Prof. Dr. Orhan Kural

PROF. DR. ORHAN KURAL’IN ARDINDAN İstanbul Teknik Üniversitesi matematik mühendisliği mezunuyum. Daha sonra yüksek lisans ve doktoramı da İTÜ de yaptım. Sonra Marmara Üniversitesine geçtim. Orada Doçent olarak görev yaptım.
Aynı zamanda eski profesyonel sporcuyum. Dolayısıyla İTÜ’nün spor salonuna da gitmeye başladım. 2000 yılıydı, spor salonuna giderken kampüste yaşayan köpekleri fark ettim. Sayıları çoktu ve çok ta açlardı. Onları beslemeye başladım. Etraftan engellemeler olmaya başladı klasik olarak. Tam o sırada Orhan Kural hoca ile tanıştım. Daha önceden İTÜ’de olmama karşın farklı bölümlerde olduğumuzdan yollarımız kesişmemişti.
Durumu hocaya anlattım. Bundan sonra inanılmaz bir dostluk kuruldu aramızda. Ben o dönem doktoramı henüz bitirmiştim. O da hocamızdı. Benim oradaki köpekleri yaşatmak için verdiğim mücadeleyi gördü ve bana elinden geldiği kadar destek olmaya başladı.
Bu şekilde yıllar devam etti ve hocayla sürekli görüşüyorduk. Sonrasında Sokak köpeklerini zehirlemeler tekrar yaşanmaya başladı. Hoca çok duyarlıydı bu konulara. Birlikte protesto eylemlerine katılıyorduk. Beni yanına alıyordu. Açıkçası ne kadar üzüntülü bir ortamda olsak ta hocanın insanı yumuşatan güler yüzlü, pozitif bir yaklaşımı vardı.
Bir keresinde Başakşehir’e gitmiştik. Orada ağaçları kesiyorlardı. Bir eylem vardı. Aynı zamanda sokak hayvanlarını yaşatmıyorlardı. Hocaya,” ne yapacağız hocam?” dedim. “Gel Ayşegül” dedi. Birlikte gittik oraya; hoca “ben tabuta gireceğim” dedi. “Hocam yapmayın” dedim. O “bu şekilde ölümler oldukça, insanların ölümün ne olduğunu farketlmeleri için bunu simgelemek istiyorum.” dedi. Tabuta yattı. Siyah kör bir kedisi vardı hocanın; ona sarıldı. Biz hepimiz şaşkınlık içindeyiz ama hoca dinlemiyor tabii. Oldukça inatçıydı bu tip konularda. Tabutun içi tahta malum. Başı acımasın diye, başının altına çantamı koydum. O eyleme devam ederken benim telefonum çaldı. Hoca tabuttan bana sesleniyor; “Ayşegül telefonun çalıyor” diye.
Hoca kürk giyilmesine de çok karşıydı. “Hem hayvan hakları savunucusuyum diyen, hem de kürk giyenlerin olduğunu söyleyip, bu çelişkiyi vurgulardı. Sonra bir başka gün hoca aradı “Ayşegül gel tünele gidiyoruz” dedi. “Hocam ne yapacağız tünelde?” dedim. “Sen gel” dedi. Daha sonra ben üniversiteye geçtim ve O’nun arabasıyla Tünel’e gittik. Tünelde bir eylem vardı. Pek çok hayvansever oradaydı. Hatta hiç unutmuyorum Panter Emel de vardı. Panter Emel de sağlam bir hayvan korumacıydı. Neyse biz orada oturuyoruz, bir baktım hocanın asistanı bir kova getirdi. Hocam dedim, bu ne?; “boya atacağız” dedi. “Nasıl yani?” dedim; “bu tünelin başında duracağız, kürk giyenlerin kürklerine boya atacağız” dedi. Ben şaşırdım; hocam dedim, “ben doktoramı daha yeni bitirdim, yardımcı doçentim daha, başıma bir iş gelmesin, siz bölüm başkanısınız etmeyin eylemeyin”. Yok dedi,”sen sporcusun, yanımda dur beni koru ben atıcam.” Ben ne yapacağımı şaşırdım ama hocaya da engel olamadım tabii.
