Efruze

TÜRKİYE’NİN YENİ NESİL ASSOLİSTİ Türk Sanat Müziği, kendisine hediye edilen Nesrin Sipahi kayıtları ile tutkuya dönüşen Opera sanatçısı Sevgili Efruze bu ay kapak konuğumuz.
Müzik hayatına piyano çalarak başlamış, henüz konservatuvar öğrencisiyken, Saraydan Kız Kaçırma Operası’nda ilk başrolü olan Blonde’yi oynamış.
Konservatuvardan mezun olduktan sonra ise Köln Konservatuvarı’nda Alman repertuvarı üzerine çalışmalar yaparken aynı yıl İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin solistlik sınavını kazanmış. Hanım Olan Hizmetçi Operası’nda Serpina, Madam Butterfly Operası’nda Kate, Sihirli Flüt Operası’nda Papagena, Ali Baba Kırk Haramiler Operası’nda Nurcihan, Oz Büyücüsü Müzikali’nde Doroti, West Side Müzikali’nde Maria, La Rondine Operası’nda Lisette rollerini de başarıyla oynamış.
Konservatuvardan Devlet Operası’na, oynadığı tüm müzikal ve operaların renk, ses ve teknik zenginliklerini, Türk Sanat Müziği alanındaki en iyi üstatlarla çalışarak yeni nesile de sevdirmek amacıyla bir albüm hazırlamış Efruze.
Şarkı seçimleri ve stüdyo kayıt sürecini titizlikle yapan, hazırlık çalışmaları bir yıl süren; “Gözleri Aşka Gülen”, “Gizli Aşk Bu”, “İçin İçin Yanıyor”, “Şu Güzeller Güzeli”, “Kalbe Dolan O İlk Bakış”, “İnleyen Nağmeler”, “Ankara Rüzgârı”, “Fikrimin İnce Gülü”, “Ay Beyaz Deniz Mavi”, “Üsküdar’a Gider iken” ve “Beyoğlu’nda Gezersin” olmak üzere Türk Sanat Müziği’nin en seçkin ve sevilen eserlerini yorumladığı 11 şarkılık “ Assolist ” albümünü, hedeflerini ve köpeği Raja’ yı konuştuğumuz çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.
Yıllarca opera sahnesinde söyledikten sonra şimdi rotanızı Türk Sanat Müziğine çevirdiniz. Ve ilk albümünüz Assolist’i yayınladınız. Müzikal anlamda cesur bir sanatçı mısınız? “Assolist” albümü nasıl doğdu?
Opera benim ilk göz ağrım. Çocukluktan olgunluğa geçiş evrem ve hala gönülden bağlı olduğum bir sanat dalı. Türk Sanat Müziği ise doğumumla tanıştığım, kendi toprağımın ailemin müziği. lı çocuklardık, tabi o zamanlar müzik daha kaliteli, daha el değmemiş, daha akustik ve bence çok daha yaratıcı idi. Çok müzik dinlenen bir ailede büyüdüm. ŞansÇok müzik dinlenen bir ailede büyüdüm. Şanslı çocuklardık, tabi o zamanlar müzik daha kaliteli, daha el değmemiş, daha akustik ve bence çok daha yaratıcı idi. O müzikler beni öyle güzel beslemiş olacak ki hepsi “Assolist” albümünde hayat buldu.
Şarkı söylemeye ve profesyonel olarak şarkıcı olmaya karar vermeden önce başka bir meslek yapmayı düşündünüz mü?

Annem gerçek bir hayvansever olduğu için evimizde hep kediler, bahçemizde köpekler, her restaurantta beslediğimiz hayvanlar derken çocukken önce veteriner olmak istedim. Sonra piyano çalmaya başlayıp, Güzel Sanatlar Lisesini kazanınca hayatım sanat içinde yoğrulmaya ve dolmaya başladı. Enstrüman çalarak başladığım ruhuma işleyen müzik aşkı opera ile tanışmamla birlikte şarkı söyleme tutkuma dönüştü.15 yaşında aldığım ilk şan dersinde sesimin aldığı o büyülü hali hiç unutamam.
