Kapak Konuğu · Sayı 9

İskender Paydaş

İskender Paydaş

Neden o enstrümanları benim kadar kolay çalamadıklarını pek anlayamazdım. Bu özel bir durum değildi. Bizim evde herkes çalabiliyordu. müzisyen… prodüktör, aranjör, besteci, müzik yönetmeni, yapımcı, söz yazarı, davulcu, klavyeci, orkestra şefi. Zamanının çocuk şarkıcısı. Amatör deniz kaptanı, amatör uçak pilotu, dalgıç ve kayakçı… 1967 İstanbul doğumlu. Ünlü orkestra şefi Muhittin Paydaş’ın oğlu. Milli kaleci Cihat Arman ise büyükbabası.

İlk enstrümanı üç yaşında çalmaya başladığı davul olmuş. Öncesinde ise evdeki tüm tencere ve boya kutuları onun müzik aletleri! Beş yaşında piyano dersleri almaya başlamış ve o yaşta “Büyük İskender” ismi ile şarkıcılığa adım atmış. Beş ve yedi yaşlarında çıkardığı iki 45lik single’ı ve babasının orkestra şefliğinde Türkiye turnelerinde toplam 145 konseri var.

Dokuz yaşından itibaren sabahları ilkokula giderken öğlenden sonraları da müzik eğitimine İstanbul Devlet Konservatuarı piyano bölümünde 12 yaşına kadar devam ettimiş. Şişli Koleji’nde ortaokulu, Kabataş Erkek Lisesi’nde de liseyi bitirmiş. Soranlara “evet bir üniversiteye kaydım var” diyebilmek için İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Latin Dili Edebiyatı, sonrasında Antropoloji, sonrasında Felsefe, sonrasında Açık Öğretim İktisat’la devam etmiş ama yolculuğu diploma almadan da sonra ermiş.

1983 yılında profesyonel müzik yaşantısına Avşa Otel’de başladı. Sözlerini yazıp bestelediği rock’n roll şarkısı ‘Küçük Hanım’ o yaz Avşa Adası’nın hiti oldu.

1985 yılında liseden mezun olduktan sonra 2 sene üniversite sınavlarına girmeyip çeşitli pavyon ve gece kulüplerinde çalarken 1986 yılında Kayahan‘la tanışmış. Gerçek profesyonelliği Kayahan‘ın klavyecisi olduğunda yaşadı.

1986 yılında Kayahan ile çalışmaya başlayarak ilk aranjmanlarını yapmış ve o günden sonra da Kayahan’ın hemen hemen Bu sayımızda kapak konuğumuz, tartışmasız Türkiye’nin en önemli müzik adamlarından biri olan sevgili İskender Paydaş.

Rafı ödüllerle dolu bir tüm şarkılarının aranjörlüğünü o yapmış.

Mirkelam ile “Her Gece” ve “Tavla” ile başlayan serüveninde sayısız konser ve festivallerde sahne almış ve sanatçının üç albümün çalışmalarını yapmış.

1997 yılında Şebnem Ferah‘ın “Kadın” albümünün ve 1999 yılında “Artık Kısa Cümleler Kuruyorum” albümünün prodüktörlüğü de O’na ait.

Kayahan, Mirkelam, Şebnem Ferah ve Orhan Gencebay, Emre Altuğ, Kurban, MFÖ, Nilüfer, Nazan Öncel, Harun Kolçak, Aşkın Nur Yengi, Kerim Tekin, Ajda Pekkan, Suat Suna, Kibariye, Sertab Erener, Ege (şarkıcı), Asya, Mustafa Sandal, Levent Yüksel, Özgün, Nil Karaibrahimgil, Fatih Erkoç, Keremcem, Atiye Deniz gibi sayısız ismin albümlerinde aranjör,besteci ve prodüktör olarak yer almış.

2005 yılında 12 kişilik “İskender Paydaş Orkestrası”nı kurmuş ve bu orkestranın hem şefliğini yapmış hem de klavyecisi olmuş. Pek çok konserlerinde Ajda Pekkan ve Nazan Öncel‘e ve daha birçok sanatçının konserlerinde orkestrası ile eşlik etmiş.

İmzasını attığı şarkıların sahnede özgürce yeniden yorumlanmış halinden oluşan ‘Zamansız Şarkılar’ projesinden 2011 ve 2014 yıllarında iki albüm çıkartmış.. Zamansız Şarkılar albümü ile eş zamanlı kurduğu orkestrası ile 2011 yılından bu yana yaklaşık 400 kez sahne almış ve zaman zaman sürpriz konuk sanatçıların katılımıyla renklenen sahne performanslarına halen devam ediyor.

