Orient & Occident

Uzun yıllardır İstanbul rock piyasasının içinde yer alan duayen müzisyenler, birleşerek arşiv niteliğinde bir albüm hazırladılar. 14 ay süren bir çalışma sonucunda 9 parçalık albümün ilk teklisi “Orient & Occident” video klibi ile birlikte 31 Mart’ta tüm müzik platformlarında rock müzik dinleyicisi ile buluştu.
Albümün yapımcılığını üstlenen ve 9 gitaristten biri olan Sabih Cangil aynı zamanda “Orient & Occident” in da bestecisi. Düzenlemesinin de kendisine ait olduğunu gördüğüm “Orient & Occident”in oluşma amacının, ülkemizde büyük hayran kitlesi olan bu müzisyenlerin gitar tekniklerini bu yapım ile sunmak olduğunu belirtiyor Sabih Cangil. Albümün ise 28.04.2023 tarihinde ilk olarak dijital platformlarda ve daha sonra da plak olarak çıkacağı bilgisini veriyor.
Gitar soloları ile parçada yer alan gitaristler Arif DenizToker, Can Güney, Gür Akad, Hakan Şavklı, Melih Güzel, Paşa Çelik, Sabih Cangil, Tanju Eren, Taylan Dedeoğlu, davulda ise Erhan Akhan var. “Orient & Occident” farklı stüdyolarda kaydedilip SCP stüdyosunda miks ve mastering aşamaları Tanju Eren tarafından yapılmış. Kapak tasarımı: Altan Üze. Tüm fotoğraflar ve videoklip: Emre Taban imzası taşıyor.. Tekli SCP (Sabih Cangil Productions) etiketiyle müzikseverlerle buluştu. Bu tekli, bir parçada 9 ünlü rock gitarcısının katıldığı değerli bir buluşma.
Projenin destekçilerinin Workinton (www.workinton.com), KNC Picks (www.kncpicks.com), Rıfat Kıyıcı, Murat Ersan olduğunu belirten Sabih Cangil ve “Guitarists of İstanbul” grubunun değerli isimlerine sırasıyla şu soruları yönelttim
1- Rock müzik dinleyicilerine sunduğunuz bu özel albüm ile ilgili neler söylemek, neler paylaşmak istersiniz? Bu projenin sizin tarafınızdaki hikayesi, anlamı nasıl?
2- Müzikal kariyerinizde çok özel anılar vardır mutlaka, bir anınızı bizlerle paylaşır mısınız?
3- Hayat mottonuz nedir?
Müzik yaşamlarını rock müziğe adamış profesyonel gitaristlerin hazırladığı “Orient & Occident” adlı özel albüm için kendileri ile özel bir söyleşi
4- Bir şeyi değiştirme gücünüz olsa neyi değiştirirdiniz?
Şimdi sorularımın cevaplarını kendilerinden alalım

Gerçekten sorudaki gibi hep birlikte mutlu olduğumuz “özel bir albüm” oldu. Proje sevgili Sabih tarafından ortak grubumuza normal sıradan bir msj gibi geldi ama sağolsun projenin arkasında o kadar güzel ve sağlam durdu ki hepimizi tek tek motive etti, ( hatta bazen tacize varan:) sonuç; dilerim sadece bize güzel gelmiyordur. Grupta hepsi birbirinden değerli ve çok eskilere dayanan arkadaşlıklarımın olduğu müzisyenler var. İlk gençlik yıllarımızdan beri tanıdığım Grup Ra Sabih Cangil ve tabiiki elektrik gitar denince ilk akla gelen ve soundunu çaldığı her türe taşıyan usta isim Gür Akad var. Aslında tüm gitarcı, basçı ve davulcular şahane insanlar, alçakgönullü, herkes çok şeker..Herkesin kısa sololarının olduğu Sabih’ in parçası “orient and accident” sesi ve video klibiyle dünya standartlarında oldu..Bana “Lee Ritenour’ un six string theory “ projesini hatırlatıyor... ve sanırım Guitarist of İstanbul sınırlar ötesi bir proje oldu.
