Musa Güney

“Sanatın hangi dalıyla ilgilenirseniz ilgilenin ister resim ister müzik yapın, ister edebiyatla uğraşın hangi alan olursa olsun bu alanlar birbirleriyle iletişim halinde ilişki halinde. Hepsi birbiriyle besleniyor...” Zerre’den Kürre’ye ya da makrodan mikroya bir varlık hali ”ni resmeden değerli ressam MUSA GÜNEY bütünü oluşturan parçacıkları işleyerek resmettiği doğayı, bizlere parçalayarak daha önce hiç bakmadığımız bir yerden gösteriyor.
20’nin üzerinde kişisel sergisi, yurt içi, yurt dışı, karma ve solo olmak üzere toplamda 90’ın üzerinde sergisi bulunan değerli ressam Musa Güney ile hem geçtiğimiz Mart ayında Beyoğlu Sanat Galerisi’ndeki solo sergisi ZERRE MONAD da hem de DOĞUYORUM Sanat Grubu ile LİRİK BİR YOLCULUK adıyla halen sergilenmekte olan Corpus Galeri/Astoria da bir araya geldik.
İlk Beyoğlu Belediye Başkanının bizzat açılışını yaptığı 2021 Mart ayındaki ZERRE MONAD serginizde bir araya gelmiştik. ZERRE MONAD, 10 seneyi aşkın bir çalışmanın ürünü değil mi Musa hocam?
Seri olarak 10 yıllık bir süreci var. Çalışmalar 10 yıllık değil tabi ki, daha çok pandemi döneminde yapıldı.
Tohumlar daha önce atıldı diyebilir miyiz?
Evet, tohumlar çok daha önceye dayanıyor, lise dönemlerimden başlıyor.
Eserlerinizde ne anlatıyorsunuz, ana fikri alabilir miyiz?
Daha çok gündelik hayattan... Parçacıklar, detaylar üzerine çalışıyorum.
Bu parçaların ne kadar önemli olduğunu göstermeye çalışıyorum çünkü o parçacıklar bir bütünü oluşturuyor. Zerreden gelerek hepsi aslında çok önemli. Toprak, su ve hava olgularını eserlerime taşıyorum. Bazı resimlerim mekânsız, salt doku... Bir mekân arıyorsun ama giremiyorsun. Bir duvar parçası mesela, hissediyorsun. Bazılarında da ışığa doğru ilerleyiş var.
Ormanın içinde kaybolup gidiyormuş gibi bir duygu veriyor. Gerçekten keyifli. Bir taraftan huzur veriyor, başka bir taraftan bir yerlere alıp götürüyor. Ama bu orman nasıl bir orman?
O orman, benim ormanım. Onlar bildiğiniz ağaçlar değil. Benim ağaçlarım. Ben de aslında yerde yürüyen böcekler gibi hissediyorum. Onların gördüğü dünyayı görmeye çalışıyorum. Onlar ışığı nasıl görüyor, onların ormanı nasıl? Onların ormanındaki ağaçlar dikenler aslında. Bizim gördüğümüz ağaçlar onlar için devasa. Bizim gördüğümüz kaya parçaları onların dağları. Biraz da o açıdan bakıyorum. Yani bütün tema parçayla ilgili. Hayatımızdan parçalar bunlar aslında bir yerlerde gördüğümüz, karşılaştığımız. Hepimizin gördüğü ama beynimizin okumadığı şeyler. Onlarla daha sonra karşılaştığımızda beyin onları tetikleyip okuyor.
İstanbul ve Ankara’da halen devam etmekte olan yeni sergilerinize gelirsek, sanatseverler nerelerde ve hangi tarihler arasında izleyebilirler? Konuları ve konseptleri neler?

