Elif Sanchez

Dünyanın neresinde olursam olayım bana ait olma duygusunu hatırlatıyorlar. İspanyolca ise hayatıma sonradan giren bir dil. O da başka bir beni temsil ediyor. Kendimi bildim bileli evimde türküler ve Azerbaycan mahnıları çalınır ve söylenir. şarı ödülü ile mezun olan Elif Sanchez ile keyifli bir röportaj yaptık.
Aynı zamanda 2017’de Bill Pierce Ödülü ve Akdeniz Müzik Enstitüsü Ödülü’nü kazanarak Berklee College of Music’den mezun olan Elif Sanchez Boston’da kaldığı süre boyunca, 2015’te kurduğu “Mediant Collective” grubu ile 14 Grammy ödül sahibi Javier Límon’un dikkatini çekmiş ve “Refuge of Sound” projesine konuk sanatçı olarak davet edilmiş.
Kendi adını taşıyan ve 9 eserden oluşan ilk albümünü dünya müziğinin en önemli sesleri Buika, Loreena Mckennitt, Monica Molina, Pink Martini gibi isimlerle çalışan Pasion Turca etiketiyle tüm dijital platformlarda dinleyiciye sunan Elif Sanchez, “Bu albüm aslında 40 dakikalık bir biyografi ve herkese Elif’in gerçekte kim olduğunu anlatıyor. İstanbul’da ama Anadolu kültürüne sahip bir çatı altında büyüdüm. Uzun bir süre Amerika’da yaşadım. Dışarıda İngilizce ama evimizin içinde her zaman Latin yemekleri ve İspanyolca vardı. Hayatımda her zaman birden fazla kültürle yaşadım. Bu albüm tüm o hayatları, kültürleri temsil ediyor. Bu albüm Caz, Latin gibi dünya müziği etkilerini barındıran Türk ve Azerbaycan türküleri albümüdür” diyor.
Sevgili Elif Sanchez, Albümünüz müzik çevrelerinde çok güzel tepkiler aldı. Neydi bu ilk albümünüzü bu kadar özel kılan? İnsanlar sizin müziğinizde ne buldu?
Bu ay sizler için müzisyen bir aileden gelen ve 10 yaşına kadar ailesinden aldığı müzik eğitiminin ardından, İstanbul Devlet Konservatuvarından üstün ba- konuşuyordum “15 yıl obua çaldım fakat son 2-3 yıldır hiç dokunmadım o yüzden bir proje yapmak istesem hayata geçirmem 1 yılımı alacaktır. Enstrüman çalmak maalesef bisiklete binmek gibi değil”. Olumlu geri dönüşler beni çok mutlu ediyor. Yoluma daha da azimle devam ediyorum. Samimi ve içten bir albüm oldu. Türkülerin hayatımda çok büyük bir yeri var. Bu türküleri sonradan hayatıma giren ve beni derinden etkileyen müziklerle birleştirmek benim için çok keyifli. Kendi sesimi, farkımı bu şekilde yakaladığımı düşünüyorum. Ve tabii ki türkülerin olduğu her şey saf ve transparan olmalı, türkülerin kendisi gibi. Türküleri zorla füzyon yapmaya çalışarak hadi bunu şununla karıştıralım demekle olmuyor. Kendimi bildim bileli bunun üzerinde çalışıyorum. Amacım türkülerin özüne saygı duyarak hem dünyaya hem de yeni nesile sevdirmeye çalışmak. Bu albüm de yapmaya çalıştığım şeyin güzel bir örneği. Bu yüzden benim için çok özel. Bence samimiyetle yürekten yapılan bütün işler insanların kalbine dokunuyor.
Şu an gerçeklikten uzak, doğal olmayan yüzlerle, gerçekleri konuşmayan ağızlarla dolu bir dünyadayız. Müzik artık bambaşka bir hal aldı. Bir kişi artık evinde bilgisayarın başında bütün bir albümün prodüksiyonunu bitirebiliyor. Melodi yok, sözler deseniz ayrı bir konu. Ben bu albüm tam tersi olsun istedim. Birçok müzisyenin birlikte ürettiği, hücum kayıt, düzeltmeler yapılmadan, bizim kendi türkülerimizin olduğu, saf, temiz, abartısız, kaygısız, insanlara kusurlarımızla var olduğumuzu hatırlatan bir albüm. Umarım herkes kendinden bir şey bulmuştur.
