Kapak Konuğu · Sayı 3

Özge Özder

Özge Özder

Yazın sonbahara dönmeye başladığı bir günde, İzmir Tay Park’ta patili dostlarımız için düzenlenen bir etkinlikte tanıştık sevgili Özge Özder’le. Hemen hepimizin tiyatro sahnelerinden ve ekranlardan tanıdığı Özge Özder, aynı zamanda “Bana Göz Kulak Ol Derneği”nin başkanı.

Kendilerini “Yönetim kadrosu, gönüllü destekçileri ve üyelerinin büyük çoğunluğu sanatçılardan oluşan, sahipsiz hayvanlara ve hayvan haklarına yönelik medyada farkındalık oluşturmak esası ile yola çıkmış ‘duyarlı yaşam’ savunucusu gönüllü bir ekibiz.” diye tanımlayan “Bana Göz Kulak Ol Derneği” Başkanı Özge Özder. O koşuşturmanın içinde de sözleştik; daha sonra mutlaka bir araya gelmek ve sohbet etmek için.

Aradan geçen yaklaşık 2 aydan sonra da bugün nihayet tekrar birlikteyiz sevgili Özge Özder’le.

Babanın verdiği “Elif” ve annenin verdiği “Özge” isimlerinin karakterinin 2 farklı yönünü tanımladığını, hiçbir zaman ne “Elif” ne de “Özge” olarak kalamadığını bu iki yönün birbirini tamamlayarak kim olduğunu anladığını söylüyorsun. Kimdir peki Elif Özge Özder?

Bunu aslında kendi internet sitemde çok net anlattığımı düşünüyorum. Elif kimsenin bana hitap etmediği, babamın koyduğu ikinci ismim ve çok naif bir isim olduğu için hep benim gizli kalan yanlarımı temsil ettiğini düşündüm. Yazılarımı, şiirlerimi, günlüklerimi filan hep elif ismiyle tutmuşumdur mesela. Elif içimin zaman zaman dile gelen suskun tarafı aslında.

Deden, anneannen ve teyzelerin. Çocukluğunda bir arada olduklarının bugünkü “Elif Özge Özder” üzerindeki etkileri desek?

Beni dedem anneannem ve teyzelerim büyüttü aslında. Çalışan bir annenin çocuğuydum çünkü ve o kadar kalabalık bir evde büyümenin çok eğlenceli aynı zamanda öğretici olduğunu söyleyebilirim.

Örneğin tek çocuk olmama rağmen asla bir tek çocuk bencilliğinde, kibrinde veya egosunda büyütülmedim. Hayatımın hiç bir döneminde ‘’Önce ben’’demedim ya da kendimi başkalarından ayrıcalıklı, üstün ya da farklı görmedim. Büyürken kibir ve ego hep uzak tutuldu benden. Mesela ihtiyacım olduğunda yemek ev işi yahut kendine bakmakla ilgili zorlanmıyor oluşumu da bu koşullarda büyümüş olmama bağlıyorum. Elimden herşey gelir. Gerektiğinde en geleneksel yemeği pişirebilmekle beraber, en kalburüstü davete kuaföre bile gitmeden, saç makyaj manikür pedikür hazırlanıp gidebilirim.

Sence en önemli rol modelin kimdi?

En önemli rol modelim tartışmasız annemdir. Şimdilerde daha farklı ve yorgun bir profil çizse de benim kahramanımdır.

Herşeyden önce ‘’anneyim ben’’ diyerek evde oturmamış, annelik rolüne sığınmamış ya da ‘’koşullar şöyle olsaydı ben neler neler olurdum’’, vs gibi bahaneler üretmeden her zaman kendi ayakları üstünde durmuş, kendi ekonomik gücünü edinmiş, birinin eşi olmaktan öte ayakları tek başına yere basan bir kadın olmuş, her işini kendi halletmiş, arabasını kendi kullanmış, kısacası kendi varoluşunu hiç kimseye yaslanmadan gerçekleştirmiştir. Bana da hayatta gerekirse tek başına ayakta durma kabiliyetini aşılamıştır. Ben bugün maddi manevi her şeyle tek başıma mücadele edebildiysem, kendi hayal ettiğim kişi olduysam mimarı annemdir. Harika bir rol model olarak kanatlarımı o takmıştır sırtıma... Annemle ve mücadelesiyle hep gurur duydum.