Güncel sergilere gelirsek, Ankara’da bir kişisel sergi açtık; solo sergi Arda Sanat Galerisi’nde. Sergimizin adı KIRINTI. Kırıntı adı nereden geliyor derseniz, ben uzun yıllardır KATARSİS serisi üzerinde çalışıyorum. Biraz daha bilinçaltının dışa vurulması, parçalar üzerinde yoğunlaşıyorum. Herkesin görüp de dikkat etmediği aslında içerisinde estetik algıların çok olduğu parçalar üzerinde yoğunlaşıyorum.
Bu serginin adını da o yüzden KIRINTI koyduk. 20 Mayıs - 20 Haziran tarihleri arasında gezilebilir bu sergimiz.
Ardından İstanbul’a döndük. Yoğun bir dönem geçiriyoruz bu arada bu pandemiden sonra pandemi dönemindeki çalışmalarımızın meyvesini şu anda veriyor. İstanbul’da Corpus Galeri’de bir sergimiz var ‘Doğuyorum’ grubu çatısı altında. Doğuyorum grubunu da açayım isterseniz. Üniversite yıllarında birlikte olduğumuz beş arkadaştan oluşmuş olan bir grup bu. 2008’den bu yana birçok etkinlik yaptık. Sanat fuarlarına katıldık. Karma sergiler açtık. Bunun en son ayağı da Corpus Galeri’de yaptığımız DOĞUYORUM sergisi oldu.
Bu sergimiz de 25 Mayıs - 10 Temmuz arasında gezilebilir.
Bunun yanında Art Contact İstanbul Fuarımız var. Biliyorsunuz ilk yılını yaşıyor şu anda. Yine orada Arda Sanat Galerisi ile bu fuara katılıyoruz.
Ayrıca Bodrum’da bir sergimiz var. Bu da 15 Haziran- 15 Temmuz tarihleri arasında olacak. Bodrum Belediye Sanat Galerileri vardır. Eski Bodrum’da koruma altına alınmış bölge içerisinde çok güzel iki galerimiz var. Bu galerilerde 16 - 17 sanatçının bir arada düzenlemiş olduğu bir sergi olacak.
Şu anda açık olan Nişantaşı’nda bir sergimiz var. Rumeli Desen Eczanesi açıldı Nişantaşı’nda. Kesinlikle görülmesi gereken sıra dışı bir eczane. Bu eczanenin bir bölümünü sanata ayırdı arkadaşımız. Aynı zamanda koleksiyoner bir arkadaşımız. Orada 15 tane küçük ebatta işler ve bir tane büyük işimiz sergileniyor. Görülmesi gereken bir sergi o da. Tabii ki ilerleyen dönemlerde projelerimiz de var ama en yakın zamanda olanlar bunlar. Sergilerin konusu hakkında bir detay vardı. Soruyu cevaplarken açıkladım sanırım ama tekrar gireyim. Katarsis serisi tabii ki bu. Katarsis serisi içerisinde ana tema parçacıklar üzerine. Bütünü oluşturan parçalar. Asıl benim üzerinde durduğum yıllardır sıkıntısı içerisinde olduğum, kendi içimde ve dışa vurumlarımda çözümlemeye çalıştığım bir konu. Yani parçanın önemi ile ilgili aslında. Bütünü oluşturan asıl ana etmen parçalar! Bu parçalar bir şiiri de bütün haline getiriyor. Bir düzyazıyı da, bir resmi de, dünyamızı getiriyor, evrenimizi bir araya getiriyor. Parçalar uzun yıllardır üzerinde çalıştığım bir konu. Yer yer mekansız resimlere dönüşüyor bu, salt dokulara dönüşüyor.
Yer yer mekanlı resimlere yani arka planı, ön planı, orta planı olan resimlere, eserlere dönüşüyor. İç dünyanın dışavurumu olduğu için kimi zaman coşkulu oluyor kimi zaman üzüntülü oluyor kimi zaman tamamen ferah oluyor renklerle ilgili. Tamamen benimle sanat eseri arasındaki bir kontak bağ bu.