Repertuvarı nasıl belirlediniz?
Dinlemekten hoşlandığım ve söylemekten keyif aldığım eserleri seçtim. Repertuvarı seçerken özgür davrandım. “Ay Oğlan Yiğit Misin”, “Almanı Attım Xarala”, “Bağlamam Perde Perde” gibi Anadolu ve Azerbaycan Türkülerini farklı düzenlemelerle kendime has bir üslupla yorumladım. Aynı zamanda söz ve müziği Armando Manzanero’ya ait “Contigo Aprendi” şarkısını da İspanyolca olarak seslendirdim. Şu an gerçeklikten uzak, doğal olmayan yüzlerle, gerçekleri konuşmayan ağızlarla dolu bir dünyadayız. Müzik artık bambaşka bir hal aldı. Bir kişi artık evinde bilgisayarın başında bütün bir albümün prodüksiyonunu bitirebiliyor. Melodi yok, sözler deseniz ayrı bir konu. Ben bu albüm tam tersi olsun istedim.
İspanyolca, Azerbaycan Türkçesi ve Türküler... Her biri bir yorumcu olarak seslendirirken size neler hissettiriyor?

Kendimi bildim bileli evimde türküler ve Azerbaycan mahnıları çalınır ve söylenir. Dünyanın neresinde olursam olayım bana ait olma duygusunu hatırlatıyorlar. İspanyolca ise hayatıma sonradan giren bir dil. O da başka bir beni temsil ediyor. İspanyolca şarkılar söylerken bambaşka bir Elif olmayı seviyorum. Şu an Latin kültürü ve İspanyolca’nın hayatımdaki yeri çok büyük. Şarkı söylerken kendimi daha da yakın hissediyorum o kültüre ve daha iyi anlıyorum. Bence müzik bir kültürü en iyi anlatabilen olgu.
Sevgili Elif hayvanlarla olan ilişkiniz ne zamana dayanıyor?
Ben 3 yaşımdayken evimize gelen dünya tatlısı bir minik ile başlıyor benim hayvanlara olan aşkım. Teyzem alışveriş yapmak için girdiği bir dükkânda pislik içinde bırakılmış, itilmiş, kakılmış, köşede korkak bir halde duran 2-3 aylık bembeyaz yavru bir köpek görüyor. İnanılmaz derecede sinirleniyor ve köpeği aldığı gibi çıkıyor dükkândan. Teyzem o yıllarda çok bilinen ve sürekli turnelere çıkan bir şarkıcı olduğu için köpeğe bakamayacağını da bildiği için ev bulana kadar bize getirmişti. Tabii ki biz o dünya tatlısını bir daha asla bırakmadık. Ben 3 yaşımda o ise 3 aylıktı. Kardeş olduk. Ailemizin en minik en tatlı üyesi oldu o bembeyaz güzel yavru. İsmini de Beyaz koyduk. İlk geldiği gün korkudan koltukların arkasına saklanan o minik bizim ona verdiğimiz sevgiyi hissedince şımarık bir minnoş haline geldi. Dünyanın en mutlu köpeklerinden biri olarak da 18 - 19 yaşlarında bize veda etti. Bir maltese terrier’in bu kadar uzun yaşamasını da her zaman çok mutlu olmasına bağladık.
Hala kendi köpeklerime bazen dalıp Beyaz diye seslendiğim oluyor. Sevginin bambaşka bir halini öğretti bana Beyaz. Ondan sonra zaten bir daha evde bir hayvan enerjisi olmadan yaşayamadım. Onlardan öğreneceğimiz çok şey var.
Köpeklerinizi bir müzik türüne benzetseydiniz bu hangisi olurdu ve neden?
