Hande Kaptan

Kendisi ve oyunculuğu ile ilgili çok özel sorularımızı sizler için cevapladı. Kaptan ile minik dostu Marla’ dan içsel yolculuğuna, aşka bakış açısından pandemiye kadar her şeyi konuştuk.
Sevgili Hande Kaptan, önce dizi ile ilgili soruyla başlamak istiyorum; dizi çekimleri nasıl gidiyor? Gelecek bölümlerde yaşanacaklarla ilgili okurlarımız için ufak ta olsa tüyolarınız olur mu acaba?
Dizimiz Gaziantep’te çekiliyor, huzurla ve işbirliğiyle çalıştığımız bir setimiz var. Dizimiz çok başarılı oldu, seyircisi kemikleşti, her izleyeni kendine bağlıyor. Rolümü Yeni sezonda TRT1 ekranlarının başarılı dizisi “Benim Adım Melek” te Kadriye karakterine can veren başarılı ve güzel oyuncu Hande Kaptan ile birlikte çok seviyorum ve yaratırken inanılmaz keyif alıyorum, yönetmenim tarafından bana çok açık bir alan sağlanıyor, role aynı açıdan bakmanın keyfine varıyoruz her defasında. Seyirci de çok benimsedi Kadriye’yi, çok seviliyorum. Yoğun çalışma ve emeğimin karşılığını ancak böyle alabiliyorum, tatmin oluyorum. Gelecek bölümlerle ilgili söyleyebileceğim, Kadriye’nin bebeğine kavuşacağı ve artık anne olacağı için karakterinin daha da güçleneceği yönünde.
Kadriye karakteri sizi zorlayan bir karakter mi?
Benim şöyle bir karakter yaratma tarzım var, masa başı çalışmasına ve dramaturjiye önem veriyorum. Yörenin müziklerini, yemeklerini, dokusunu yaşıyorum, insanlarıyla vakit geçiriyorum. Topladığım bu verilerle beraber karakterin kendi enerjisinin, aurası’nın var olmasına alan açıyorum. Dünyada ilk defa bedenlenecek bir ruha kendi bedenimde yer açmak gibi. Kostümünden, saçına kadar aslında karakter kendi kendini yaratıyor. Yönetmenimin açarları ve senaristlerimizle beraber dünyaya doğuyor bu ruh, doğduktan sonra da kendi kendine akıyor hayata. Kadriye’yi yaratmak çok keyif veriyor bana, çok enerjik, çok eğlenceli bir kadın. Oldukça dişi, yönetici, duygularını yükseklerde ve özgürce yaşayan bir ruh. Acısını da sevincini de hasetliğini de açıktan yaşıyor, bu Hande olarak bana da ilham olan bir özellik. Özgürce ifade edilen hisler, ne büyük bir özgüven.
“GAZİANTEP İNSANLARININ KADINA DEĞER VEREN YAPILARINI SEVİYORUM”
Peki, sizin gözünüzden Gaziantep’ i dinlesek? Eminim anlatacak çok şeyiniz vardır şehir adına…
Gaziantep’e bir sene önce tiyatro oyunumun turnesiyle geldim ilk defa. Bilmediğim sokaklarında dolaştım, yöresel aksesuarlarından aldım, zahter alıp kahvaltımın vazgeçilmezi yaptım. Ve oradayken sordum; buraya tekrar gelmem nasıl mümkün olur? Ruhunu sevdim. Nasıl bir davet aldıysam, 2 ay sonra teklif geldiğinde inanılmaz bir güven ve heyecanla ilerledim süreçte. Yemeklerini, müzelerini, tarihi dokusunu herkes anlatır, ama ben burada huzurlu hissediyorum. Havaalanında ‘Oh be evime geldim’ diyorum. Bu nasıl bir bağ ben de henüz hikâyesini bilmiyorum. Bende neler açığa çıkarıyor henüz tam olarak bilmiyorum ama bu şehirde kendimi çok yaratıcı, dişi ve duygusal hissediyorum. Hanlarda, konaklarda yaşamak ve o yapıların da hayat bulmasına aracı olmak bana çok iyi geliyor. İnsanlarının da kadına değer veren yapıları var, seviyorum.

“KENDİMİ ÖZGÜRLEŞTİRMEYE ADANMIŞ BİR RUHUM”
Biz biliyoruz ama bir de sizi sizden dinlesek; Hande Kaptan kimdir?