Resim ortaya çıktıktan sonra sanat eserinin izleyiciyle kurduğu ayrı bir bağlantı var. Bu da herkesin kendi kendisini bulması ile ilgili. Resimde benim yaşadığım duygular o mekânda gördüğüm, o mekânda parçanın üzerinden aldığım his başkasında başka bir etkiye dönüşebiliyor. Yani diyelim ki; su üzerindeki bir görüntüyü dışa vurmuşum ama başka birisi onu yalnızlık olarak hissedebiliyor. Fırtına anı olarak ya da coşku da hissedebilir işin o kısmı benimle ilgili değil ama iletişim kurma olayı benimle ilgili. İzleyici ile sanat eseri arasında bir bağ kurulması beni her zaman mutlu ediyor.
Bu yoğun dönemde çalışma şansı yakalayabiliyor musunuz?
Bizim yakalama gibi bir lüksümüz yok zaten hayat sanatla birlikte geçiyor. Yaşam biçimimiz sanat aslında. Her an elimizde boya olmasa fırça olmasa bile aklımızda beynimizde her zaman sanatla meşgulüz. Şimdi ilerleyen süreçte zor oluyor. Sergiler üst üste gelmeye başladı. Kişisel etkinlikler oluyor. Ki şu anda yurt dışı ayağımız da kapalı.
Yurt dışı ayağı olan dönemlerde özellikle İtalya’da yürüyen bir sürecim var yıllardır üzerinde çalıştığım. Orada irtibatta olduğum menajerler, galeriler var. İki yıldır herhangi bir harekette bulunamıyoruz. Bu süreç biraz daha yurt içine dönmemize neden oldu. Belki de iyi oldu. Çünkü yurt dışında devamlı projeler yaptığımız süreçte yurt içini ihmal ettik. Biraz da benim uluslararası sanatçı olma hedefimden kaynaklanıyor. Sanatımı ulaştırabileceğim kadar ayrı mekânlara, ayrı kültürlere, ayrı sanatseverlere ulaştırabilme yanlısıyım ben.
Bu iki yıllık dönem biraz daha Türkiye’de yaptığımız sanat çalışmalarına yoğunluk vermemize neden oldu. Zamanla ilgili bir sorunum yok. Çünkü her an çalışmak bizim için mümkün. Zorluklar yaşıyor muyuz? Tabii ki yaşıyoruz. Neden yaşıyoruz? Her anı bir iş bunun. Hazırlık dönemi var. Sadece sanat eserini yapma ile ilgili değil ön hazırlıklar bayağı bir zamanımızı alıyor. İlerleyen süreçte bize yardımcı olacak asistanlarımız da olacaktır. Benle de ilgili bir şey aslında ben çok da fazla birilerini bulaştırmak istemiyorum. İşin mutfağını seviyorum. Beni mutlu ediyor. Şaseyi hazırlamak, tuvali germek, alt yapısını yapmak, askıyı yapmak falan. Bunlar hep beni mutlu eden şeyler. Bu şekilde yapınca o eseri daha iyi özümsüyorum. Yani işin mutfağından sofraya kadar geldiği süreç benim için çok önemli. Beni mutlu eden bir nokta.
“Her insan bir şekilde sanatın bir dalı ile ilişki içinde olmalıdır” demişsiniz. Siz sanatla ilk ne zaman tanıştınız? İlgi duyduğunuz başka bir sanat dalı var mı?