Epeyce yıl yaşamış biri olarak çokça anı var ama size müziğe - gitara ilk başladığım yıllardan birini anlatayım. Lise de haftasonu okulun orkestrası ile prova yapıyorduk sanırım 1981 - 82 siyasi yasaklar var 12 Eylül izleri hala çok taze ve mavi bereli komandolar liseler de dahil olmak üzere okullarda her yerde nöbette ve ben arkam kapıya dönük vaziyette grupla Cem Karaca’nın hard rock “İhtarname”sini çalıyorum. Dizlerim üzerinde şov filan... parça devam ederken herkes çalmayı kesti ve ben hala çalıyorum bir de fırça atıyorum çalsanıza olum ya filan:)) meğer okul müdürü gelmiş olanca kötü yüz ifadesi ile...bir döndüm oha eyvah şimdi sı.... Müdür, solcu parça çalıyorum diye bir hafta uzaklaştırma verdi ama iyi halden 1 güne düşürdü çünkü okulun yılsonu konseri var ve bana ihtiyaç var:) Aradan bir kaç yıl geçti 1986 -87 Oğuz Abadan Orkestrası ile Cem Karaca’nın ilk konserlerinde ona çalma onuruna eriştim. Ona da bu olayı anlatmıştım ve o muhteşem sesi ile merak etme Melih’cim o şarkıyı da Parka’ yı, Safinazı da çalacağımız günler gelecek demişti..
Aslında başkaları konuşmalı, insan kendi hakkında pek konuşamaz... Sanırım hepimizin olduğu gibi, iyi insan olmak, ardımızdan olumlu bişeyler, izler bırakmak tüm insanlığın yaşam görüşü - mottosu - olmalı...Paylaşmayı severim; müziği, öğretmeyi, materyalleri, yaptığım yemekleri, ilgilendiğim yelken gibi aktiviteleri dostlarımla paylaşmayı. Zaman zaman çok zor geçen yıllar geçirmiş olmama rağmen hayata pozitif olumlu bakmaya çalışıyorum.
Keşke olsa. Önce kendi zayıflıklarımdan başlamak isterdim...Değiştirmekse, güzel ülkemiz insanının en çok eğitime ihtiyacı var, kuruluş yıllarındaki gibi çok ciddi, bilimle, sanatla ve ahlakla yoğrulmuş çok sağlam eğitim ortamı oluşturmak isterdim. Eğitim olursa, çevre de, doğa da, yönetimler de olumlu yönde düzelebilir..
Bu albümdeki bütün müzisyen arkadaşlarımla birlikte ülkemizde pek de denenmemiş bir ilke imza atmak benim için hem büyük bir onur hem de büyük bir şeref. Aslında Türkiye’deki şu müzik ikliminde büyük cesaret ile böylesi idealist bir projeye destek, düşünce, yaklaşım ve girişimlerinden dolayı başta sevgili Sabih Cangil’e, Rainbow 45 lik Salih babaya ve yapımda emeği geçen tüm dostlara sonsuz teşekkürler! Hepinize kocaman sevgiler ve bol rock’n rollu günler... Müzikal kariyerimde o kadar acı tatlı şeyler var ki, ama en acayip olanı tabi ki sevgili Tina Turner ile 87 yılında dünyaca ünlü bir içecek reklamında beraber düet yapmam diyebilirim..
Hayat mottom basit, mutlu kılmak mutlu olmak
Ülkemizi bir anda kültürel olarak dünyanın en medeni, en insani bir kara parçası haline getirmek, cehalet out...!!