TED Ankara Koleji mezunuyum, Gazi Üniversitesi’nde Kamu Yönetimi Bölümü’nü bitirdim. Bu sıralarda dans ediyordum ve tiyatro sahnesine çıkıyordum. Ardından Bilkent Üniversitesi MSSF Tiyatro Bölümü’nü bitirerek meslek hayatıma başladım. LA’de American Academy of Dramatic Arts’da kamera önü oyunculuğu eğitimi aldım. Hem tiyatro sahnesinde hem de ekranlarda mesleğimi yapıyorum. Kendimi, katmanlarımı her an yeniden keşfetmeye, yaratıcılığımın akmasına, kendimi özgürleştirmeye adanmış bir ruhum. Çok uzun süredir zihin beden ve ruh üzerine çalışıyorum, oyunculuk dışında dans, yoga, meditasyon, nefes koçluğu gibi eğitimler aldım. Ve keşfetmeye, kendime ve etrafıma ilham olmaya adandım.
Harika, bir röportajınızda okumuştum sanırım spora ve dansa da ilginizin büyükmüş, bize biraz anlatır mısınız; bu ilginin boyutu nedir? Neler yapıyorsunuz?
Benim bedenim hareket etmekten hoşlanıyor, benim motivasyonum bu, enerjim yükseliyor. Sağlıklı yaşamak ve formda olmak ikinci sırada geliyor açıkçası. Bedenimin ihtiyaçlarını önemsiyorum, değer veriyorum. O da bana dans et, hareket et diyor. Set dışında hayatımı dans ve yoga kaplıyor. Ve her sene mutlaka bedensel yeni bir keşif yapıyorum. Latin Amerikan danslar, flamenko, kick box, pole dans, skinner release, ashtanga yoga, at binmek gibi. Hep bir merak içindeyim, beden hafızama daha başka neler katabilirim diye. Bir ara dans ve yoga eğitmenliği yaptım fakat yoğun bir set hayatım var, odağımı başka bir alana kaydırmamayı seçiyorum.
Başka merak ettiğiniz şeylerde var mı ya da eğitimini almak istediğiniz?
Müzik alanında derinleşmek istiyorum biraz. His odaklı yazı yazma çalışmaları yapıyorum, buna yaratıcı yazarlığı da ekleyebilirim ileride. Okçuluğu merak ediyorum bir de.
Tüm bu eğitimlerinizin sonucunda, sizin de birikimlerinizi aktarmak istediğiniz bir alan var mı?

Ben hep sahnede olmak istiyorum, onun dışında atölyeler tasarlıyorum. Ancak bu şekilde olabilir aktarımım. Dijital medya ve sahnede. Aldığım bütün eğitimler oyunculuğuma katkı sağlıyor, en çok bu şekilde akıyor aslında birikim.
“ÖĞRETMEN GENLERİM VAR”
Sevgili Hande öğrenmeye çok hevesli, çok yönlü ve donanımlı bir kişiliğe sahipsiniz; bu aynı zamanda ailenizden gelen genetik bir miras mıdır?
Hayatım boyunca hep öğrenen ve öğreten oldum doğrusu. Öğretmen genlerim var, annem teyzem halam öğretmenler. Benim sırrım çok iyi öğrenci olmakta. Her zaman bana en faydalı olacak öğretmeni bulurum, çalışırım, dersin hakkını veririm, disiplinliyimdir. Çalıştığım herkes de bu şekilde motive olur, aktardığımın sana ulaştığını hissediyorum der. Bütün hocalarıma saygılarımı sunuyorum.
Peki, oyunculuk kariyeriniz nasıl başladı; bu planladığınız bir süreç miydi?
Hali hazırda sahneye çıkıyordum, konservatuarı da bitirdikten sonra İstanbul’a taşınmaya karar verdim. Birçok seçmeye katıldım, bekledim, bekledim, bekledim. İlk defa Muhteşem Yüzyıl’da oynadım ve sonra kariyerim ekranda da ilerlemeye başladı. Benim mesleğimde kariyer; eğitim ve planlamayla paralel gitmiyor maalesef. Ben hem şanslı hissediyorum, hem de her eğitimli ve deneyimli oyuncu gibi hep daha fazlasını yaratmak isteyen bir efor ve heyecan halindeyim.
Şu ana kadar yer aldığınız projeler için de sizi en çok etkileyen rolünüz hangisi oldu diye sorsam?