… Ve bugün istediğim yere yükseldiysem, ‘’ aslında ben de oyuncu olmak istemiştim ama’’ diye başlayan pişmanlık cümleleri yerine “oyuncuyum” diyebiliyorsam bu sadece onun ruhuma taktığı kanatları kullanmayı öğrenmem sayesinde oldu.

Koç burcu kadını olmak? Bunun seni sen yapanlar içinde ne kadar etkisi olduğuna inanırsın?

Özge Özder
Özge Özder

Ben tam bir koç burcu kadınıyım… Uyuşmadığım tek özellik hırs ve kıskançlık özelliği… Ben hırslı değil azimliyimdir. Kıskanmak ise çok benlik bir durum değil. Kıskanacağım gerçek bir durum varsa, yani çok belirgin gerçekçi bir kıskançlık malzemesi varsa zaten arıza yapıyor benim bünyem... bu histen utanıp o ilişkiden yada o durumdan, ortamdan anında uzaklaşıyorum.

Tiyatro, film ve dizi… Öncelik sıralaman var mı?

Tiyatro ana vatanım diye defalarca söylemişimdir. Diğerleri olmazsa yaşayabilirim ama tiyatro olmazsa yaşayamam. Benim için var olma koşulu ve hayati bir ihtiyaç tiyatro. Sanatsız bir yaşam hayal bile edemiyorum.

“Aslında kendimiz seçeriz kim olduğumuzu. Sanırım ben kendimi seçemediğim için oyuncu oluyorum. Tanımsız olmak özgürlüktür, arayıştır… Ve ben kendimi özgür kılıyorum. Tek bir hayata sığmaz durumda ruhum… Fark ettim ki oynadıkça çoğalıyorum, kendim oluyorum.” Bu cümleyi henüz ortaokul çağında kurabilmiş biri bu gün yaşadığı dünyayı nasıl tanımlar?

Mesleğimle bağım hala çok derin.. bunu içtenlikle söylüyorum. Evet hala oynadıkça kendimi bulduğumu düşünüyorum.. çünkü özellikle tiyatro yaparken öyle büyük yazarların, öyle önemli karakterlerine can veriyorsunuz ki, hiç ummadığınız bir anda, kendinizde hiç tahmin etmediğiniz bir özelliğinizle yeniden doğuyorsunuz, yada bir karakteri oynarken konuya hiç bakmadığınız bir pencereden bakmaya başlıyorsunuz. Kısacası sanat sizin şah damarınız olduysa artık sürekli evrim geçiren, kabuk değiştiren biri oluyorsunuz. Ve tabii ki olma haliniz hiç tamamlanmıyor… Günün sonunda bütün bunların toplamı sizin kişiliğiniz oluyor... İşte bu gerçek bir olgunluk ve hediye gibi bir deneyim...

Bazen neredeyse kutsal denebilecek bir iş yaptığımı düşünüyorum.

Bu arada, senin çocuklar, Beatles ve Lucy? Bize biraz onları ve onlarla olan yaşamından söz etsen?

Onlar benim çocuklarım evet… Birçok çocuğum oldu. Ömrüm onlara bakmakla ve onların yaşam haklarını savunmakla geçti denebilir. Ve şunu açıkça söylemek isterim ki ben insanoğlundan değil, onlardan yanayım. Ömrüm oldukçada bu değişmeyecek. Beatles onca baktığım çocuk arasından bir pet shoptan para ile satın aldığım tek köpektir. Çünkü o berbat bir petshopta 4 aylık olmuş ama satılmamış ve hasta olduğu için iade bekleyen bir köpekti ve onu kurtarmanın tek yolu o pet shopa 16oo dolar ödemekti. Onu satın aldığımda evde iki tane kanserli köpeğimiz vardı ve bir tanesi ne yazık ki yeni doğum yapmıştı. 9 adette yavrumuz vardı. Yani düşünün ki 2 si hasta 11 köpekle meşgulken bir petshoptan para vererek Beatles ı aldım. Beatles’ın hayatıma girmesi bu şekilde oldu. O evin muzur tatlı, şımarık ama bir o kadarda akıllı ve şirin çocuğudur. Lucy ise Bilgi üniversitesinin kampüsüne atılmış geçici olarak öğrenciler tarafından sahiplenilmiş 9 aylık bir kızdı. Her zamanki sahiplendirme işleri ile uğraşırken onu sahiplenen öğrencinin yurt dışına gidiyor olduğunu öğrendim. Ve yuva arama işini devralıp bakımını geçici olarak ben üstleneyim dedim. Ama süreçte Lucy e talip çıkanlar hiç içime sinmedi ve sonunda aramızda öyle bir bağ gelişti ki benim kızım oldu... Lucy genel eğitimini Beatles ı taklit ederek kendi kendine tamamladı ve beni hiç üzmedi, zorlanmadım yani… Ve hayatımda tanıdığım en naif en kibar en duygusal köpek… Örneğin başlarda rüyasında hep ağlıyor ve çığlık çığlığa uyanıyordu. Defalarca uyanıp ‘’buradayım kızım‘’ dedim ona, sarılarak uyuttum. Belli ki kötü anıları var. Ama ben artık çok iyi hissettiğini ve birbirimize çok iyi geldiğimizi düşünüyorum.

