyor dünyada?

Bence Doğa intikam alıyor

Çok net oldu bu.

Server Uraz
Server Uraz

O kadar yani… Dengeyi sağlamak için doğa intikam alıyor.

Evet, ben de katılıyorum bu bakış açısına. Bir de” Pit10” meselesi var malum. Belli ki çok konuşulmuş. Senin müziğini ben ilk fark ettiğimde, daha biz tanışmadan Pit10’u tanıdım herkes gibi. Hatta sonra senin Pit10 olduğunu bir iki günlük bir aradan sonra fark ettim. Önce, Pit10 nereden başladı; sonrada Pit10 dan neden vazgeçtin, ne oldu?

Pit10 çocukken koyduğum bir isimdi, sahne adı. Bizde rapçiler arasında bir gelenekti, hala dünya çapında bu gelenek sürüyor ve benim için de bir sahne adı ihtiyacı sonrasında doğdu. Seneler boyu da Pit10 ismini kullandım. Biraz önce bahsettiğim gibi plak şirketimle çalıştığım aşamalarda çok beni temsil eden işler yapmadım. Mesela pop düetleri beni temsil etmiyordu o dönem yaptığım ya da şarkılarımdaki duruşum beni temsil etmiyordu, şirketin üzerimdeki baskısı ile ticari bir duruş sergilemek zorunda kalıyordum. Bir süre sonra kendi adımdan soğudum çünkü bu benim adım dı ve ben olmayan bir karakter yaratılmıştı. Pit10 ismini bırakma ihtiyacı hissettim. Birde artık bir yaştan sonra çocukça geliyordu, tamam Pit10 ama herkes bütün dinleyenler Server diyor ne anlamı kaldı sahne adının o zaman, madem adımı biliyorsunuz ve onunla hitap ediyorsunuz. İkinci bir isme gerek yok diye düşündüm.

Zannediyorum bir röportajında rastladım bu sorunun cevabına ama ben yine de soracağım tabii.. Sözlük yazarlarından biri demiş ki; “anlaşılabilir bir nedenle sadece ismi değişti onun dışında hiç değişen bir şey olmadı” ama birileri imajının da değiştiğini hatta saundun bile değiştiğini söylemişler. Birileri de buna karşılık demiş ki; “Neresinden bakıyorsunuz olaya? Sound aynı sound işte adam aynı adam sadece büyüdü.” Sen ne diyorsun?

Özüme döndüm aslında, 2013-2015 arası Pit10 un son döneminde yaptıkları işler ben değildim. İmajıma, üslubuma, nerede ne söyleyeceğime, şarkılarıma her şeyime karışılıyordu. İnsanların aslında Pit10 dan Server’ e döndüğümde ki değişiklik olarak gördüğü şey bir değişiklik değil özüne dönmek. Pit10 u değiştirmişlerdi çünkü. Server ismiyle yaptığım müzik, yani kendi adıma yaptığım müzik Pit10 unda özü undergraund dönemi.

Bu değiştirmişler dediğin sonrasında anlaşamadığın müzik şirketi değil mi?

Evet, yapım şirketinin büyük bir baskısı vardı arada çok büyük bir anlaşma vardı ve söylediklerine boyun eğmek zorunda kalıyordum.

Ben yaptığın müziği bildiğimiz anlamıyla “protest rap” diye görüyorum, ama bazen de pek uymuyor gibi bu tanıma. Yaptığın şey protest rap mi?

Asla değil. Protest unsurlarda barındıran, sosyolojik tespitlerde bulunan bir rap yapıyorum. Ben “protest rap”çiyim dersem, gerçek “protest rap”çilere ayıp etmiş olurum. Hiç bir zaman böyle bir amaç gütmedim, yaptığım müzikle bir şeylerin değişebileceğine inanmadım. Ben deşarj oluyorum, deşarj olurken de ülkede bana göre ters giden şeylere bir iki laf vurmam gerekiyor; çünkü bizi en çok sinir, strese sokan şey ülkemizin içinde bulunduğu durum. Bu da sözlerimize yansıyor. Benim müziğim doğrudan bir protest amaç gütmüyor. Dışavurum aslında, her sanat dalında olduğu gibi. Hadi halkı bilinçlendireyim, halkı belli bir görüşe yönlendireyim gibi bir amaç gütmüyorum. Beni dinleyen arkadaşlar arasında fikirlerimden etkilenip o doğrultuya girenler varsa tabiki ne mutlu ama hiç bir zaman temel amacım bu değil. O yüzden kesinlikle bir” protest rap”çi değilim; protestim ve rapçiyim.