Sadece şarkılarınızla değil, çektiğiniz kliplerle de dinleyicileri yıllar öncesine götürüyorsunuz. Kostümlerinizde ya da kozmetik malzemelerinde kullanılan hayvansal ürünlere dikkat ediyor musunuz?
Oynadığım operalar, müzikaller, dizilerden dolayı dönem projelerinde yer Bir film izlemiştim 1950’lerde geçiyordu ve 1920‘lerin ne kadar güzel olduğundan bahsediliyordu. Sanırım insanlık tarihinde geçmişe özlem her devirde var. almayı çok sevmişimdir. Bu tarz projelerde kendimi daha iyi ifade ettiğimi düşünüyorum.
Bu yüzden 2 klibimde de o dönemin kadınlarından yola çıktım. İlk klibim “Gözleri Aşka Gülen” için çok sade ve şarkıyı öne çıkartacak bir klip tasarladık, öyle de oldu. İkinci klibimiz “Kalbe Dolan O İlk Bakış” ta ise mekân, kurgu ve makyajın tamamen bana ait olduğu, beni yansıtan bir çalışma oldu.
Kliplerdeki kostüm seçimleri de bana ait. Hayatta tek giymeyeceğin şey ne derseniz tabiki kürk. Kürk giymek zevk için insan öldürmekle eş değer benim için. Kozmetikte hayvan konusuna gelince, maalesef dünyada paranın geçtiği her yerde denetimin gerektiği kadar sıkı olmadığını düşünüyorum ama kullandığım ürünlerin içeriğine çok dikkat ediyorum.
Bir röportajınızda opera temsiliniz sırasında sahnede rol çalan bir kediden bahsetmiştiniz. Sıra dışı bir konsere imza attınız diyebilir miyiz? Sizce hayvanlar da müziğe meraklı canlılar mı?
Atatürk Kültür Merkezi (AKM) zamanlarımda sahnede “Madame Butterfly Operası” nı oynarken sahneye bir kedi girmişti. Bu hepimiz için çok olağan bir durumdu. Salon çok büyük olduğu için kediler bodrumdan girer sahneye kadar çıkabilirdi. Bizim için sıra dışı olan
10 dakikalık bir soprano tenor düeti sahnelerken, sadece tenor şarkı söylediğinde kedinin içli içli ve durmak bilmeyen miyavlaması oldu. Orkestra şefi ve seyirciler dâhil gülmekten söyleyemeden sahneyi bitirmiştik. Bu durum gösterdi ki onlar da müzikten keyif alabiliyor.
Türk Sanat Müziği albümü yapmak diğer müzik türlerine göre daha meşakkatli bir süreç mi? Albüme siz bir yorumcu olarak nasıl hazırlandınız?

Batı Müziği çok sesli bir yapıya, Türk Müziği ise tek sesli bir yapıya sahip. Türk Müziğini icra etmenin zorluğu da bence bu tek sesli yapıdan ileri geliyor.
Bu yüzden ustaların yanında senelerce meşk ederek öğrenilen bir sanat olmuş hep Türk Müziği. Senelerce o yapının içinde eğitilince Türk Müziğini anlamak ve icra etmek çok zor gelmişti ilk başlarda. Çünkü tamamen matematik üzerine kurulu bir yapıdan, daha serbest meşk ile kalp ile öğrenilen bir yapıya geçmek için insanın önce düşünce yapısını değiştirmek gerekiyor. Bunu da çok iyi sanatçıları, icracıları dinleyerek inceleyerek ve onlarla çalışarak aştığımı düşünüyorum. Bu albümde ses eğitimimin bana verdiği güç ve teknik, Türk Müziğinin güfte ve melodi zenginliği ile birleşti.