Daha önceki bir röportajımda söylediğim gerçekten benimle çok iyi özümleşen bir cümle. Her insan bir şekilde sanatın bir dalıyla meşgul olmalı… Yani bu ne demektir; siz bir doktor, bir mühendis olabilirsiniz hangi alanda olursanız olun kesinlikle sanatın bir dalıyla meşgul olmalısınız. Sanat sizi besleyen bir gıda olmalı. Neden diyeceksiniz? Çünkü bu bir bakış açısı, bu bir hissetme meselesi. Müzikle uğraşan bir mühendis resme nasıl bakar? böyle düşünün ama hayatın hiçbir evresinde sanatın hiçbir dalıyla meşgul olmamış bir kişinin sanat eserine nasıl bakmasını bekleyebilirsiniz ki yani bir müziği dinlerken nasıl zevk almasını bekleyebilirsiniz ki? Bir düz yazıyı okurken bile bekleyemezsiniz ya da bir şiirden aynı duyguyu alamaz. Çünkü sanatla bir şekilde meşgul olunmalı. Bu bizim yapımızda var, ruhumuzda var, yaratılmış ve yaratıcımızdan gelen bir şey bu aslında bizim bütün genlerimizde olan bir şey bu. İçimizdeki bir parçacık. Hani parçacıktan yola çıktık ya parçaların bütünü oluşturması, o aslında bizim bir parçamız. Dışarıya vurmalıyız onu! Bu aileleri de ilgilendiren bir konu. Çocukları ile ilgili, çocukların üzerindeki sorumlulukları ile ilgili. Bir sanatçının etrafına yaydığı enerjiyi düşünün. Mesela bir sanatla uğraşan siyasetçi ile sanatla uğraşmayan arasındaki farkı düşünün. Onların gelip sergiyi gezmesini, bir sanat eserine bakışını düşünün. Birisi onu taş parçası olarak görür biri ise başka şeyler görür. Nasıl bir coşkusu var, neleri anlatıyor diye düşünür. Yani içindeki duyguyu dışa vurmasının sebebi sanatla. Sanatın hangi dalıyla ilgilenirseniz ilgilenin ister resim ister müzik yapın, ister edebiyatla uğraşın hangi alan olursa olsun bu alanlar birbirleriyle iletişim halinde ilişki halinde. Hepsi birbiriyle besleniyor.
Mesela daha önce de bahsetmiştim resimdeki renk uyumu, teknik açıdan büyük küçük ilişkileri, renk kontrastları falan bunların hepsi müzikteki ses ritmiyle aşağı yukarı aynı. Şiirdeki sentaksla aynı diyebilirim.
Onun için bir sanatçı sanatın diğer dallarına da bir şekilde ulaşmalı onların tadına bakmalı onları hissetmeli kendi sanatıyla kendi çizgisi ile bunları birleştirmeli diye düşünüyorum. Ben bu topraklarda yaşadığım için Anadolu kültüründen çok etkilenen birisiyim. Geçmişimizdeki geleneksel sanatlardan özellikle tezhip, hat, minyatür. Geçmişimizden gelip bizi besleyen bu sanatların iyice irdelenmesi, incelenmesi taraftarıyım.
Güncel sanatımızı modern sanatla birleştirip kendi çizgisini oluşturması kanısındayım ve bundan yola çıkarak belirli dönemlerde geleneksel sanatlara baktım. Hat, tezhip, minyatür. Bunları iyice inceledim hatta birçoğunda da çalıştım diyelim. En azından onların nasıl bir duygu içerisinde ortaya çıktığını hissetmeye çalıştım. Resimde bana göre bunların izleri var. Bunların yanında fotoğraf sanatı ile de yakından ilişkiliyim. Ciddi fotoğraflarım var aslında. Tabii bunları henüz sergilemedim çünkü başka alana kaymak istemiyorum şu anda yoğunlaştığım alan daha çok resim üzerine. Boya ile daha çok haşır neşir olmayı seviyorum. Yani işin özü, iyi bir sanat eseri ortaya çıkarmak için kendi kültüründen, kendi toplumundan, kendi öz kaynaklarından bir sanatçının beslenip uluslararası sanatı iyi inceleyip modern sanatın yeniliklerini iyi takip edip kendi çizgisini oluşturması kanısındayım. Daha sağlıklı ve daha geleceğe dönük bir çalışma olacağı düşüncesindeyim.
Nerede büyüdünüz? Çocukluğunuz nerede geçti? Büyüdüğünüz yöresel ortamın sanat yorumunuzda etkisi oldu mu?