Fikir yakın dostum Sabih Cangil’den çıktı. Ben de eskiden beri müzisyenlerin bir araya gelerek birşeyler yapmasının yararına inanmaktaydım. Ama içimde şüpheler de vardı. Çünkü müzisyenleri bir projede toplayıp iş yaptırmak her zaman başarılı olmaz. Ama Sabih’in tatlı sert yaklaşımı ve katılan herkesin içimi umutla dolduran gayreti sonunda anladım ki, bu proje biraz başka. Hem bir parça ile katıldım hem de mixleri, masteringleri yaptım. Sanılacağının aksine bu safhalarda birbirimizle hiç bir sürtüşmemiz olmadı. Sanırım bir dönemi yaşamış ve bir şekilde olgunlaşmış müzisyenler olarak aramızda bir çeşit kardeşlik gelişmiş. Bu proje bunun da farkına varmamızı sağladı. Tabii olgunluk derken, ceket kravat bir olgunluk beklememek lazım. Albüm toplantılarında gördük ki; bir yanımız o teenage halini hiç bırakmamış. Bu da çok güzel bence.
Baştan ‘’Biz yapalım da bakalım nereye varacak’’ gibi başlanan proje kendi kendine büyüdü. Bir anlamda ruhani bir destek oldu. ‘’Yahu keşke plağı olsa’’ dedik. Bir yandan da nasıl olacak diye düşünüyorduk. Salih Karagöz elini taşın altına koydu ve ‘’Ben yaparım.’’ dedi. Çok teşekkürler buradan bir kez daha. Bence bu proje Sabih Cangil’in fedakar çabaları olmasaydı kesinlikle olmazdı, bir kez daha belirtmek isterim. Bir sürü müzisyenle ya arkadaşım, ya da beraber çalıştım. O yüzden yüzlerce anı birikti. Hangisi anlatacağımı bilemedim. Ama Hayal kahvesinde T. Ağırtan ve Kırık Kalpler olarak çaldığımız bir akşam sahneye birinin yaklaşıp ‘’Japonya’da konser vermek ister misiniz?’’ demesi ve sonra bizim hakikaten Japonya’ya konser vermeye gidişimiz unutulmazlar arasındadır.
Akışa bırak.
İnsanların hayattaki tek doğrunun sevgi olduğunu anlamasını sağlardım.

Bir anda aklıma gelen böyle bir albüm yapma fikri çok hoşuma gitmişti. Ancak yapım süresi 14 ay sürdü. Sonunda bitirdik. Bundan dolayı kendimi tebrik ederim:)) Prodüktörlüğünü yaptığım yapımlar içinde en fazla gurur duyduğum 3 albümden bir tanesi bu albüm oldu.
Bizler gibi uzun yıllarını müziğin içinde geçiren kişilerde kitap yazacak kadar çok anı birikiyor. İlk aklıma gelen: 29.Ekim.1979 yılında bir elemanı olmaktan her zaman gurur duyduğum Grup RA” ya katıldım. İlk provamız bas gitarcımızın evindeydi. Küçük bir yatak odası, tek bir amplifikatör, yatakla koltuğun arasında sıkışmış bir şekilde çalan ben, karton kutulardan ve bir izci trampetinden oluşan davulumuz ve mikrofonsuz söyleyen solistimiz. Çok güzel çalmıştık. Enerji patlaması gibiydi.
Hayat mottom: Mutlu olmak için elimden gelen herşeyi yapmak. Zor ama deniyorum:) Bir şeyi değiştirme gücüm olsaydı neyi değiştirirdim? Bilmiyorum. Ama çok şeyi değiştirme gücüm olsaydı herşeyi değiştirirdim.
Türkiye’de ilk kez hayata geçirilmiş, çok değerli gitar virtüozlerini buluşturan bu projede yer almak benim için çok gurur verici. Albümde yer alan müzisyen arkadaşlarımın hemen hepsi ile çok uzun yıllara dayanan dostluğumuz var; Farklı projelerde ve farklı sahnelerde de birlikte yer almış olduğum dostlarımla ortak bir yapımda yer almak çok daha anlamlı hale getiriyor benim için durumu.
