Özel Kapak Konuğu · Sayı 19

Bora Gencer

Bora Gencer

KIŞ 2021 ÖZEL Mutlu Mutlu Yeni Yıllar Yeni Yıllar “90’lardan günümüze uzanan müzikal kariyerinin yanında,oyunculuk yönüyle de tanıdığımız çok yönlü sanatçı..”

Merhabalar Bora bey, nasılsınız?

Çok teşekkürler, siz nasılsınız?

Çok teşekkür ederim. Hemen şöyle konulara balıklama atlayalım. Siz hem müzisyen hem de oyuncusunuz. Rol aldığınız Tv dizileri ve filmler var. Bahsedecek çok şey var aslında. Nazım Hikmet’i canlandırdığınız ‘Renklerde Kaybolan Hayat’ filmine gelelim hemen.

Evet. Fikret Mualla’nın hayatını anlatıyor.

Aynen öyle. ‘Renklerde Kaybolan Hayat’

Kapak konuğumuz olarak yine çok değerli bir sanatçımızı ve can dostumuzu ağırlıyoruz. Müzisyen ve oyuncu Bora Gencer ile İstanbul Canan Residence ‘ta keyifli bir söyleşi yaptık.

Türk Film sektörü içinde de biyografik olarak çekilmiş ilk biyografik film özelliği taşıyor. Aynı zamanda da yine bir ressam olan Metin Güngör yönetmenliğini yapıyor ve aynı zamanda da Fikret Mualla’nın gençlik halini canlandırıyor. Çok değerli bir oyuncu kadrosu var filmin. Okan Bayülgen, Şebnem Schaefer, Bedri Baykam, Selen Görgüzel…

Bayağı araştırma yapmışsınız.

Nazım Hikmet’i canlandırdınız. Nasıl bir hissiyattı?

Tabii zor böyle değerleri canlandırmak gerçekten, çok yakıştıranlar, çok benzemişsin diyenler oldu; çok hoşuma gitti. Dediğiniz gibi biyografik bir film ve bu filmin içerisinde de Nazım Hikmet’in belli başlı rolleri vardı. Ben de kendime düşeni yapmaya çalıştım. Benim için de çok değişik bir anı oldu. Antalya Altın Portakal Festivali’nde özel gösterime girdi film. Onun dışında da şu corona denen illetin başımıza gelmesiyle vizyona girmesi uzadı ama yakında vizyona da gireceğini tahmin ediyorum. Bir dönem filmi bu. Değişik bir film.

Evet çok önemli bir film!

Sağ olsun Metin de beni uygun gördü. İnşallah böyle çalışmaların içerisinde daha fazla yer almak istiyorum. Güzel bir çalışma oldu. İyi bir anı oldu. Başucumda saklayabileceğim işlerden biri oldu.

Müzisyen bir aileden geliyorsunuz. Babanız değerli caz piyanisti İlham Gencer. Sizle ilgili bir küçük araştırma yaptım tabii ki; piyano çalıyorsunuz fakat konservatuara piyano ile başlamak isterken keman bölümüne yazılmışsınız. O nasıl oldu?

O şöyle oldu. Aileden minik bir baskı geldi. Dediler ki ailede herkes piyano çalıyor zaten sen de bir şekilde piyano çalacaksın. Bir de okulda hangi bölüme girersen gir yanında yardımcı piyano dersleri veriliyor. Hatta Maria Magdalena Rufer benim yardımcı piyano dersi öğretmenimdi. Yabancıydı. Yaşıyorsa eğer çok sevgilerimi iletiyorum. Ben keman eğitimi aldım 7 yıl boyunca. Klasik batı müziği olarak keman çalıyordum. Babamla birlikte sahne hayatına atılınca onunla birlikte bir dönem keman çaldım. Sonra yavaş yavaş kemandan uzaklaştım maalesef.