Çocukluğum köyde geçti Rize’nin bir köyünde. O dönemlerde de garip bir şekilde resimle uğraşırdım ben. Babamın kitaplarının arkasındaki birçok sayfa benim yaptığım o dönemlerdeki çizimlerle doludur. Hatta o dönemden elimde kalan resimler bile var. Saklıyorum… Felaket bir arşivci kafam vardır. Nereden bulaştım? Bir şey tetikliyor insanı…
Rize de babamın o dönemde geçim zorluğu ile ilgili memuriyetinin yanında tabelacılık yaptığı dönemlerde boya ile tanışmışım işin doğrusu. Evimizde boya varmış. Bu bir etken belki. Sonraki dönemlerde de resimle meşgul oldum. Ortaokul yıllarında rahmetli naif bir ressam hocam var. İlyas Aydın Ekşioğlu Allah rahmet eylesin... Onun yanında bir dönem çırak olarak çalıştım. Gizli gizli resim yaparken onu izledim. Yani gizli gizli derken neredeyse temel sanat eğitimimi ondan aldım da diyebilirim. Ortaokuldan beri atölyesi olan birisiyim ben. Evimizin altında ufak boş bir mekân vardı. O mekânı ben atölyeye dönüştürmüştüm. Arkadaşlarım da gelirdi aynı mahalleden belki 3 - 4 sanatçı çıktı. Ben onlara sebep olduğuma inanıyorum ki onlarda öyle söylüyorlar. Kimi grafik tasarımcısı oldu kimi sahne dekorlarında şu anda aktif çalışıyor, güzel sanatlar okudu. Bir şekilde onlara sebep oldum.
Hani dedim ya sanatçının etrafına yaydığı bir enerji vardır. İşte bu, enerji demek yani! Beni tetikleyen şeyler bunlar. İlk yaptığım Rize İl Kültür Müdürlüğü’ndeki sergidir.
Orta sondaydım sanırım… O dönemde inanılmaz bir şeydi. Rize’de kişisel bir sergi açıyorsun ki belki de hiç kişisel sergisi olan bir şehir değildi. Kültür müdürüne söylediğim şeyi çok iyi hatırlıyorum. “Müdür bey dedim biz bu sergiyi açtık. Bana bu sergiyi açtığıma dair bir belge verin. Çünkü ilerde bana bu belge lazım olabilir referans olarak.” Çocuk kafamla düşündüğüm şeye bakın. Bugün ne kadar önemli olduğunu görebiliyorum. Hedefi olan biriydim ben sanatla ilgili. Bu bizim hayatımız. Bunu tercih etmişiz. Belki de böyle mutluyuz yani.
Renklerin bir anlamı var mı?
Renklerin anlamına gelince, sanat hayatımın uzun bir bölümü diyebilirim ki maviye aşkla geçti. Maviyi oldum olası sevmişimdir. Ben de bir huzuru, bir coşkuyu, bir özgürlüğü, özgürlük duygusunu vermiştir. Her zaman ki genel anlamda da bütün insanlar üzerinde böyle bir etkisi olduğuna inanıyorum. Diğer renklere gelince ara tonları çok seviyorum. Çok kontrast keskin hatlar sevmiyorum. İşin doğrusu resimde bir armoniyi seviyorum. Bir müzik ritmi olarak görüyorum resmi ben. Resim içerisinde inişler çıkışlar olmalı. Büyük tonlar, büyük sesler olmalı. Ana sesler olmalı. Bu sesler dediğim renkler tabii… Resmi okurken de öyle okuyorum hatta bazen bir resmin karşısına geçip onun üzerine kendim bir melodi yazdığım bile oluyor.