Sevgili Sabih abinin projeye dahil ettiği ilk müzisyenlerden biri olarak ilk andan itibaren çok heyecan duyduğumu söyleyebilirim. Müzik anlayışının giderek değiştiği böyle bir dönemde, bir gitarist albümü ile bir araya gelebilmek, birlikte ürettiklerimizi kayıt altına almak ve bu sound’u sevenleri ile paylaşmak fikrini çok sevdim. Üstelik projenin hayata geçirildiği “nasıl yol alalım” kahvaltıları, keyifli kahve muhabbetleri, fotoğraf ve klip çekim buluşmaları, yazışmalar ve de paylaşımlar kişisel olarak bu projeyi benim için unutulmaz bir anı haline getirdi.
Müzikal kariyerimde pek çok anı var elbette ama belki içlerinden benim için en kıymetlilerinden biri alt Kemancı sahnesinde çaldığımız 1996 yılına ait. Sahnede bir gün yine gitarın üzerine distortion döküyordum ki sağ sütunun önünde Robert Plant ve Jimmy Page’i gördüm. Tabii hemen Page’i sahneye davet ettim. Bana sarılması ve sahnede birlikte iki parça çalmak unutulmazdı. Keşke o dönemlerde de bunu kayıt altına alabilecek teknolojiler var olsaydı diye düşünürüm ara ara. Hayat mottom son ana kadar üretmek, sevmek ve hep sanatın içinde olmak.
Dünyada sınırları ve sınıfları ortadan kaldırırdım.
Her şeyden önce bu proje hayatı boyunca aynı yollardan ilerleyen ve senelerdir gitarın peşinde koşturan harika gitaristlerden oluşmakta. Bu bağlamda herkes aynı heyecan ve istek ile projede yer aldı, özellikle kayıt aşamasında bunu gözlemek de harika bir tecrübeydi. Senelerdir can çekişen müzik piyasasında hala ısrarla, akıntıya karşı yüzen birilerini görmek ve yalnız olmadığını hissetmek çok değerli ve motive edici hepimiz adına. İdealist bir müzisyen için bunun anlamını bir ölçüyle belirtmek çok güç; kısaca harika bir iş!
Sanırım Londra Caz Festivali ve Polonya’nın Krakow şehrinde kendi projem ile çaldığım iki konserdi. Salonun tamamen dolu olması bir yana insanların büyük dikkatle sizin müziğinizi dinlemesi ve buna katılması inanılmaz bir histi. Muhtemelen hayatımda unutamayacağım anlar olarak kalacaklar.
Hayat mottom daha iyi müzikler yapmak ve daha iyi bir gitarist olma yolunda ilerlemek. Bir amaç değil de yola devam etme süreci aslında. Kısacası, hayatın içerisinde sürekli yolda olmak ve onu anlamaya çalışmak.

Farklı ülkelerde yaşamayı tecrübe etmiş biri olarak, dünya üzerindeki herkesin eşit bir eğitim almasının sağlanmasını dilerdim, sanırım değiştirme gücümü bu yönde kullanırdım.
Türkiye’ de ilk defa yapılan bu özel albümde var olmak benim için büyük bir mutluluk.. Projenin hikayesi, prodüktörümüz Sabih Cangil’in hepimizi bir araya getirmesiyle oluştu. Yıllardır gerek dinlediğim, gerek birlikte sahne aldığım böylesi değerli müzisyen arkadaşlarımla sonsuzluğa bir anı bırakıyoruz. Bir müzisyeni daha mutlu eden bir proje olamaz.
Aslında anılar o kadar fazla ki.. bir anı olarak 1997 de Ankara Ayna konserinde 100,000 kişiden fazla dinleyiciye çalmak muhteşem bir duyguydu. Hayatta en büyük hedefim ve mutluluğum gitar çalmak ve bunu kısmen başardığımı düşünüyorum, yaşadığım sürece bu yolda yürümeye devam edeceğim.
Bir şeyi değiştirme gücümün olması sadece fantezi olur. Temennim şu ki; Herkes istediği hayatı yaşasın ve bir başkasının hayatına saygı duysun. Çünkü hayat çok kısa..