Harika bir tanımlama oldu. Şarkılarınınbüyük bir bölümünde ülkedeki siyasal ve toplumsal gidişatı eleştiriyorsun. “Bunun kaynağı nedir, ne besliyor seni?” diye soracağım ama sorunun cevabı içinde gizli gibi geliyor bana...

Yaşadığımız coğrafya doğrudan müziği etkiler ve bir de sanat her zaman olumsuz şartlarda ortaya çıkar; yani dünyanın en büyük sanat eserleri 2. Dünya savaşından sonra çıkmıştır. Olumsuz şartlar besliyor tabii ki insanı, benim çok olumlu şarkım da yoktur. En eğlenceli şarkımda bile bir yerlere bir dokundurma oluyor beni besleyen şey bu. Beni olumsuzluk besliyor.

Tüm bunları konuşmuşken “Susamam”la ilgili konuşmadan olmayacak. Rap dinleyenler ve sevenler dışında da toplumun hemen her kesiminde yankı uyandırdı. Kişisel görüşüm müthiş bir işti, sana katılıyorum benzeri çok müthiş işler de yapıldı. Ama pek çoğu böyle her kesimde duyulmadı. Biraz bahseder misin Susamam’dan. Sen askerdeydin biliyorum yayınlandığında.

Şanışer’in projesiydi Susamam. Böyle bir teklif gelince tabiki kabul ettim. Kalabalık ve bilinen isimler arasında yapılan rap şarkıları her zaman birkaç milyon izlenir en az, o yüzden birkaç milyonu hedefliyordum ama bu kadar büyüyeceğini bende düşünmüyordum. Çünkü gerçekten protest rap dinlemek isteyen insanlar için Susamam protest rap yüz bir falan oluyor. Kendimi tenzih ederek konuşuyorum; siyasi anlamda inanılmaz dolu arkadaşlarımız var, o doluluğunu müziğine yansıtan ve müziğini bir amaç değil araç olarak kullanıp, tamamen bu işi protest yapan arkadaşlarımız var. Onlar varken, Susamam şöyle protest rap böyle protest rap diye büyütülmesi yine o a r - kadaşlara haksızlık oluyor. Biz sadece kendi bakış açımızla gördüğümüz birçok zıtlığı, birçok konuyu ele alarak dile getirdik. Burada bence şarkıdaki bütün arkadaşların eşit payı var bu kadar gündeme gelmesinde, herkes kendi konusuna ait güzel ve anlaşılır işledi. Bir özeleştiri yapmak gerekirse bence yüzeyseldi.

Daha derinde olması gerektiğini mi düşünüyorsun yada şöyle sorayım; sözlerin daha yüzeysel olduğunu mu? Neyi eleştiriyorsun?

Örneğin şarkı hayvan haklarını savunurken “hayvanlar iyidir onlara bir şey yapmayın, yere çöp atmayın” demek var birde bunu daha derinlemesine işlemek var. Biz biraz yüzeysel işledik ve bu yüzden bu kadar yayıldı, derinlemesine işlesek bu kadar yayılmazdı ama ben işe sanatsal açıdan baktığımda yüzeysel buluyorum, demek istediğim bu.

Anlıyorum, duyulması için kendi içinde çelişkiden doğan bir misyon böyle tamamlanıyor belki de..

Aslında tartışılması gereken konu evet çok izlendi ama kaç kişi o şarkıyı dinledikten sonra yere çöp atmayı, kadınları taciz etmeyi, insanlara kötü davranmayı vs. bıraktı yani işin çok dinlenmiş olması bir yana gerçekten kaç kişinin hayatına dokunabildi parça buraya bakmamız lazım.

Belki de birilerine dokunmak için başlangıç bu; dünyada yapılan hiçbir şarkının bir kerede insanları değiştirmesi söz konusu olamaz, böyle bir ütopya yok. Kendi adıma çok başarılı buldum, hepinizi çok tebrik ediyorum. 70 li yılların Deniz Gezmiş ve arkadaşları da bu dönem yaşıyor olsalardı rap yaparlardı belki. Duyarlı herkes kendi döneminde toplumu yönlendirmek ya da mesaj vermek için bir şey yapıyor sonuçta.

Server Uraz
Server Uraz

Sadece biz onlar gibi kendimizi davamıza adayabilecek kadar cesur değiliz. Bence jenerasyon olarak kendi hayatımız adına biz daha bireyseliz. Onlar daha toplumsaldı. Bizim jenerasyon zaten apolitik büyütüldü. Sonradan depolitik olmayı seçtik. Bir dönem siyasetle çok ilgilendim, sonra depolitik kalmanın kendi hayatım için daha uygun olacağını gördüm. İşe şu tarafından baktığımızda da; bir kere doğuyoruz ben kendimi topluluğa adayacak kadar hayatımı önemsemiyor değilim. Ben o konuda biraz daha bencilim, kendi hayatımı güzelleştirmekle mükellefim. Bu durumda Deniz Gezmiş’lerle kıyaslanamayız. Onlar kendini topluma adamıştı gerçekten. Toplumu düzeltmek için kendi canlarını önemsemediler. Oysa biz onlar kadar asla cesur olamayız, hiçbirimiz olamayız.