Eskiden bir sokakta mutlu kedi köpekler görüyorsanız o sokağın insanlarına güvenebilirsiniz derlerdi. Geçmiş ile günümüzü kıyasladığınızda sizce hayatı hayvanlarla paylaşmak konusunda daha mı güveniliriz?
Bir film izlemiştim 1950’lerde geçiyordu ve 1920‘lerin ne kadar güzel olduğundan bahsediliyordu. Sanırım insanlık tarihinde geçmişe özlem her devirde var. Ama gerçek şu ki teknoloji hızlandıkça, tüketim arttıkça yaşam daha da zorlaştı.
Özellikle hayvanlarımız için sanayi devrimi ile tüm dünyada yaşam alanları daralmaya başladı. Bu dünya hepimizin ve kaybedince değerini anlamayız umarım.
Sizin köpeğinizle hikâyeniz nasıl başladı?
Köpeğimiz Raja’yı Yedikule Hayvan Barınağı’ndan sahiplendik. şuyor. Bundan sonraki projem yine senelerce dinlenecek, klasik olacak Türk Sanat Müziği eserleri seslendirdiğim bir albüm olacak.
Bu keyifli röportaj için teşekkür ediyor, başarılarınızın daim olmasını diliyorum.

Çok uzun ve meşakkatli bir tedavi sürecinden geçti. Nerdeyse 30 iğne olmuştur. Sanırım biz almasak yaşam şansı çok az olurdu. Şimdi 8 aylık bir enerji topu.
Müzik kariyerinizde kariyerimde dönüm noktasıdır deyip tarihe not düştüğünüz bir an var mı?
Bence iki dönüm noktam var. Birincisi albümün yayın tarihi, ikinci dönüm noktam da menajerlik şirketim Pasion Turca ile çalışmaya başlamam diyebilirim. Menajerlik şirketim yıllarca Pink Martini’den Loreene Mckennitt’a
Joan Baez’den LP’ye yüzlerce dünya starı ile çalışan bir şirket. Türk Sanat Müziği alanında da ilk kez bir isimle çalışıyorlar. O yüzden yaratıcı ve keyifli bir ekiple güzel projelere imza atacak olmanın heyecanını yaşıyorum.
Kendi türünüz dışında bir canlıyla iletişim kurmak sizin için ne ifade ediyor? Sizce bir evcil hayvanla birlikte yaşamanın en öğretici tarafı ne?
Dünyada koşulsuz seven iki varlık var bence; biri anneler diğeri de hayvanlar. Saf sevgiyi öğrenmenin en güzel yolu hayvan sahiplenmek ve ömrü boyunca onun sevgisi ile beslenmek. Hayvansız evim hiç olmadı, inşallah bundan sonra da olmaz.
“İnsan bir hayvanı gerçekten sevene dek, ruhunun bir yanı gerçekten uykudadır” diyor Anatole France. Medyada da hayvanlara yapılan eziyetlerle ilgili birçok haber izliyor ve hayvan hakları yasasını bekliyoruz. Bu uyanış sizce nasıl gerçekleşecek?
Hayatta tek izleyemediğim, sesini bile ruhumun kabul etmediği iki şey var. Acı çeken çocuklar ve hayvanlar ile ilgili yayınlar. Hayvanlar konusunda eğitimsizliğin getirdiği yetersizliğin acısı ve şiddet, maalesef toplumun en savunmasızlarından çıkıyor. Ben insana ve hayvana yapılan şiddetin aynı olduğunu ve en ağır cezayı alması gerektiğini düşünüyorum. Ümidim az olsa da var. Hayvanlarımızın güvenle yaşadığı bir toplum diliyorum.
“Assolist” albümünün ardından yeni projeleriniz neler?
Assolist tüm şarkıları benim seçtiğim bir proje albüm, 50 sene 100 sene sonra da dinlenecek şarkılardan olu“Evimizde hep kediler, bahçemizde köpekler, her restaurantta beslediğimiz hayvanlar derken çocukken önce veteriner olmak istedim.”





