Söyleşi · Sayı 3

Polat Labar

Polat Labar

Bu sayımızda sevgili Polat’la bir söyleşi yaptık ve sizin için sorularımızı sorduk.

Merhabalar, biraz seni senden den dinleyebilir miyiz? Polat Labar kimdir?

Başta radyo programcılığı olmak üzere yaptığım farklı işler var ancak detaya girmeden şunu diyebilirim, içinden tebessüm geçen her şeyde var olmak isteyen bir adamdır Polat Labar. Geçtiğimiz aylarda programına konuk olduğumuz ünlü radyocu Polat Labar ile çok keyifli bir sohbetimiz olmuştu. Üstelik bir de ortak

Radyo D 104 de Sabah ve akşam kuşaklarında Türkiye’nin en çok dinlenen radyo programlarından birini yapıyorsun. Sence başarının sırrı nedir?

Aslında genelde başarı hikâyelerinin sonunda yapılan bir analiz bu. Başarı göreceli bir durum ama var olan noktanın başarı puanı için çok şeyler duyuyorum insanlardan, “çok zeki”, “hazırcevap”, “hayatı çözmüş”, deli bu deli” “ işini seviyor ondan” gibi ama bana sorarsanız sırlar listesinin başındaki etken “samimiyet” bana göre samimi olan hiç bir işin başarısız olma şansı yok.

Radyoculuğun zor ve kolay yönlerini sorsam neler anlatırsın?

Bana göre zor ya da kolay yönü diye bir şey söylemek çok zor. Şu yönü zor bu yönü kolay denecek hiç bir kriter yok bana göre. Kolay yönler için bir şey diyemem ama eğer bir radyo programcısı herhangi bir yönü zor geliyor dese “bırak mesleği, fazla zorlama kendini kardeşim” derim:)

Radyoculuğu meslek edinmeye niyetlenenler için söylemek istediğin bir şeyler olur mu?

Radyoculuğu meslek edinmeyi düşünmekle çıkıyorlarsa hemen vazgeçin derim. Zira bu meslek planlanarak yol alınacak bir meslek değil. Aşkla, şevkle, amatörce belki de bir hobi gibi bir şekilde başlarsın, hayatın akışı bu işi senin mesleğin haline getirir ya da getirmez.

Adrenalini sevdiğinden bahsetmiştin. Biz biliyoruz ama şimdiye kadar seni en çok heyecanlandıran aktiviteni okuyucularımızla paylaşır mısın?

Son derece güvenli olduğum halde, adrenalincilik oynamak gibi ama roller coaster bana heyecan verir. Olasılık hesaplamaları üzerinden riski çok düşük olsa da paraşüt çok heyecan veriyor. Ama çok keyif alsam da adrenalin heyecanı duymadan yaptığım kelebekler vadisi uçurum inişi en riskli aktivitelerimden biri diyebilirim.

Peki, yine sohbetimiz esnasında ‘’ Yaşamın getirdiklerine kolay adapte olurum’’ demiştin. Bu bakış açının başarında payı nedir sevgili Polat?

Polat Labar
Polat Labar

Başarısızlık hikâyelerinin pek çoğunda “adapte olamama, uyum süreci” gibi açıklamaları sıkça duyarsınız. O yüzden de ilişkilerde, iş hayatında hep “zaman” talebi oluşur ve başarı gecikir. İşte bu yüzden hızlı adapte olmak direk başarı etkeni olur mu tartışılır ama en azından hızlı adapte olamadığın için gelecek tüm başarısızlıkların panzehiri gibi bana göre.

Seni en iyi tanımlayan cümle diye sorsam?

Tadıyla yaşamadığın günü yaşadım sayma…

Sevgili Polat dinleyici kitleni nasıl tanımlıyorsun?

Dinleyici zekâmız çok yüksek. Bazen canlı yayında dinleyicilerin yaptığı şakalarla gülme krizine girdiğim oluyor. Hatta şöyle bir eleştiri okumuştum kendim için “bulmuş zeki dinleyicileri bedavadan program yapıyor” o eleştiriye de çok güldüm ayrıca:)

Hakikaten çok iyiymiş:) Şu programındaki haykırma köşesinden bahsetsek nasıl oluştu? Okuyucularımız için anlatır mısın?