Haha bunu hiç düşünmemiştim. Çok iyi bir soru. İki köpeğimin cinsi de Chihuahua. Chihuahuaların soyu Meksika’dan geliyor ve zaten oradaki bir şehrin ismi. İspanyolca komutlar mel derecede tutmak gerekir. Hava şartlarına göre tonu değişir. Çift kamışlı bir alettir ve kamış yapımı da çok zordur. Genel olarak her enstrümanist kendi kamışını yapar. Sabır isteyen bir iştir. 20 yıl tecrübesi olan bir insan için dahi 30 - 40 dakika arası sürer bir kamış yapımı. Ben 2 saat geçirirdim bir kamış üzerine. En problemli tarafı ise çok hassas olması. Yani yaptığınız en öğretiyoruz ve oynarken de Mariachi müzik açıyoruz. O yüzden onları da hep Mariachi müzikle özdeşleştirdim. Şimdi düşününce karakteristik özellikleri tutuyor; enerjik, yüksek sesli ve eğlenceli.
Aynı zamanda enst rumanistsiniz. Obua’yı bize anlatır mısınız? Bir gün enstrumanınızla da bir projede yer almayı düşünür müsünüz?
Obua çok büyülü bir enstrüman, sesinde hep bir gizem olduğunu düşünürüm. Aynı zamanda çok da zor bir enstrüman. Sadece güzel ton çıkarmak ve teknik açıdan değil, bakımı da çok zordur. Gül ve abanoz ağacından yapılır ve çok sıcak ya da çok soğuk havaya gelemez. O yüzden hep mükemÖnümüzde çok heyecanla çalışmalarına başladığımız bir İspanyolca albüm var. Javier Limón’un prodüktörlüğünü üstlendiği, kayıtların hem İstanbul hem de Madrid’de olacağı çok keyifli bir albüm yolda. “Şimdi hayatıma Chico ve Coco girince sorumluluk almayı onlara çocuğum gibi bakıp ilgilenmeyi küçük bir yanlışta kırılabilir ve en baştan başlamak zorunda kalırsınız. Hayatım boyunca yanımda hep İsveç çakılarıyla dolaştım kamış yapımı için.
Her zaman alışveriş merkezlerinde olsun, havaalanlarında olsun komik bir anım vardır… İnsanlara obuayı açıklamakla geçti sanırım hayatım. 15 yıl obua çaldım fakat son 2-3 yıldır hiç dokunmadım o yüzden bir proje yapmak istesem hayata geçirmem 1 yılımı alacaktır. Enstrüman çalmak maalesef bisiklete binmek gibi değil. Geri dönmek istediğinizde her gün en az 4 - 5 saatinizi ayırıp en baştan öğrenir gibi çalışmanız gerek. Bu da eski performansıma geri dönmem için benim 6 - 8 ay kadar günde 4 - 5 saat çalışmam anlamına geliyor. Ben de çok istiyorum tekrar bir projede kullanmak fakat biraz meşakkatli olacak benim için. Obua gerçekten dünyanın en karmaşık fakat en güzel enstrümanlarından biri.
Caz ile yollarınız nasıl kesişti?

Amerika’ya gitmeden önce Bahçeşehir Üniversitesi Caz Bölümü’nde tam burslu olarak caz vokal okudum ve bu süreçte, Sibel Köse, Baki Duyarlar, Şevket Akıncı, Amy London, Maucha Adnet, Duduka Da Fonseca gibi değerli caz müzisyenleriyle çalıştım. Hayatıma caz girdikçe adeta ben hayat buldum. Klasik Müzik, Caz ve türküleri kendi müziğimde buluşturdum. Her tarz müzikte kendimden bir parça buluyorum.
Sizin için albümde özel yeri olan bir eser var mı?
Hepsinin yeri ayrı bende. Ay Oğlan Yiğit Misin ve Contigo Aprendí hariç hepsi küçükken annemden öğrendiğim türküler. O yüzden hepsi ayrı ayrı çok anlamlı benim için. “Giyinmiş kuşanmış” türküsünü bebekken çok dinlerdim ve söylerdim. Annem ne zaman söylese çok mutlu olur dans ederdim. O yüzden o türkünün şimdi bu albümde olması çok mutlu ediyor beni.