İşte bunun gibi pek çok şey yaşadık, pek çok anımız oldu Orhan hocayla. Sonrasında 2009 yılında Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç oldu, Şükrü Başkan da İTÜ mezunu, Orah hocayı da çok severdi. Hoca seçileli daha bir ay olmamışken başkanı İTÜ ye toplantı salonuna davet etti. Beni başkanla tanıştırdı ve hayvanlarla ilgili yaptıklarımızı anlattı. O’na bu konuda duyarlı olmasını, kendisinin de her türlü desteği vereceğini söyledi. Sonrasında Belediyede eğitimler vermeye başladı. Ben de tabii hep yanındaydım. Sarıyer’deki okullarda hayvan ve doğa sevgisini anlatmaya başladı. Tabii bu Sarıyerle de sınırlı kalmadı. Ulaşabildiği her yeri dolaşıyordu. Yurt dışına da gidiyordu.
Üniversitedeki odasında kocaman, turşu kavanozu gibi bir kavanozu vardı; içi sigara izmariti doluydu. Okulda herhangi bir yerde sigara içen birini görünce, kavanozun kapağını açıp burnuna dayar koklatırdı. Böyle değişik fakat işe yarar tavırları olan çok çok iyi bir bilim adamı, akademisyendi hoca. Çok başarılı bilimsel çalışmalarının dışında kalan neredeyse tüm zamanları eylemlerde geçiyordu. Hep çok duyarlı oldu, hiçbir zaman hayvan korumacıları yalnız bırakmadı.
Ben kampüste 120 tane köpek bakıyordum, sonradan sayıları çok azaldı tabii, hoca o dönemde de beni hep takdir etti ve hep yanımda oldu. Tüm zorluklarda destek oldu bana. O da maden fakültesinde kedileri besliyordu. Yılların duayen hocası olmasına rağmen onu da sürekli eleştirirlerdi.
Sonra Gezginler Derneği’ni kurdu ve orada da ciddi çalışmalar yapıldı. Akut’dan Nasuh Mahruki’yi üniversiteye ilk O getirdi ve tanıttı. O’nunla birlikte sürekli olarak hayvan sevgisi ve hayvan korumacılığı vurguladı.
Unutmadan; hoca kedilere çok düşkündü, simgesi haline getirdiği tahta kedileri vardı. Kitapları kadar tahta kedileri de çok meşhurdu. Bu sembolleri hediye ederdi insanlara..
Yeri doldurulması zor bir insandı. Rahmet ve özlemle anıyorum sevgili hocamı…
Ayşegül Bölükbaşı
Şebnem Schaefer da dergimizin özel kapak konuklarındandı. Prof. Orhan Kural ile birlikte BloombergHT de her cumartesi yayınlanmakta olan LÜTFEN +1 programını hazırlayıp sunuyorlardı.
Sebnem’ ciğim tekrar başın sağ olsun. Bugün de hatta onsuz ilk programı çektiniz. Sözü sana bırakayım.

Evet, vefatından sonraki ilk programımızı çektik. Orhan Bey’ in mirası… Aslında LÜTFEN+1 programının da mimarı. LÜTFEN+1 her cumartesi BloombergHT de yayınlanıyor. Onun verdiği mirası devam ettirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Kendisi hastanedeyken iki sanatçı dostum Ulaş Ay ve Cüneyt Tek yardımcı olmuşlardı onlarla birlikte çekmiştik. Hastanedeyken dualarını istemiştik seyircilerimizden. Maalesef yenik düştü o hastalığa. İnanamadık ve hala da inanamıyoruz. Bugün de vefatından sonraki ilk programı çektik. Çekim öncesinde de konuşmuştuk seninle. Üzerimde bir yük değil de bir sorumluluk var gibi geliyor. Çünkü onun sayesinde, onun vesilesiyle girmiştim programa. Onun aslında o program. Benim de katkım vardır muhakkak, öyle söylüyorlar. Ama ondan çok şey öğrendim.
İyi bir ikili olmuştunuz. Ne kadar zamandır programı birlikte sunuyordunuz?