Yarattığım bütün kadınlarımı ayrı ayrı çok sevmekle beraber, Yılanların Öcü dizisindeki Şerife karakterim benim için çok özel. İlk defa bu kadar dişi ve enerjisi yüksek bir karakteri oynadım ve başrollerden biri olduğum için ilk defa böyle bir sorumluluk yüklenmiş oldum. İki sene boyunca Kapadokya’da yaşadım, bu süreç de beni çok besledi doğrusu. Kadriye de benim için çok kıymetli. İkisinin de lezzeti bambaşka.
“AŞK HAYATIMIN SENARYO KISMINDA YER ALIYOR”
Genç, güzel ve başarılı bir kadın olarak “aşk” hayatınızın neresinde yer alıyor?
Aşk hayatımın senaryo kısmında yer alıyor şu an, iyi ki mesleğim var hayatımda, oynadığım roller aracılığıyla her duyguyu yaşıyorum. Ben mesleğime aşığım arkadaşlar!!! Şaka bir yana aşk beni daha da parlatıyor, ayrılık da öyle, acı da öyle. Kendini keşfetmeye adamış biri için çok güzel bir alan aşk, tetikleyici. Belli ki bu hayatta aşkı deneyimlemeye geldim ben, pek bilmiyorum, yavaş yavaş öğreniyorum işte.
Klasik olacak ama on yıl sonrası için hedefiniz nedir?
Müzikallerde oynayıp, uluslararası projelerde yer aldığım, henüz benim farkına bile varmadığım taraflarımı yansıttığım roller oynama planlarım var. Vardı. Şu anda global bir pandemi yaşıyoruz; bir anda çekimlere ara verdik, evimize döndük. Ben buna hazır değildim, kimse değildi. Beni en çok etkileyen, harika giden bir set ortamından bir anda koparılmak oldu. Önümüzü göremediğimiz bir belirsizlik hâkim hayatımızda ki biz oyuncular alışığızdır bu hisse. Şu an için hayal kuramadığım, geleceği düşünemediğim bir ruh halindeyim. Kabule geçmek için, doğaya teslim olmak için büyük bir fırsat bu. İnanır mısınız şu anda en büyük hayalim tekrar Antep’e dönmek. Daha güçlenmiş, daha bilinçlenmiş ve daha sağlıklı olarak. Kıymetini hep biliyordum bana verilenin ama şimdi nasıl da kıymetlendi bir bilseniz. İçimde de hep, evlerinden hayatlarından koparılan insanların hüznü dolaşıyor. Ben bir otel odasını bile bırakırken zorlandım, insanlar ne acılar yaşıyor diyorum.
“ANNEM MARLA’YI BENDEN ÇOK SEVİYOR OLABİLİR”
Evet, haklısınız bir anda hayatlarımız değişti, büyük bir belirsizlik var insanlar evlerine ekmek götürmekle pandemi arasına sıkıştı kaldı. Ama bu süreç tüm unuttuklarımızı hatırlamamız ve farkına varmamız, kıymetini bilmemiz için belki de gerekliydi. Belki de doğayı ve içinde yaşayan tüm canlıları korumak ve kollamakla mükellef olduğunu tekrar hatırlar insanlık. Peki, sevgili Hande, birde kediniz Marla var. Tanışma ve bir araya gelme hikâyenizi sizden dinleyebilir miyiz?
Çocukluğumdan beri bahçede, apartmanda hep kedilerim vardı, onları eve getirmem yasaktı çünkü annemin fobisi vardı. Bu en büyük tartışma konusuydu hep, ‘Bir gün kendi evim oluncaaa’ diye sona eriyordu. İstanbul’a taşındım, henüz işim yoktu, kısıtlı bir bütçem ve küçücük bir evim vardı. Bir kediye de bakarım herhalde deyip kendime verdiğim sözü gerçekleştirmeye cesaret ettim, sahiplenmek için bakınmaya başladım. Anadolu yakasına arkadaşımla kahve içmeye gittiğimde mama satan bir dükkânın önünde ‘sahiplendirilecek ücretsiz yavrular’ yazıyordu. Minicik Marla’ mı buldum orada. Kahve içmeye de gittim, kucağımda uyudu. ŞimMüzikallerde oynayıp, uluslararası projelerde yer aldığım, henüz benim farkına bile varmadığım taraflarımı yansıttığım roller oynama planlarım var.