Contigo Aprendí’nin de yeri ayrı. “Seninle Öğrendim” demek İspanyolca’da. Aşkın gerçek anlamını sevdiği kişiden nasıl öğrendiğini çok naif ve güzel bir şekilde anlatıyor. Benim için özel olma nedeni ise hem bu şarkıyı hem de aşkın gerçek anlamını bana öğreten kişinin aynı olması; sevgili eşim:)
Biliyoruz ki 2 köpeğiniz var. Size neler öğrettiler diye sorsam?
Evet iki tane dünyalar tatlısı köpeğim var. Biri Chico biri de Coco. Eşimin ana dili İspanyolca olduğu için isimleri İspanyolca koyduk. Chico oğlan çocuğu, Coco da hindistan cevizi demek:)
Daha önce de söylediğim gibi hayatım boyunca hep köpekle yaşadım fakat bu iki minikle birlikte anne gibi sevmeyi öğrendim. Aile köpeğimiz Beyaz’ı kardeş gibi seviyormuşum. Şimdi hayatıma Chico ve Coco girince sorumluluk almayı onlara çocuğum gibi bakıp ilgilenmeyi öğrendim.
Onlar kendilerini hasta hissettikleri zaman ağlamasalar dahi hemen hissediyorum. Enteresan bir şekilde başka içgüdülerimi fark ettim. Bana limitsiz sevgiyi öğrettiler. Her gün Chico’yu dışarı çıkardığım zaman sadece onun yürümesini ve çiçekleri koklamasını seyrediyorum. Telefonumu dahi almıyorum yanıma. Doğaya karşı sevgimi arttırıyorlar. Onlar bir çiçeği koklarken ben de normalde fark etmeyeceğim o çiçeğe bakıp doğanın ve hayatın ne güzel olduğunu fark ediyorum.
Sabah neşeyle uyanıyorum. Gece mutlu yatıyorum. Hayatımda aldığım en güzel karar onları sahiplenmek oldu.
Ne güzel.. Peki, uzun yıllar yurtdışında yaşadınız hayvanlara yaklaşım konusunda gözlemleriniz ne oldu?

10 yıl boyunca Amerika’da yaşadım ve hayvanlara yaklaşım Türkiye’den çok farklı. Fare harici sokakta hiç bir hayvan yok. Bazen yolda ve metrolarda farelere rastlıyorsunuz. Onun dışında ne kedi ne de köpek var sokaklarda.
Türkiye’de Sokak hayvanları biz ne kadar fark etmesek de bizim enerjimizi inanılmaz derecede yükseltiyor. Onların varlığı ve pozitif enerjisi sımsıcak yapıyor oldukları yeri. Amerika bu konuda bana soğuk ve donuk geliyor. Sokakta hayvan sevmeyi, beslemeyi çok özlemiştim orada. Onun dışında köpeği olan insanlar da yolda yürürken köpeklerinin sevilmesinden hiç hoşlanmazlar. Hatta bazen azar yersiniz köpeklere dokunmaya kalkarsanız. Evcil hayvanları ve çocukları sevmek veya onlarla konuşmak hiç iyi karşılanmıyor. Tabii ki istisnalar kaideyi bozmaz. Kesin bizim gibiler de vardır fakat çoğunluk böyle.
Bundan sonraki müzikal planlarınız
lüğünü üstlendiği, kayıtların hem İstanbul hem de Madrid’de olacağı çok keyifli bir albüm yolda. Önümüzde birçok proje var ve hepsini heyecanla hayata geçirmek için uğraşıyoruz. Umarım herkes keyifle dinler.
Sevgili Elif Sanchez bu keyifli sohbet ve içten açıklamalarınız için çok teşekkür ediyoruz. Albümünüzün yolu açık olsun derken yeni projelerinizde de başarılar diliyoruz size.
Bende çok teşekkür ediyorum.
içerisinde neler var?
Öncelikle bu albümü duyurabildiğim kadar duyurmak ve çalabildiğimiz kadar canlı çalmak istiyorum. Onun dışında yine türkülerle devam edeceğiz. Bir kaç türkümüz single olarak çıkacak. Bizim topraklarımızın sesini dünyanın her yerine duyurmak istiyorum.
Önümüzde çok heyecanla çalışmalarına başladığımız bir İspanyolca albüm var. Javier Limón’un prodüktör-