Evet, iyi bir ikili olduğumuzu düşünüyorlar, sağ olsunlar. Yaklaşık dört sene birlikte program yaptık. Ben sonradan dahil olmuştum. Kendisi 7 - 8 seneden beri o programı yapıyordu. Daha nice programlar olacaktı. Sevilen de bir programdı. İyi bir izleyici kitlesine ulaşmıştık.
Programın adı nereden geliyor? Kendisi mi koymuştu?
LÜTFEN+1 ünlü bir kişinin sözü. Bir kişi kazanırsak kardır demek. Biz de her programda izleyenlerden ya da konuklardan bir kişi kazanırsak kardır diyerek “Nice Lütfen+1 lere” diyorduk. Programın mimarı zaten kendisi. Böyle bir program bildiğim kadarıyla yok. Bu zamanda bu kadar uzun süreçte, bir program yürütmek oldukça zor. Benim için de çok gurur verici. Program sayesinde çok insanla tanıştık, dostluk kurduk, birçok konferansa katıldık. Ödüller aldık. Orhan Bey program için çok çaba ve emek harcadı. Çok inatçı bir kimliği vardı. Bazen de çocuksu bir kimliği vardı. Birçok kimliği vardı aslında ve birçok insanda farklı yönleriyle hatırlatıyor kendini. Zor bir program oldu bugün. Kâh hüzünlendik kâh arada gülümseyerek de hatırladık. Kendisinin isteği bence, bize öğrettiklerinin devam ettirilmesiydi.
Vefatından kısa zaman önce de bir video çekerek isteklerini, vasiyetini bildirmiş.
Evet. Vasiyeti var söylüyor orada da. Sadece bu program olarak değil, bütün insanlığa ve onu tanıyan, yazılarını okuyan insanlar onun mirasını devam ettirmeli. Çünkü güzel bir dünya için uğraştı. Ve bu güzel dünyayı korumak adına bize farkındalık yaratmak için uğraştı. İdealist bir kişiliği vardı. Ben hep şunu söylüyordum kendisine. “Ben sizin kadar idealist olamasam da sizin yolunuzdan gitmeye çalışacağım.” Bu program sayesinde hem sunuculuk/ televizyonculuk adına hem de doğa ve çevre konularıyla ilgili çok şey öğrendim kendisinden bana katkısı çok oldu. Sevimli küçük bir baskı bile vardı üzerimde. Annem ”bak Orhan Bey’ e şikâyet ederim seni” diye takılırdı.
En son görüşmenizi sorsam?
En son Altınbaş Üniversitesi’nde onların Youtube kanalı için çevre duyarlılığı ile ilgili, gastronomi üzerine keyifli bir söyleşiye katıldık. Sevimli bir ikili olduğumuzu görmüştüm oradaki görüntüleri sonradan izlediğimde. O son görüşümdü Orhan Beyi. Sırt çantasıyla bana dönerek “Ben yürüyerek gideceğim buradan evime” demişti. Evi yakındı oraya. Aynı zamanda müzeydi. Bir odasında yaşıyordu geri kalanı müze halindeydi evin. Ve o sevimlilik haliyle, neşeli, enerjili haliyle hatırlıyorum en son. 10 gün sonra semptomlarını görünce bu hastalığa yakalandığını anladı. İlk haftasını evde geçirip sonra hastaneye yatmıştı ve zorlu bir süreç yaşadı. Yoğun bakım vesaire. Çok mücadele etti vücudu. Kızıyla da konuştuk. Kızı da sinema eleştirmeni, çok tatlı bir insan ayrıca. Şimdi programın devamını getirmeye çalışacağız. Yönetmenimiz İnci Hanım ile de öyle konuştuk.
Bence altından rahatlıkla kalkıp götürebilirsin. Zaten videodaki vasiyetinde de belirtmiş. Ağaçlandırdığı bir alanın korunması, programının devam ettirilmesi, evinin müze olarak yaşatılması gibi arzularını bildirmiş videoda.