Tam kemanla sahnede şöyle bir şov yapayım dediğim sırada da çok büyük bir kaza geçirdim. Rahmetli olan çok sevdiğimiz bir dostumuz Sacit Turan ağabeyimizin Kaz dağları’ndaki evini gezerken 3.5 katla birlikte aşağıya betona çakıldım. Sol bileğim kırıldı. Beni öldüm zannettiler. Ambulansla beni Körfez Edremit Hastanesi’ne sonra Baltalimanı Kemik Hastanesi’ne götürdüler. Ameliyat oldum. Beş tane platin takıldı. Çok büyük bir kazaydı ve çok ucuz atlattım. Hakkikaten verilmiş sadakam varmış. Ettiğimiz dualar varmış. Onların sayesinde diyorum. Ambulansta tek hatırladığım şey ise “Allah’ım oğlumu görmeyi bana nasip et”diye dua etmiştim. Tabii bileğimde sıkıntı var. Fizik tedaviyle ve kendimde uğraşarak keman çalmayı denemek istiyorum.

Çok büyük geçmiş olsun! Oldukça ciddi bir kaza atlatmışsınız. İnşallah tekrar sizi keman çalarken görürüz.

Biz de çok nankör bir saz derler keman için. Perdesiz bir sazdır. Piyanoda do’nun yeri bellidir. Bastığınızda do sesini alırsınız ama kemanda öyle değildir. Dolayısıyla çok etüd ve pratik gerektirir. Bakalım ne kadar kalmış deneyeceğim inşallah yakın zamanda.

Sizi uzun yıllardır sahne sanatçısı olarak takip ediyoruz, görüyoruz. 95 senesinde ilk albüm çalışmanız olmuş Garo abiyle, Garo Mafyan ile. Oradan başlayarak devamında da yoğun olarak sahne çalışmaları... Sahneyi daha mı çok seviyorsunuz?

Aslında hepsini seviyorum. ‘95 yılında Garo abiyle çalıştıktan sonra ‘99 da 2001de 2008 de 2011 de ve 2019 da olmak üzere toplam altı albümüm var. Altı albümlü bir şarkıcıyım ben. Sanatçıyım demiyorum özellikle, çünkü sanatçı olmak öyle kolay bir şey değil. Türkiye’de bir tane şarkı söyleyene hemen sanatçı diye bir yafta yapıştırıyorlar. Bu çok büyük bir yanlış. Ne derler? yoğurdu üfleye üfleye yiyorum. Altı tane albümüm var. Bir tane dijital olarak çıkardım. Kerim Tekin’in ‘Haykırsam Dünyaya’ şarkısı. Oraya da geleceğiz. Pandemi sürecinde sağlık çalışanları için ilk klibi çeken de benim. ‘Seninle Gelirim’ diye bir şarkı daha çıktı. İki tane böyle şarkım var dijitalde. En sonlar bunlar! Altı tane de albümüm var. Demin bahsettiğiniz gibi Nazım Hikmet’i canlandırdığım bir dönem filmi. İki tane televizyon filmi başrol. Hatta bir tanesi en az 150 kez yayınlandı ‘Kaçak Gelin’ diye. Sibel Can ile başrol dizi. Keza radyo programları, kendi televizyon programlarım.

Bu kadar şeyin içerisinde ben kendime yine temkinli davranıyorum ve diyorum ki sanatçı yazmayın müzisyen yazın, yorumcu yazın. Çünkü gerçekten bir şey bıraktığınızda ve insanlar sizin bıraktığınız şeyleri yıllar boyu bahsettiğinde aslında siz gerçekten sanatçı olmuş oluyorsunuz. Oturmuş bir şey olması lazım ve bunun için de zaman gerekiyor. Sanatçılık bu kolay bir şey değil. Atatürk’ün kastetmiş olduğu sanatçılık da bu değil zaten. Evrensel olmak lazım.

Yine de çok mütevazi davranıyorsunuz.

Sağ olun teşekkür ediyorum. Tabii sadece sahnede şarkı söylemek değil, albüm kısmı da çok zevkli. Konserler tabii ki zevkli ama çok yönlü olabilmek aslında çok güzel bir şey başarabilen için. Bunun takdirini tabii halkımız verecek.