Bu söylediğin çok doğru tespit fakat bu benzetmeyi aslında bu açıdan yapmamıştım. Bu da dönemle ilgili.

Toplumun alabileceği şey müzik olabilir bu zamanda evet.

Bugün bu işi yapan sizler 70 lerde yaşıyor ve o algıda büyütülmüş çocuklar olsaydınız, muhtemelen aynı şeyi yapıyor olacaktınız.

Muhtemelen sokağa çıkardık.

“Onlar bugün yaşasalardı, rap yaparlardı” dememin nedeni bu. Herkes kendi döneminde yaşadıklarıyla yoğruluyor. Bugün onların yaptığını yapmak da akılcı bir iş değil zaten.

Ölüm

Sistemler aynı şeyle ikinci kez karşılaştıklarında artık hazırlıklıdırlar.

Panzehir hazırdır

Evet, panzehir hazırdır bu nedenle aynı şeyi yaparak farklı sonuç bekleyemezsin. Hızlı bir geçiş olacak ama hayvan haklarını konuşmak istiyorum biraz da seninle. Nasıl bakıyorsun olaya; İnsanların hayvanlara bakışına, hayvanı doğada nereye koyduğuna?

Öncelikle ben buranın onların doğası olduğunu ve bizim onların doğasında misafir olduğumuzu, dahası misafir olduğumuz yeri katlettiğimizi düşünüyorum. Bu nedenle ev sahibi onlarken insanların hayvanlar üzerinde hüküm sürmesini doğru bulmuyorum açıkçası. Yani köpeğim olmasına rağmen, onlar bizim üzerimizde hüküm sürebilir, bizim aslında onlara göre onları rahatsız etmeyecek ekolojik dengeyi bozmayacak şekilde evrilmemiz gerekirdi. İnsanlarla hayvanları ayırmayı da çok doğru bulmuyorum. Aslında bizim biraz daha fazla düşünüyor olmamız bizi farklı ya da üstün bir tür yapmaz. İki temel tür var bence; bitki ve hayvan. Kaldı ki biz daha fazla düşünebiliyorsak bunu avantaja çevirip onlara daha fazla yaşanabilir alan bırakmalıydık.

Sokak hayvanı diye bir kavram da yoktur. Hayvanın olduğu yere sokakları inşa eden insanken, onlara sokak hayvanı diyen de yine insan. Hayır, onlar hayvan ve dışardalar doğadalar, doğa orası sokak değil. Doğayı katletmişiz, sonra da “evcil hayvan”, “sokak hayvanı” diye ayırmışız; bu bana tuhaf geliyor çok tuhaf geliyor.

Hepimize geldiği gibi.. Bence, bizim hayvanlara karşı olan tutumumuz, bizim ne olduğumuzu ortaya koyuyor.

Biz korkunç varlıklarız zaten doğuştan korkunç varlıklarız.

Biz sonradan şiddet eğilimli olmuyoruz bana göre biz zaten şiddet eğilimli, bencil, yakıp yıkan, gelişememiş henüz evrimsel gelişimini tamamlayamamış varlıklarız. Belki zaten evrim döngüsü tamamlanamaz ama daha bulunduğumuz halkalar çok ilkel. Bunun sebebi bu aslında. İnsanı suçlamak mı gerekir bilmiyorum. Çünkü insan gelişmemiş bir organizma ve şiddete eğilimli doğası bu. Ne kadar adam edilebilir, ne kadar hamuru yoğurulabilir bilmiyorum.

Server Uraz
Server Uraz

Yani üst insanlar var Nietzsche’ nin üst insan tanımına uyan insanlar var aramızda, bu azınlık olduğu için insanı ve doğasını olduğu gibi kabul edip, artık ne yapmak lazım bilmiyorum. Nasıl eğitilebilir bilmiyorum. Çok insanın eğitilebilir olduğunu da düşünmüyorum. Doğuştan üst insan olarak doğmuştur ya da insan olarak doğmuştur. Geneli insan olarak doğuyor ve “insan” kelimesi de kulağa çok güzel bir şeymiş gibi geliyor. Ben o kadar güzel bulmuyorum insanı. İnsan hatalı programlanmış bir beyne sahip. Yani art niyet dediğimiz şey, hiçbir hayvanda yokken, insanda olabiliyor. Bu kadar sebepsiz şiddet hiçbir hayvanda yokken, insanda olabiliyor. Ego insan zaten başlı başına, yanlış bir varlık. Bu nedenle de; insanlar yanlış yapmıyor, insanlar yanlış.