Istanbul for Aficionados, Hırsız Var, Türkler Çıldırmış Olmalı, Şaşkın, Pak Panter, Kolpaçino Bomba ve Bu İşte Bir Yanlızlık Var filmlerinin müzikleri ile İmkansız Aşk, Ümit Milli, Ah Bir Polis Olsam, Lale Devri ve Kurt Kanunu dizilerinin müziklerini de yaptı yine O yapmış.

Hayvanlara ve doğaya karşı çok duyarlı.

İskender Paydaş
İskender Paydaş

Bunlar bizim bildiklerimiz, şimdi gelin geri kalanını O’ndan dinleyelim

İskender Bey merhabalar, müzisyen İskender Paydaş’ı tanımayan yok ancak mesleki başarılarının dışında da yaşamda durduğunuz yerle başlasak ve siz bize kendinizi anlatsanız?

Makedonya, Kosova, Kırım Tatarlığı gibi pek çok etnik kökenin birleşiminden geliyorum. Böyle bir mozaikten beslendiğime inanıyorum. 8 üniversiteye gittim ama derslerden ziyade en iyi bildiğim yer hep kantinler, öğrenci işleri oldu çünkü cins bir çocuktum.

Kabataş Erkek Lisesi’nde okuduğum yılların bugünün İskender Paydaş’ına çok katkısı olduğunu düşünüyorum. Kabataş, Türkiye’nin küçük bir modeliydi, Türkiye’nin her yerinden gelen birçok burslu öğrenciyle yatılı okudum. Steril bir adam değilim ben. İstemezdim de. Bunu işte Kabataş’a borçluyum. İnsanlık da öğrendim. Müzik tarafı da güçlüdür, hâlâ öyle. Uluslararası müzik yarışmalarında her sene birinci olurduk.

Bugünümde önce “hayatta yaptığım en iyi prodüksiyon” olarak nitelendirdiğim Alef’in babası, Ilgın’ın eşi ve tabi ki müzik adamı İskender Paydaş’ım…

Dünyayı sizin gözünüzden görsek ne görür ne hissederdik? Nasıl bir dünyada yaşıyoruz?

Benim dünyamın olmazsa olmazı her zaman MÜZİK diyebilirim. Çocukluğumdan itibaren müzik benim için nefes almak gibi bir şey... Oyun da, eğlence de müzikti. Sokakta küçükken arkadaşlarımla müzik oyunları oynardık. “Sen gitarcısın, ben davulcuyum falan!” der, saçma sapan sesler çıkarırdık. Neden o enstrümanları benim kadar kolay çalamadıklarını pek anlayamazdım. Bu özel bir durum değildi. Bizim evde herkes çalabiliyordu.

Ve tabii müziğiniz.. Babanız bir dönemin çok ünlü orkestra şefi Muhittin Paydaş. Müzisyen bir babanın oğlu olmanın kuşkusuz sizin yapılanmanızda rolü büyüktür. 36 yıllık profesyonel müzik yaşamınızda bunun size ne gibi avantajlar sağladığını düşünüyorsunuz?

Evet, babamla ve Fenerbahçe’nin efsane kalecisi olan dedem Cihat Arman’la anılıyorum çoğu zaman… Böyle bir ailenin Dedemin alt komşusu Ayten Alpman ve İlhami Gencer’di. Üst komşusu Sezen Cumhur Önal. Karşı komşularımız Erkan Özerman ve Halit Kıvanç. Ben o zamanla hayatta herkes ünlüdür zannediyordum! içinde doğduğum için, çok uzun bir süre, bana her şey normalmiş gibi geldi. Dedemin alt komşusu Ayten Alpman ve İlhami Gencer’di. Üst komşusu Sezen Cumhur Önal. Karşı komşularımız Erkan Özerman ve Halit Kıvanç. Ben o zamanlar, hayatta herkes ünlüdür zannediyordum. Evimize sürekli sanatçılar, müzisyenler gelirdi. Her evde müzik yapılır zannediyordum. Gözlerimi müziğe açtım, inşallah da öyle kaparım.

İlk profesyonel çalışmanız 1983 olsa da, müzikle ilgilenmeye ne zaman başladınız? Belki de “müziğe ilginizi ne zaman keşfettiniz?” demek daha doğru soru olacak…

İstanbul’da ki stüdyomun duvarlarında hala asılı olan bazı fotoğraflara bakmak lazım… Sanırım 5 yaşındaydım ilk enstrüman çaldığımda… O yıllarda babamın yönlendirmeleriyle 2 albüm çıkartmıştım.