Daha önce yayınlamış bir röportajında “Çocukken gözlerine oturan o naif bakış var ya... Onu gözlerine yeniden hediye edeni bulduğunda sakın bırakma...” cümleni okudum. Ve her fırsatta da çocukluğundan beri hayvanlarla özel bir gönül bağın olduğunu söylüyorsun. Bu cümlelerin arkasındaki Özge’nin kurucusu ve başkanı olduğu “Bana Göz Kulak Ol Derneği” nin hikâyesini çok merak ediyorum. Nasıl oluştu, süreçler nasıl gelişti?

Bana Göz Kulak Ol Duyarlı Yaşam Derneği insanlara ‘’Duyarlı Yaşam’’ fikrini empoze etmek için kuruldu diyebiliriz. Diğerleri olmazsa yaşayabilirim ama ‘Tiyatro ana vatanım’ diye defalarca söylemişimdir.

tiyatro olmazsa yaşayamam. Benim için var olma koşulu ve hayati bir ihtiyaç tiyatro. Sanatsız bir yaşam hayal bile edemiyorum. Aslında derneği kurma motivasyonum ne yazık ki ülkemizde hayvanlarla ilgili yaşanan korkunç olaylara dayanıyor. Ben yapı olarak oturduğum yerden eleştiren ya da öfkeye kapılıp negatif yüklenen biri değilim. Öfkelendiğimde eyleme geçer gereğini yaparım. Öfke negatif bir duygudur ama ondan bile pozitif bir eylem çıkarmayı severim.

Dernek fikrini Aslı Tandoğan ve Ayça Varlıer ile paylaştım ve onlarda hemen sahiplendiler. Üç kurucu sanatçı olarak başladık ama şimdi elliyi aşkın destekçi sanatçımız var.

Onlar olmadan bu dernek olmazdı zaten. Bizim dernek fikir olarak tam bir güç birliği örneği.

Yaşadığım bazı tecrübeler ve hayvanlarla ilgili ruhumu acıtan hak ihlalleri ve bu haksızlığa karşı duyduğum öfke bana bu derneği kurdurdu çünkü dünyayı değiştirmenin mümkün olduğuna inanmak zorundayız. Dünyanın daha iyi bir yer olabileceğine inancımızı kaybedersek insan olmaya ve erdeme dair birçok şeyi de kaybetmiş oluruz. Çünkü yaşam sadece bireysel hayatımızdan, başarıdan ya da para kazanmaktan ibaret değil.

Aslına bakarsan fikir müthiş tabii; medyanın ilgi odağında olan duyarlı insanların bir araya gelip yaratacakları farkındalık, bireysel çabaların pek çoğundan daha etkili olacaktır. Görünen o ki bunu hayata geçirmek ve sürdürmek için büyük bir emek veriyorsun. Nasıl gidiyor peki?

Özge Özder
Özge Özder

Şimdilik çok çok iyi gidiyor. Gücüm ve sağlığım yerinde olduğu müddetçe derneği ve sanatçılar arasında ki bu güç birliğini ayakta tutmaya çalışacağım. Doğru insanlarla yan yana olmak ve hayvanları ya da hayvan sevgisi söylemini kendi çıkarına kullanan, “mış gibi yapan” insanlardan uzak durmak işin en önemli kısmı. Derneğin bu anlamda çok özel destekçileri olduğunu düşünüyorum ve bu fikrin elinden tutan tüm sanatçı dostlarımıza minnettarım. Tabii ki en başta sevgili dostlarım ve derneğimizin kurucularından olan Aslı Tandoğan ve Ayça Varlıer’e…

Dernek amaçlarından birini de “Toplum tarafından sevilen ve örnek alınan üye sanatçılarımızın çocuklarla buluşmalarını sağlamak, bu buluşmalarda sanatın ve sanatçının pozitif gücünden de destek alarak hayvan sever ve duyarlı bir nesil yetişmesine vesile olmak.” diye açıklıyorsun. Bu belki de en önemli hareket noktası. Bu yöndeki çalışmalardan söz edebilir miyiz biraz?