Biraz da yaptığım konuyla da ilgili. O an ki parçayla ilgili. Yani seni eğer eski bir ahşap evin kapısındaki bir parçacık ilgilendirdi ise o ahşap evin kapısındaki duyguyu yansıtmak için kullanabileceğin renklerle ne bileyim suyun üzerine düşen yansımaya kullanacağın renkler değişiyor. Buradaki renkler tabii teknik olarak da birbirini dengeleyen kontrast renklerde var, bunları da kullanıyorum. Salt bir duygu aktarımı değil işin diğer tarafında resmin matematiğini de kullanmak zorundayız. Böyle tam anlamıyla adlandırdığım şeyler yok. Biraz daha işte dışavurum olduğu için o anki duyguların yani nasıl bir dönemden geçiyorsun ekonomik sıkıntıların, duygusal sıkıntıların var, ailevi sıkıntıların var, aşkın var hayatında, coşkun mu var? Bunların hepsi tabii yansıyor. Dinlediğin müzik de yansıyor. Çalışırken arka planda hangi müzik çalıyor, hangi mekânda çalışıyorsun? Bazen mesela kamp yaparım ben çadır kurarım köylerde yaylalarda.
Orada yaptığım resimle İstanbul’daki atölyedeki yaptığım resim inanın birbirine benzemiyor bile… yani konu olarak konsept olarak yine aynı, aynı şey ama duygu ve coşku olarak benzemiyor o an ki ruh haliyle ilgili renklerin yansıması.
Bir tabloya başlarken süreç nasıl gelişiyor? Zihninizde oluşan belli bir görüntü mü yoksa spontane sizi yönelten hissiyat mı?

Konuşmamın başında bahsettiğim gibi sanatçı her zaman sanatın içerisinde olduğu için diyelim ki bir yolda seyahat ediyorsunuz araçtasınız. Önünüzden geçen bir arabanın plakasının kenarındaki leke sizi etkileyebiliyor yani benim çizgimden benim dünyaya bakışımdan bakarsan. Beni etkileyen şeyler mesela bir kafede otururken herkes kendi halinde bir şeyler konuşup sohbet ederken o arada ben masanın üzerindeki çizikle ilgileniyorum. Ne oluyor? Ben de bu bilinçaltıma yerleşiyor.
Bazen onların görsellerini çekiyorum. Beni çok etkileyen şeylerin fotoğraflarını çekiyorum. Bir duvara yansıma, bir doku… Bunu çektikten sonra direk alıp fotoğraftan çalıştığım çok nadirdir ya gerçekten her şeyin oturduğu bir kompozisyon yakalamışımdır o kompozisyondaki eğrileri, doğruları, dengeyi kullanırım. Işığı kullanırım. Ama yapım sürecinde bunların hepsinden sıyrılıyorum tamamen kendi halinde gelişen duygusal ve teknik bir süreç bu.
Başka bir canlının gözünden dünyaya bakma düşüncesi nasıl oluştu? Farklı bir canlının gözünden de başka koleksiyonlarınız olacak mı?
Üzerine düştüğüm konulardan birisi evet bu! Neden diyeceksiniz? Ben her zaman bizim yaşadığımız dünyanın haricinde başka bir dünyanın, dünyaların ve çok çok daha yaşantıların olduğu inancındayım.
Gün içerisinde üzerine bastığımız belki binlerce canlı var ama biz onların hiçbirini görmüyoruz. Ama onların da kendi içerisinde bir düzenleri var bir hayatları var. Belki aileleri var bilemiyoruz ki? Aralarında çatışmalar, kavgalar var. Ne bilebiliriz ki? Bizden daha büyük canlılar olsa belgesellerde izleriz. Dinozorlar veya başka akıllı varlıklar olsa biz onların altında beden olarak hacim olarak daha küçük olsak ve bizden daha zeki olsalar belki de kafamıza basıp geçecek bir düzen içerisinde de kendimizi bulabilirdik.
Baktığın zaman aslında öyle de bir düzendeyiz. Dünyadan uzaklaştıkça belki galaksiler içerisinde biz bir zerreyiz, nokta parçasıyız. Aynı şekilde aşağıya doğru baktığımız zaman bizden aşağıda da bir hayat var. Bir zerre var ve onun içerisinde başka bir zerre var. Atomu da parçaladılar.