Nasıl bir disiplinle çalışıyorsunuz? Hit parçalar günümüzde muhtemelen bir mekaniğe dönüşmüş durumda peki duygularla nasıl harmanlıyorsunuz?

Müziğin olmazsa olmaz bir matematiği olduğunu düşünüyorum ama matematikle, mekaniğin ayrıştırılması şart tabi!!! Yaratım sürecinde çok uzun saatler çalışıyorum. Gerek İstanbul’da ki, gerek Bitez, Bodrum’da ki stüdyomda ekibimle beraber çalışıyoruz. Zaman zaman mutlak sessizlik isterim.

n ar

10 yıldan fazla zamandır, yılın yarısını Bodrum’da geçirdiğinizi ve bazı geceler ard arda 3 mekânda dinleyicilerinizle buluştuğunuzu, İskender Paydaş ve Zamansız Şarkılar Orkestrası’nın geçtiğimiz yaz 145 sahne performansıyla bir rekor kırdığınızı biliyoruz; Bu yaz için hedefiniz nedir?

İskender Paydaş
İskender Paydaş

Bir müziğin kulağa iyi gelmesi için zamandan ve mekândan bağımsız olarak çağrıştırdığı duyguların bütünleyici olması gerektiğini savunuyorum. Bu nedenle orkestramın adı da “ Zamansız Şarkılar Orkestrası” zaten... Aslında hedefim tamamen Bodrum’a yerleşmekti. Bunun için Bitez’de, içerisinde eviminde olduğu geniş bir araziye İstanbul’da ki stüdyomuzdan çok daha büyük bir stüdyo kurduk ancak Alef’in gelişimine çok büyük katkı sağlayacak bir eğitim imkânı çıkınca, bu planımızı askıya almak durumunda kaldım. Şimdilik yılın 4 ayını Bodrum’da geçiriyorum. 2019 yazında Bodrum başta olmak üzere, İstanbul, Antalya, Datça ve Kuşadası konserlerimizin toplam adedinin 150’yi aşmasını öngörüyorum.

Adana’da Portakal Çiçeği Festivali’nin açılış konserinde 55.000 kişi tarafından coşkuyla izlenen “Zamansız Şarkılar Senfonik” konserleri’ ne devam edecek misiniz? Ya da yeni projeler var mı?

02 Temmuz 2019 tarihinde, 58. Uluslararası Bursa Festivali kapsamında yeni bir “Zamansız Şarkılar Senfonik” konserimiz olacak. Senfonik rock tarzında gerçekleştirilen bu konserlerin tüm Türkiye’yle kucaklaşmasını istiyorum. Bir diğer “Zamansız Şarkılar Senfonik” projemiz ise bu yaz bitmeden Bodrum’da olacak.

Kendi eserlerinizle sahnede olmaktan keyif aldığınızı biliyoruz. Bu günlerde “Erol Evgin Altın Düetler II” ve “Çelik Tribute Project” gibi önemli albümler için stüdyo süreciniz nasıl gidiyor?

Erol Evgin’in Altın Düetler II albümünü yakın zamanda tamamladık. Şu an İstanbul’da ki stüdyomuzda Atiye’nin yeni albüm çalışmaları yürütülüyor. Bizde Bodrum’da Suat Suna’nın albümü ile Çelik Tribute Project üzerine yoğunlaşmış durumdayız.

Müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Müziğin evrensel ve zamansız bir dili olduğunu düşünüyorum. Bir müziğin kulağa iyi gelmesi için zamandan ve mekândan bağımsız olarak çağrıştırdığı duyguların bütünleyici olması gerektiğini savunuyorum. Bu nedenle orkestramın adı da “ Zamansız Şarkılar Orkestrası” zaten...

Peki ya “Başarı” sizce nedir, bir işin ya da kişinin başarılı olması durumunu nasıl tanımlıyorsunuz?

Ben böyle büyülü bir şeyin içine doğdum. Kendimi bildim bileli evde Okay Temiz diye bir adam vardı, babamın çok yakın arkadaşıydı. Salonda orkestra kurulur, provalar evde yapılırdı. E çok baştan çıkarıcı. Bir de yaş büyüdükçe, fark ediyorsun ki kızlar, müzisyenlerin etrafında pervane. Sahnede bir şey yapabilen adamlara bayılıyorlar. Bir de galiba bir şeyleri becerebilen adam durumuna geliyorsun, herkesin yapamadığını yapıyorsun falan. 20 bin kişinin seni alkışlaması, insanlarla kurduğun duygu alışverişi, sana teslim olmaları müthiş bir başarı bence... Bitez, Bodrum’da ki evimizin bahçesinde kocaman bir kedi ailesine yaz, kış ev sahipliği yapıyoruz. Bir kaç gün önce yeni bebeklerimiz dünyaya geldi.