Okullara hayvan sahiplendirmek, farkındalık yaratan tiyatro oyunları yapmak, seminerler gibi bazı çalışmalarımız oluyor. En son Ankara’ya gidip Doğa Koleji’ne barınaktan bir köpek sahiplendirdim mesela… Birçok proje üretiyoruz aslında ama sizler şimdilik sadece hayata geçenleri biliyorsunuz. Çünkü diğer hayvan sever topluluklara yada derneklere ilham vermek çok gurur verici olsada projelerimizin duyulup bizden önce yapılmaya çalışılması motivasyonumuzu kırıyor ve o proje ile ilgili kreatif süreci ve üretimimizi çöp haline getiriyor. Bu yüzden doğma aşamasına gelmemiş hiç bir projeyi açıklamıyoruz.

Derneğin sitesinde “Medyanın gücünü bu korkunç sektörün (hayvanların esareti üzerinden kazanç sağlayan yunus parkları ve sirklerin) reklamını yapmaya yönelik kullanan programcılara inat” cümlesini okuyunca ister istemez bizim 4P1K Dergiyi yayınlama kararımızın altında yatan duyguya döndüm. Biliyoruz ki bu zorlu ve uzun bir yol. Engelleniyor musunuz ya da engellemeye çalışanlar oluyor mu?

Engel tanıyan bir yapımız yok. Çünkü kimseden bir beklentimiz, çekincemiz ya da menfaatimiz yok. Siyasi söylemden uzak, tamamen hayvanlar yararına ses yükselten vicdan çağrısı yapan ve tek beklentisi hayvanlar adına toplum farkındalığı olan bir ekibiz.

Kimseye bir mesafemiz ya da özel bir yakınlığımız da yok açıkçası…

Hayatının bundan sonrasını duyarlılıktan ve iyilikten yana geçirecek olan herkese kapımız açık. Hali vakti, işi gücü yerinde popülerlik kaygısı olmayan düzgün sanatçılarız. Bazıları sanatçıların geneli için reklam mı yapıyorlar diye düşünebiliyor. Bunu yapanlar da yok değil. Ama bizim dernek sanatçılarına doğru açıdan bakarlarsa buna hiç ihtiyacımız olmadığını görecekler. Aksine gelen birçok reklam teklifini hayvanlar üzerinde deney yapan marka olması ya da hayvansal madde içermesi nedeniyle reddetmek durumunda kalıyoruz. Yani bu misyon aslında bize realitede sadece maddi kayıp getiriyor.

Benim hayvansal gıda reklamında oynamam ya da hayvansal ürünler kapsayan bir giyim markasında yer almam mümkün değil mesela... Aynı durum hayvanlar üstünde deney yapan kozmetik markaları içinde geçerli. Yani samimiyetimizi anlamak ve bizi diğerlerinden ayıran noktalarımızı keşfetmek o kadar da zor değil. Benim oyunculuk anlaşmamda ‘’ hayvanlarla ilgili kötü örnek oluşturacak ya da hayvanların kötüye kullanıldığı sahnelerde asla oynamaz ve gerçek kürk giydirilemez’’ diye bir madde var mesela...

Bir yapımcının karşısına bu koşullarla çıkmak bile cesaret işi... Ama tabii ki insanlar bunları nerden bilsin. Yıllarca ülkemizde hayvan sever denince akla gelen sanatçı profili ne yazık ki elinde parayla satın alınmış bir fino ve üstünde kürk ile poz verip ıstakoz yiyen dünya dertlerinden uzak bir profil oldu. Onlarda haklılar samimiyetimizi sorgulamakta…

Yasalar konusu var tabii bir de. Hepimizin ortak sorunu yasalar ve var olanların uygulanma biçimleri. Yasalarla ilgili söylemek istediklerin vardır mutlaka.

Yasalar kurulduğumuz günden bu yana en çok üstünde durduğumuz konu ve canımız bu konuyla ilgili çok yanıyor gerçekten…

Gün geçmiyor ki ülkemizde hayvanlarla ilgili yeni bir vahşet görüntüsü yayınlanmasın. Tüm bu olanlara rağmen bir türlü istenilen yasaya kavuşamadık.