Yıllar önce canlı telefon bağlantısı almadığım bir radyo programı yapıyordum. Yaklaşık 6-7 ay yayın sürecinin ardından sevgililer gününde “hadi bu gün telefon bağlantısı alalım, sevginizi haykırın” dedim çok keyifli oldu. Ertesi gün 15 Şubat dünya yalnızlar günü e hadi bugün de yalnızlar haykırsın derken baktım ki insanların haykırası var her gün 5 dakika haykıralım böyle dedim çok tuttu ve şu an her sabah 1,5 saat haykırma köşesi yapıyorum. Köşe olmaktan çıktı neredeyse başlı başına bir programa dönüştü.

Müthiş bir fikir olmuş, herkesinde ihtiyacı varmış demek ki:) “Sıradan söylemlere Karizmatik cevaplar” adlı kitabın var. Bize kitabından ve yazarlık yönünden de biraz bahseder misin? Ayrıca yeni kitap projesi var mı?

Kitabın çıktığı yıllar da radyo da yaptığım bir köşeydi aslında. Dinleyicilerden de kitap çıkarın istekleri geliyordu... Bir anda o köşedeki içerikle eğlencelik bir kitap oluştu. Aslında daha içerikli kurgusu olan bir kitap yazma niyetim var. Tam emin ya da hazır olduğumda, o da kendiliğinden ortaya çıkar diye düşünüyorum.

Ayrıca stand up yaptığını da biliyoruz. Stand up konularını belirlerken radyo programının etkisi oluyor mu? Ya da konuları nasıl belirliyorsun?

Ben doğaçlama işleri çok seviyorum. Düşünülmüş kurgulanmış ezberlenmiş şakalardan ziyade o an üretilen şakayı seviyorum. O yüzden stand-up gösterilerinde de yapacağım şakaları önceden bilmiyorum. Konuları o anki ruh halime gündeme göre önceden seçiyorum ama konularla ilgili şakalar sahnede aklıma ne gelirse o:)

Seyirciyle yüz yüze olmak mı? Yoksa her sabah milyonların hayatına değmek mi? Hangisi daha sana göre?

Polat Labar
Polat Labar

Sahnede sıcak sıcak taze kahkahaya şahit olmak, canlı reaksiyon almak gerçekten tarifsiz ancak radyonun da “ işe yaramak” tarafı tarifsiz:)

Peki şimdi gelelim o harika kedin Poke ye… Poke ismi nereden aklına geldi?

PO ve KE bileşimi. POlatın KEdisi demek. Biraz bencilce ve egosal bulanlar olsa da ben sevimli, sempatik bir isim matematiği olduğunu düşündüm. Bir diğer isim adayım da EGO’ydu. EGO’nun açılımı da En Güzeli O. ikisini dinleyicilerimize oylamalarını istedim, açık ara POKE geldi:)

PoKe çok sosyal bir kedi, nereye götürsem hiç yabancılık çekmeden hemen ortama ve kişilere uyum sağlıyor...

Tamam o zaman:) Bize Polatın Kedisi yani POKE nin hikâyesini anlatır mısın? Sahiplenmeye nasıl karar verdin? Cinsi nedir?

Böyle bir canlı dost sahiplenmek, şartlarının uygunluğu ve emin olma süreci gerektirir. Benim de hayatımda en doğru an gelmişti sanırım ve radyo programımda da sıkça hayvan dostlarımız çeşitli sebeplerle gündem olurken söylediğim sözler, fikirlerim, olaya yaklaşımım kendimi ikna etti galiba. Yüzde 90 emindim kararı verdiğimde ancak şimdi Poke’yle yaşamaya başladıktan sonra doğru bir karar olduğuna yüzde 250 eminim:) Poke erkek bir British Shorthair.

Poke hayatına girdikten sonra yaşantında neler değişti?

Poke’nin hayatıma dahil olması her şeyden önce eve gitme isteğimi daha da arttırdı… Tek başına yaşayan biriyseniz evde durup dururken tebessüm etmez ya da kahkaha atmazsınız ancak Poke geldiğinden beri olur olmaz yaptığı hareketlerle evdeki kahkaha oranımda ciddi bir artış sağladı diyebilirim. Hani bir canlıya yuva olmak, manevi duygular elbette bir tarafa Poke’nin varlığı ile çok eğleniyor olmak tarifsiz:)

Poke nin seninle birlikte yapmaktan keyif aldığı şeyler neler?