Kesinlikle katılıyorum. Biraz da Kiboş’ tan bahsedelim mi? Kiboşu anlatsana; nasıl geldi, nedir hikâyesi?

Kiboş benim ailemin köpeği. Fethiye’de yaşıyorlar. Aslında bizim köpeğimiz değildi Kiboş; hemen evin arkasında bir beach var, oranın köpeğiydi. 4 yaşındayken sürekli onu görüyor ve seviyorduk, yemek veriyor, ilgileniyorduk onunla. Bir süre sonra evimizi buldu ve sürekli gelmeye başladı. Biz geri götürüyorduk sahibine o tekrar geliyordu, biz götürüyorduk tekrar geliyordu; bir süre sonra sahibi onu bağlamaya başladı gelmesin diye. Bağladığında da zincirlerini kırıp buraya gelmeye başladı. Dedik ki o bizi seçti, o bizim köpeğimiz olmak istiyor. Bizim öyle bir planımız yoktu hayvan sahiplenmek gibi, o bizi sahiplendi aslında. O zamandan beri yani 8,5 yıldır burada ailemle yaşıyor. Ailemizin bir ferdi artık.

Harika, ben biliyorum sen bir şempanze edinmek istiyordun; hala istiyor musun?

Hahaha yok artık istemiyorum hayır konunun uzmanı tarafından ikna edildim.

Anladım Sevgili Nilay Tezsay’a selam olsun. Peki, ben şey soracağım sana şimdi “2 galon benzin Bir kibrit” verirsem sana, neyi yakıyorsun abi?:)

İnsanları, yani tabiiki zihniyetlerini yakıyorum.

Direkt “İnsanları”… deyince kaldım bir an. Hahaha:)

Tabii tabii ben çok insan sever biri değilim. Bu noktada nüfus planlamasını mantıklı buluyorum, yani amansızca çoğalıyoruz ve hiçbir şeye yaramadan çoğalıyoruz. Zaten neyi yakmak istediğimi şarkıda da anlatıyorum tek tek bahsetmeme gerek yok herhalde.

Bu gönderme sağlam oldu valla…

Tabii ki öyle, tabii ki gerçekten gidip birilerini öldürmek isteyen biri değilim. Ancak gereksiz fazlalığın da farkındayım yani. Tabii kimse ölmesin ama keşke hiç var olmasalardı diye düşünmüyor da değilim hani. Madem varlar tamam, tabii ölmesinler ama bazen “niye varlar?” diye düşünüyorum..

Ben daha çok fikirleri yakmaya yöneliyorum. Zihniyetlerini yakalım yeni zihniyetler otursun diyorum, ama yine işte bu da bir kısır döngü. Kapasite ne ki, neyi neyle değiştireceğiz? Bu birazda donkişotculuk gibi oluyor. Adamların doğası buyken, doğasına aykırı bir şeyleri onlara verip bunları anlamalarını ve uygulamalarını bekliyoruz, mümkün değil aslında.

Şimdilerde ne üzerinde çalışıyorsun? Yeni şarkı, albüm falan var mı yakında?

Yakında yeni şarkılar geliyor, albüm henüz yok ama tek tek oldukça fazla şarkı gelecek.

Birde Epidemik youtube kanalı var.. Ben çok başarılı buluyorum. Nasıl gidiyor kanal?

Epidemik’in youtube kanalı da diğer platformlarda olduğu gibi oldukça keyifli gidiyor, çıkardığımız sanatçıların hedef kitleleriyle buluşmaları için elimizden geleni yapıyoruz.

Teşekkür ediyorum sana. Bu arada klasik başladık, klasik bitirelim, benim aklıma gelmeyen ama senin söylemek istediğin bir şey var mı?

Ben hayvanlar üzerine “hayvan sevmeyen insanda sevemez” lafını çok çirkin buluyorum; insan sevmek zorunda değiliz ama hayvan sevmek zorundayız bence. Ben insan sevmiyorum, hayvan seviyorum ve insan sevmeyen hayvan sevebilir. Ben teşekkür ediyorum.

Basılı arşivden
Bu röportaj ilk kez 4P1K Sayı 12 (Nisan 2020) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
4P1K Bülten

Yeni yazılar e-postanıza gelsin

Yeni yazılar, haberler ve arşivden seçkiler; ayda iki kez, reklamsız ve kısa.