Özge Özder
Özge Özder

O caniler yüzümüze gülüp yaptıklarıyla kaldılar, bizler ise bu adaletsizlik karşısında isyan eden vicdanımızı susturup elimizden bir kaza çıkmasın adaleti biz sağlamamalıyız diyerek sabır sınavı verdik ve tekrar tekrar yasa koyuculara yalvardık.

Geçtiğimiz senelerde yasal düzenleme yapılacağına dair çok sıcak dönemler oldu, çok yaklaşıldı. Ama burada tehlikeli olan nokta şuydu, yasa tasarıları bizleri tam anlamıyla tatmin etmiyordu dolayısıyla daha iyisini yapalım derken daha kötüsüne sebep olmamak adına hep ertelendi, yeniden tasarlandı, yeni teklif verildi. Çünkü hayvan severler tehlikeli buldukları yasa tasarılarına anında yüksek sesle tepki verdiler ve günümüze kadar geldi bu konu. Tanem Sivar ve Edhem Dirvana’nın köpeklerinin öldürülmesi ile inanılmaz bir ekip bir araya geldik ve konuyla ilgili büyük bir çalışma başlattık.

Bu gönüllü komisyonda avukatlar, psikiyatristler, İstanbul barosu ve hayvan hakları barosundan çok kıymetli insanlar var.

Bende bu gönüllü komisyonun içinde yer alan tek derneğin başkanı olarak bu komisyondaydım. Ve birçok toplantıdan sonra en nihayetinde 12 Aralık’ta kendi hazırladığımız Ve diğer tasarılarda eksik bulduğumuz hayvan hakları yasa önergemizi Ankara’ya giderek Meclis’e sunduk. Gelişmeleri heyecanla bekliyoruz. Bu tarihi güne şahitlik edip, ekibin içinde yer almak benim için inanılmaz kıymetli bir süreçti. Sonuç alacağımıza inanıyorum. Önemli olan yeni yasanın eski yasayı çok zedelemeden, hayvanlara şiddet içeren eylemleri hapis cezası ile cezalandırması

Türkiye’de hayvan hakları aktivisti olmak?

Zor mesele... Çünkü ülkemizin her daim o kadar çok majör sorunu var ki hayvanlardan ve onların haklarından bahsetmek hala bazıları için tuhaf kaçıyor.

Özge’nin kısa, orta, uzun vadede plan ve hedefleri?

Bir oyuncu olarak şu an gerçekten istediğim ve hayal ettiğim noktadayım. Daha popüler olmalıyım gibi hırs dolu bir yaklaşımım olmadı hiç mesleğime. Bu yüzden maddi açıdan mecbur kalmadıkça sadece içinde bulunmaktan haz alacağım işlerde bulunmak ve bol bol tiyatro yapmak istiyorum.

Bunun dışında her daim hayvanlarla iç içe olduğum bir yaşam ve mutlaka “Engel tanıyan bir yapımız yok. Çünkü kimseden bir beklentimiz, çekincemiz ya da menfaatimiz yok.”

onlarla birlikte büyüyen çocuklar ve kocaman bir aile hayalim var…

Umarım ilerde birçok hayvanla birlikte yaşadığımız, hasta hayvanları iyileştirip doğaya saldığımız şahane bir çiftlik hayatımız olur.

Ne şanslıyım ki yarınımı birlikte hayal ettiğim insanla hayallerimiz ortak ve o da benim gibi hayvanlar için içtenlikle elinden geleni yapıyor.

Haykırmak istediğin tek cümle?

Hayvanlara şiddet içeren her tür eyleme aciliyetle hapis cezası gelmesini, hayvan deneylerinin, hayvanlarla yapılan gösterilerin, faytonların, petshoplarda hayvan satışının yasaklanmasını, tüm yunus parklarının, hayvanat bahçelerinin kapatılmasını ve kürk üretiminin durmasını istiyorum. Tanrının bu dilsiz çocuklarının biz insanoğlunun dünyada ki iyilik sınavı olduğunu düşünüyorum. Ayrıca unutulmamalıdır ki yaşam her canlı için haktır ve başka canlıların yaşam hakkına saygı bir erdem değil, iyi insan olmanın vazgeçilmez koşullarındandır.

Sevgili Elif Özge Özder, tüm 4P1K okuyucuları adına sana sonsuz teşekkürler.

Basılı arşivden
Bu röportaj ilk kez 4P1K Sayı 3 (Ocak 2018) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
4P1K Bülten

Yeni yazılar e-postanıza gelsin

Yeni yazılar, haberler ve arşivden seçkiler; ayda iki kez, reklamsız ve kısa.