Evet. Ağustos ayında çekilmiş sanırım doğru hatırlıyorsam. Her şeyi planlayan bir insandı ve hep ben yolda ölmek istiyorum diyordu. “Ölürsem yolda öleyim” diyordu. Pandemi dönemi konferanslara gitmek için yurt dışına çıkmaktan korkmuyordu. Biz kızıyorduk kendisine ama o duramazdı. Gezmek için yaratılmıştı. Dünyanın en çok gezen kişiler/gezginler listesi içinde 47. iken bu pandemi de 44. gezgini olmuş. Her ülkeyi gezmiş ve her ülkenin kendi içinde de ne kadar yoğun gezmiş olduğuna bakılarak hazırlanıyor o listeler. Bugün bunu ben programımıza bağlanan eski dostu Atilla Atasoy’dan öğrendim. Herkes devam ettiği için gezmeye değişiyor sıralama da sürekli.
Bir de şeyi merak edermiş. Arkasından neler söyleyecekler diye. Ben de bugün programda şöyle dedim. Orhan Bey umarım duyuyorsunuzdur. Bakın sizin arkanızdan ne güzel şeyler söylemişler. Hiçbir şey boşuna değil. Sizin çabalarınız insanların kafalarında yer etmiş. Pek çok dile çevrilen kitapları var. Birçok üniversitede ders olarak da okutulan kitapları var. Televizyon programlarına, konferanslara katılıyordu. En son Malta’ya gitmişti.
Çok yüksek bir yaşama sevincine sahipti. Az uyuyan, enerji dolu, kafası boş sohbetlerde olmayıp hep bir gaye içindeydi. Ben kendimi onun yanında enerjisiz hissediyordum. Ruhu şad olsun. Mekânı cennet olsun. Gezginler Derneği’nin kurucu üyesi ve başkanı olarak kendisine bir kitap armağan edilecekti. Tabii okuyamasa da yine armağan edilecek. Benden de yazı istemişlerdi ve ben Orhan Bey’e bir mektup yazdım. Nasıl tanıştım, serüvenimiz nasıl başladı onu anlattım. Gece yazıyı bitirdikten sonra “acaba Orhan Bey bu yazıyı okuyabilir mi, inşallah okuyabilir” dedim içimden. Ertesi sabah o kötü haberi aldık. O gün o kadar çok kişi aradı ki. İnanamadım. En son babamı kaybettiğimde bu kadar taziye mesajı almıştım. İyi bir ikili olarak gördükleri için ve program sayesinde de pek çok kişiyle tanışmıştık.
Orhan Bey’e yazdığım mektupta şundan da bahsettim. Benim hiçbir zaman işime karışmadı, beni olduğum gibi kabul etti. Başladığım ilk programda moderatör kulaklığını bana verdiler. Hatta bazen kendisine bazı detayları konuşalım ki problem çıkmasın yayında ya da şunu söyleyeyim mi söylemeyeyim mi diye soruyordum. “Şebnem doğal akışına bırakalım” diyordu. Ben de şunu söyledim “Siz her şeyi olduğu gibi kabul edip, akışta kalmayı biliyorsunuz. Doğaya karşı da öylesiniz. Olduğu gibi kabul edip korumaya çalışıyorsunuz. Beni de o rahatlıkta bıraktınız”. Programın yapımcı ve yönetmeni İnci Hanım ve Orhan Bey benim kendimi geliştirmemi de sağladılar bu şekilde. Teşekkür ediyorum onlara. Bana o güveni ve rahatlığı verdikleri için ben de kendimi geliştirebildiğimi düşünüyorum. Bu, onu nasıl tanıdığıma dair anılarımdan biridir. Kendisi takdir etmeyi de bilen biriydi. Program hazırlığındaki araştırmacılığımı beğenir, güzel yanlarımı ön plana çıkartır, el üstünde tutardı beni. İyi bir ikiliydik. Onunla birlikte anılmak güzel bir şey. Beni bu özel köşeye konuk ettiğiniz için de ayrıca teşekkür ederim.
Sevgili Şebnem Schaefer’ın gözünden Orhan Kural ve Orhan Bey’ e ait detaylar, programlardan enstantane anılar 4P1KTV youtube kanalımızdaki söyleşi videomuzda. Sevgili Şebnem Schaefer’a bu özel söyleşi için çok teşekkür ediyoruz.