En marka eğlencesi herhangi bir kâğıdı buruşturmaya başladığım an tetikleniyor... Daha çok köpeklerde görmeye alışkın olduğumuz “at getireyim” oyununa bayılıyor. Beraber uyumak yine tercih ettiği bir durum. Ve elbette yediklerime ortak olmaya bayılıyor:)

Şu ana kadar Poke ile ilgili en ilginç anını sorsam sana?

Kesinlikle ilk gün. Tedirgin ve mahcup hallerini, bulduğu her kuytu köşede kendini yok ettiğine inanırcasına yerleşip ortamı izlemesi unutulacak gibi değil. Ama 2. günden itibaren beyimiz bu ev benim, açılın havasına girdi o da ayrı:)

Sevgili Polat Poke ile birlikte yaşamanın; ruh haline, iş ve sosyal hayatına etkileri nasıl oldu sence?

Polat Labar
Polat Labar

“Evde biri var hissi gerçekten ruhsal anlamda çok pozitif etki yaratıyor.”

Yalnız sessiz bir eve girmenizle kapıyı açtığınızda yeni uyanıp size doğru gerine gerine gelen bir mırıltı şahane bir his. Ayrıca oyunlardan arınıp kucağıma yattığında, gıdısını severken, ya da huzurunu birebir yansıttığı o mır mır sesi terapi gibi gerçekten.

İş hayatıma en büyük etkisi alarm çaldı mı, uyuyakaldım mı derdim kalmadı zira git eve ekmek getir dercesine gelip uyandırıyor beni:) ayrıca radyo programcısı olduğum düşünülürse poke ve eğlenceli anıları programın içinde şimdiden belli bir yer edinmeye başladı bile:)

Poke ile ortak bir dil oluşturdunuz mu? Birbirinizi çabuk anlayabiliyor musunuz?

Sanırım bunun için henüz erken zira bu anlamda çok bariz bir örnek söyleyemem. Anlık tesadüf olduğunu düşündüğüm bazı reaksiyonlar veriyor ama istikrar oranı yerlerde:)

Peki, evde oturmayı mı? Yoksa seninle birlikte radyoya gelmeyi mi daha çok seviyor?

Çok sosyal bir kedi, nereye götürsem hiç yabancılık çekmeden hemen ortama ve kişilere uyum sağlıyor. Dolayısıyla radyo stüdyosunu da benimsedi kısa zamanda ama yine de ev bizim kalemiz sanırım.

Evet söyleşimizin sonuna gelirken genel anlamda ülkemizde, hayvana bakış açısı ve özellikle sahipsiz hayvanlar konusundaki görüşlerini de öğrenebilir miyiz?

Hayvanlarla ortak kullandığımız bir gezegen ve zaman var. Ortaklık kavramını bilen anlayan her insan, hayvanlara karşı bu ortaklığın hakkını verecek düzeyde ilgili ya da hassas olabilmeli ve bu hayatı onlar için de yaşanabilir kılmalı bence.

Sevgili Polat Labar hem bize zaman ayırdığın için hem de bu güzel söyleşi için çok teşekkür ediyorum. Şimdi de biz okuyucularımız için senden bir haykırma alsak.

Haykırışım: Poke’nin kendi instagram sayfasını ( @kedipoke ) takip edin diye haykırıyorum… Benden gizli açtığı bu hesapta Poke kendi bakış açısıyla hayatı olayları yaşadıklarını yorumluyor. Bana eleman diye hitap etmesine biraz bozulsam da onun hesabında çok çok çok eğleniyorum. Eminim sizde çok eğleneceksiniz:) ve tabiki son söz, hayvanları sevin, imkânınız varsa sahiplenin, yaşatın ve yaşayın.

Herkese sevgiler… Ben bu stüdyo işini sevdim! Adım da DJ POKE olur... Ben bunu bi düşüniim diyorum...

Basılı arşivden
Bu röportaj ilk kez 4P1K Sayı 3 (Ocak 2018) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
4P1K Bülten

Yeni yazılar e-postanıza gelsin

Yeni yazılar, haberler ve arşivden seçkiler; ayda iki kez, reklamsız ve kısa.