Ben radyo programı, televizyon programı, oyunculuk yaptıysam uzun süreler bana bunlarla ilgili teklifler geldiyse demek ki bana verilen görevleri yerine getirmişim diyorum. Çünkü bir yaparlar ikinciyi yapmazlar eğer sizde bir şey yoksa. Çok yönlü olmayı seviyorum.

Şarkıcılığımla oyunculuğumu, radyo programcılığımla televizyon programcılığımı bunların hepsini aynı seviyelere getirdiğim zaman belki o zaman ben daha iyiyim diyebilirim. Bu işte oldum demek çok kötü bir şey. Öldüm demekle aynı eş anlamlı. Çünkü bu işin ‘oldum’ u yok.

Oyunculuğun da daha iyisi var. Şarkıcılığın da daha iyisi var. Müzisyenliğin de daha iyisi var. Dolayısıyla kendini bir şey zannetmek kadar büyük bir hata olamaz bu meslekte. Ama maalesef bizim camiamızda da böyle insan modeli çok fazla var. Daha hiçbir şey olmadan kendini bir şey zannetmek bu işteki bence en büyük yenilgi. Devamlı gelişime açık bir iştir. Sanatın hangi kolunda olursanız olun ne kadar iyi olursanız olun daha iyisi vardır. Aslında bunu bir mütevazilik olarak algılamayalım sağ olun öyle dediniz ama bu aslında realite. Tamam ben başarılı işler yaptım ama çok daha iyi olmam lazım benim.

Bana yakışan çok çok daha iyi olmak! O yüzden o çok çok daha iyilere inşallah benim ömrüm yeter ve ben de çok çok daha iyi olurum. Bu işte hakikaten çok büyük bir gaftır, çok büyük bir hatadır ben oldum demek demin de söylediğim gibi ve kendimi konumlandırdığım yer, çok ortalarda bir yer.

Benim daha merdivenlerim var. Onları çıkmak istiyorum. Allah da bana yardım ederse…

Tabii çalışmak gerekiyor. Oturduğun yerden bir şeyleri beklemek olmaz.

Gençlerimize de hangi meslek dalında olurlarsa olsunlar çabalamaktan vazgeçmemelerini rica ediyorum ve çalışmanın karşılığının da muhakkak alındığına inanan bir insanım. Ne kadar çalışıyorsanız Allah da size o kadarını veriyor.

Çok doğru! Sanatta da zaten serbest uçuş var ve sonu yok dediğiniz gibi. Her zaman bir gelişim, değişim ve beraberinde de çok daha farklı çok daha iyi işler çıkartabilme yetisi insan kazanıyor ve bu kendiliğinden oluşuyor.

Tabii! Sizle bu röportaja girmeden biraz önce arkadaşım bir buz balesi videosu yollamış bana hatta size de gösteririm röportaj sonrası. Bir ara TRT de televizyonda neler seyrettik değil mi? Meşhur bir Çek kız vardı, Ruslar…

Bana gelen videoyu izlediğimde dedim ki “vay be!” onun da daha iyisi var. Bir burgular bir taklalar atıyorlar ve salise şaşmıyor. Aynı anda yere düşmeleri inanılmaz. Bu durup dururken havadan gelmiyor kim bilir günde kaç saat çalışmanın ürünü bu. Sonuçta böyle başarıya ulaşmak için de böyle çalışmak gerekiyor. O yüzden söylüyorum yani insan çalışıyorsa karşılığını muhakkak geç de olsa alıyor. Hemen beklememek lazım. Sizin yaptığınız iş eğer kıymetliyse bir gün o kıymetini buluyor diye düşünüyorum. Olmasa bile buna inanarak yaşamanın da daha doğru olduğuna inanıyorum. Çünkü çalışmanın karşılığı her zaman vardır ama doğru yerden çalışmak yani boşa kürek çekmeden çalışmak gerekiyor.

Aynen öyle. Sizin önemli bir konser çalışmanız vardı babanızla beraber ve sokak hayvanlarına da bağış sağlamıştınız. Onu da paylaşmak isteriz lütfen.