Onların gözünden neden bakıyorum, onların da kendi bir peyzajları var ne bilim yani onlarda bizim gördüğümüz o çalılar çimenler belki onların dev ağaçları, üzerine bastığımız bir taş parçası onların belki de dağı. Tırmanmakta zorluk çektikleri bir dağ olabilir o taş.
Bir karıncayı yük taşırken görmüşsünüzdür belki, bir taşa çıkışını görmüşsünüzdür. Biraz da o noktadan bakmak istiyorum dediğim gibi benim için hayatta, evrende anlamsız ve değersiz olan hiçbir şey yok. Asıl giriş noktam o. O yüzden biraz da onların gözünden bakmayı deniyorum hayata ve sanata.
2021 e yoğun sergilerle başladınız bundan sonra belirlenmiş yeni sergiler var mı?
Evet, 2021 de gerçekten sanatla ilgili yoğun bir sürecim oldu ve olmaya da devam ediyor. Önümüzde birkaç projemiz var. Kısmetse Kasım ayında başka bir fuarımız daha var.
Belki Eylül ayında tekrar İtalya’da yapmış olduğunuz Euro Expo projesini tekrar hayata geçirebiliriz. Oradaki fuarlar açılır ve pandemi ortamında oteller düzenlenebilirse yurtdışı ayağını biraz daha güçlendireceğiz. Amerika’da bir kişisel sergi açmayı düşünüyordum. Bağlantıda olduğum galeriler var. Belki onları hayata geçirebiliriz bilemiyorum. Artık süreci takip edeceğiz şu anda kesin bir şey söyleyemiyorum ama yakın tarihte şu anda Kâğıt Kontak Fuarını yaptıktan sonra ilerleyen dönemde bir tane yine bir karma sergimiz olacak Cadde 160’ta. Bu arada Cadde160 ‘la da biz ciddi bir kemik bağ kurmak üzereyiz yeni açılan bir galeri. Orada da bir karma sergimiz olacak Haziran Temmuz aylarında. Ardından da fuarımız var Kasım ayında. Eylül ayında belki yurt dışı fuarlarımız açılacak duruma göre.
Sergilerinizi keyifle takip ediyorum ve bu güzel söyleşi için de çok teşekkür ediyorum Musa hocam. Son olarak; sanatçının toplumdaki yeri ve sorumluluğuna sizin yorumunuz nasıl olur?
Şimdi bununla ilgili benim bakış açımda sanatın halkla daha çok buluşması, etrafına ışık saçmasıyla ilgili kendime görev addettiğim bir durumu var. Yani sanatçı bulunduğu muhitte nerede olursa olsun yani ister şehirde olsun ister kasabada olsun ister köyde olsun her nerede olursa olsun sanatını etrafındakilerle bir şekilde buluşturması gerektiğine inanan biriyim. Yeni nesillere, alttaki nesillere, orta tabakaya, üst tabakaya elinden geldiğince sanatını yayması ve ulaştırması taraftarıyım. Mesela yazları tatile gittiğim zaman özellikle yaylalarda kamp kurarım. Orada çalışırım ve bu süreç içerisinde köy halkından insanlar gelir izlerler.
Ki olsa onunla ilgili tabi çok daha geniş imkânlar da bir şeyler yapmayı deneyebilirim ama tabii bu bir sorun değil herkes kendi imkânınca bir şeyler yapabilir yani zor bir şey değil. Çok büyük maliyetlere gerek yok. Yanımda götürebildiğim boyalarla, malzemelerle, fırçalarla, çok komik rakamlarla o kadar büyük etkinlikler yapılıyor ki inanamazsınız… Yani o çocukların üzerinde sonraki hayatlarında çok ciddi izler bırakabilecek etkinlikler bunlar. Sanatı bir şekilde topluma ulaştırmamız gerekiyor. Alt tabakalara ulaştırmamız gerekiyor. Yeni nesil, nesillere ulaştırmamız gerekiyor kanısındayım.