Eski ve yeni kavramları sizde ne çağrıştırır?

Ben eski ve yeni kavramlarından ziyade “zamansız”lık kavramını sahipleniyorum. Bir İstanbul insanıyım ben. Ve bir İstanbul insanı olarak, eklektik müzik yapmaktan hoşlanıyorum. Mesela benim ritimlerim, hayatın keskin gerçeklerini anlatır. Biraz da disiplinlidir. Üstteki melodilerde İstanbul’un göze hoş gelen yanlarını anlatırım. Hayat güzeldir, canlı, diri, pırıltılı ama bir yandan da hafif tehlikeli ve güvenilmez. Bu ikisi, iç içe geçmez ama beraber uyum içerisinde giderler. Birbirlerini tasvip etmeseler de, beraber yaşarlar. Bizim kendi hayatımız da böyle, çünkü Türkiye böyle. Ve bu yaşamı, bir şekilde korumaya çalışan bir tarafımız var. Müzikte de bunu yapmaya çalışıyorum...

Profesyonel çalışmalar dışında destek olduğunuz projeler var mı?

Sosyal sorumluluk projelerinden destek talebi geldikçe, vaktimin müsaade ettiği kadarıyla içinde olmaya çalışıyorum ancak şu anda aktif olarak içinde yer aldığım bir proje bulunmuyor.

Sporla aranız nasıldır ve hatta kaçışlarınız (bunlara hobi de diyorlar ya) var mı yaşamı doldururken?

İskender Paydaş
İskender Paydaş

Bir kaç yıl önce ciddi bir spor (fitness) süreci yaşadım zira 40 kilo verdim ve vücudumun fit kalması için, üstelik zorunluluktan değil sevdiğim için spor yapıyordum. Sonrasında Alef’le beraber bir şeyler yapmaya başladık… Ama son günlerde basit bir ev kazasının sonucunda ayağım kırıldığı için spordan uzak kaldım.

En sevdiğim kaçışım tekne… Yelken açmak beni çok mutlu ediyor.

Peki teknoloji? Yani mutlaka mesleki olarak pek çok teknolojik imkânı kullanıyorsunuzdur fakat genel anlamda “teknoloji” kavramıyla aranız nasıl?

Bazen İstanbul’da ki stüdyom için ama genellikle Bodrum’da ki stüdyom için “buradan uzaya mekik gönderilebilir.” esprisini o kadar çok duyuyorum ki…

İşim gereği teknolojiyi takip etmek hatta mesleki anlamda teknolojik bir trendsetter olmak durumundayım. İster istemez bu durum hayatımın her alanına yayılıyor.

Mesela “yaşam hakkına saygı” desek siz bize ne dersiniz?

“Sokak canları” derim…

Bize biraz da hayatınızı paylaştığınız patilerden söz eder misiniz?

Hangisinden başlayayım? Öncelikle Schnauzer cinsi bir köpeğimiz var. Adı Mozart ama sanıldığı gibi Volfang Amadeus Mozart’dan gelmiyor adı… Zaten adını ben koymadım…

Bitez, Bodrum’da ki evimizin bahçesinde kocaman bir kedi ailesine yaz, kış ev sahipliği yapıyoruz. Bir kaç gün önce yeni bebeklerimiz dünyaya geldi.

Yine Bitez’de adı Ginger olan, biraz asabi bir Angora tavşanımız var.

Peki, tüm bu hayvanlarla aranız nasıl? Son olarak ta; onlarla yaşamı paylaşmanın size ne kattığını düşünüyorsunuz?

Karşılıksız ve koşulsuz sevgi veriyor olmalarını çok mucizevi buluyorum. Tüm hayvanlarımla etkileşimimin ve yaşamımı onlarla paylaşmanın beni daima pozitif yönde etkilediğini düşünüyorum.

Bu güzel sohbet için çok teşekkür ediyoruz. Tüm konserlerinizde de bir kez daha başarılar diliyoruz.

Ben teşekkür ederim.

2019 yazında Bodrum başta olmak üzere, İstanbul, Antalya, Datça ve Kuşadası konserlerimizin toplam adedinin 150’yi aşmasını öngörüyorum.

Basılı arşivden
Bu röportaj ilk kez 4P1K Sayı 9 (Temmuz 2019) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
4P1K Bülten

Yeni yazılar e-postanıza gelsin

Yeni yazılar, haberler ve arşivden seçkiler; ayda iki kez, reklamsız ve kısa.