Yıllardır omuz omuza müzik yaptığım arkadaşlarımla ortak bir projede -en sonundayer almak mutluluk ve gurur verici. Bu proje olmasaydı ileride geri dönüp baktığımda keşke diyebileceğim bir dönüm noktası bence. Tam olarak ifade etmek gerekirse tarihe düşülmüş bir not niteliğinde.
Aklıma ilk gelen Mavi Sakal ile birlikte ODTÜ’nün 50. yıl kutlamalarında sahne almamız geliyor. Bizden sonra dünyaca ünlü Starsailor grubu vardı ancak seyirci bizi o kadar bırakmadı ki headliner olmamamıza rağmen headlinerdan daha uzun bir süre almıştık. Fender ve Gibson dünyanın en iyi en bilinen ispatlanmış elektro gitar üreticisi, hatta yolu açanlar. Bende de tutku hemen hemen tüm gitarcılarda olduğu bu iki marka üzerinden başladı, öyle de devam ediyor. (başka var mıydı ya bu arada?:))))) Gitarlarımla vakit geçirmek, ayarlarını yapmak, zevkime göre elektroniklerini değiştirmek ve sonra da çıkıp sahnede onlarla performans göstermek benim için vazgeçmesi neredeyse imkansız bir şey.
İşte benim mottom da tam olarak böyle, hayatta herkesin, her ne olursa olsun, bir tutkusu olması ve peşinden gitmesi gerekliliği. İnsanı, hayatı sürdürülebilir kılan bir şey bu.
İnsan bugünkü teknolojiyi, İnternet’i, otomobilleri, tıbbı düşünürseniz ne kadar eşsiz bir yaratık. Ancak tüm bunları yapabilen insan, birbirine de neler etme potansiyeline sahip. Değiştirebilsem insanın zihninden kötü ve zararlı fikirleri yok etmek isterdim.
Öncelikle bu projede yer almak çok keyifli ve özel oldu benim için. Sevgili Sabih Cangil e teşekkür ederim böyle bir projede bana da yer verdiği için. Güzel bir proje oldu diyebilirim çünkü bu kadar kişi birbirini tanır ama bir araya gelelim bir müzik yapalım dendiği zaman herkesin illaki bir işi gücü olduğundan bir araya gelmek zordur. Bu proje dahilinde hepimiz bir araya gelmiş olduk ve keyifli anlarda olmadı değil çekim sırasında. Bu projeye katılma Hikayesi de; Sabih Cangil beni aradı projeden bahsetti olmanı isterim deyince ben de tabii ki seve seve olurum dedim. Başlangıç hikayesi bu şekilde oluştu sonra da herkes kendi bestelerini yapıp bu projeye sunmuş oldu. Umarım güzel bir ses getirir, o bu proje ben ümitliyim en azından. Herkezin emeğine sağlık diyip teşekkür ediyorum..
Evet benim için özel olan bir anım;öğrencim Doğuhan Durgun ‘un bana hediye ettiği Bc Rich arch top usa elektro gitar ve 8 adet te butik pedal dır bu gerçekten benim müzik hayatımda unutamayacağım bir güzelliktir…tekrar buradan da teşekkür ederim kendisine.
Hayat mottom; gitar çalarken müzik yaparken güncel sorunlardan kendimi bir nevi sıyırıyorum ve bu beni çok mutlu ediyor müzik gerçekten beni çok rahatlatıyor. Bir beste bir parça yaparken veya bir uyarlama yaparken içimdeki sıkıntıyı neşeyi dökmekte bir yol oluyor benim için …Yani sonuçta mutlu olmak için de ben bunu yapıp mutlu oluyorum bu da benim hayata bakış açım … Herkesin farklı bir yaklaşımı vardır sonuçta …
Gücüm olsa değiştirilecek o kadar çok şey varki; hangi birisini söylesem bilemedim…