Geçen sene 3 Mart’ta bir proje gerçekleştirdik. Gerçekleştirdik diyorum çünkü bir ekipdik. İlk başta tabii ki benden çıktı. Küçük bir motorum var benim. Onunla gezerken billboard da bir reklam afişinde. Kendime çok kızıyorum İngilizce sözler terimler kullandığımda. Ben ağırlıklı Türkçe hastası bir insanım çünkü!

O afişte Barış Manço’yu anma gecesi diye bir şey okumuştum. Çok etkilendim. Bir anda orada çıktı proje ortaya. Dedim ki doğal olarak teker teker anma geceleri oluyor ama şimdiye kadar kaybettiğimiz insanları top yekun anacağımız bir gece yapsam onların şarkılarını da sanatçı arkadaşlarımı çağırsam okusalar. Böyle bir gece! Birkaç kişiyi aradım. Sağ olsun Kubat destek verdi. Birkaç kişinin tarihleri uymadı. Sonra ben tarihi değiştirmek zorunda kaldım.

Çünkü biliyorsunuz maça, teröre, hafta sonuna birçok şeye denk gelmemesi lazım böyle gecelerin insanların kalabalık olabileceği bir geceyi seçme açısından. Veya o hafta başka bir organizasyon oluyorsa hemen o tarihi değiştirmelisiniz. ZORLU Performans Sanat Merkezi’nde Turkcell Sahnesi’nde Büyük Salonda 1200 kişiye bu organizasyonu gerçekleştirdik.

Bazı şarkıcılarımızdan olumlu dönüş alamadım onların kendi iş durumlarından dolayı. Kubat da onay vermişti ama tarih değişince o da gelemedi. Derya Uluğ, Dağhan Baydur geldi. Babam vardı. Daha küçük bir ekiple olunca bu sefer dedim ki bu geceyi biraz da kendime mal edeyim. Hazır albümüm de çıkmış benim. Ben söyleyeyim bu insanların şarkılarını da. Kayahan’ın, Harun Kolçak’ın, Tanju Okan’ın, Barış Manço’nun, Cem Karaca’nın şarkılarını söyledim. Derya Uluğ sağ olsun Kerim Tekin’in ‘Kar Beyaz’nı söyledi. Dağhan abi televizyonlarda da izlediğiniz yabancı bir beyefendi İrlandalı galiba onunla birlikte çok güzel bir şov yaptılar. Babamla da biz God Father şarkısını Türkçeleştirdik. Babam benden rica etti bu şarkıya Türkçe söz yazar mısın diye. İnsanlar ağladılar o gece gerçekten ve biz o gün bu gündür zaman zaman o şarkıyı yapıyoruz! Hatta önümüzdeki Haziran ayına da babalar günü için de bu şarkının haklarını alarak babamla birlikte bu şarkıyı bir longplay, uzun çalar şeklinde düşünüyorum. Babamın güzel bir fikriydi bu. Her fikrimiz bazen uyuşmaz bizim. Ben söylerim babam kızar. Babam söyler ben istemem falan ama buna ben de bayılmıştım. Çok da güzel bir söz yazdım. Karşılığını da gördüm bunun o yüzden çok mütevazilik yapmayayım. Birlikte orada müthiş bir performans gerçekleştirdik. Zaten benim albümümün geliri sokak hayvanlarına bağışlanmıştı. Bir benzin istasyonunun extra shop larının içerisinde satılıyordu ve geliri HAYTAP’a gidiyordu. Bir taraftan da ben bu konserin ortasında başında veya sonunda satın alınmak üzere fuaye alanına da bu albümlerimi koydurmuştum. Orada da satıldı. Hem konserin biletix geliri TEYEV’e Türk Emniyet Teşkilatına hem de dışarıda fuayede satılan albümlerin geliri HAYTAP’a sokak hayvanlarına gitmiş oldu.

Bir taraftan babamla çok güzel bir sahne paylaştım. Bir taraftan bazı kaybettiğimiz şarkıcıların anısına. Tabii hepsine yetişmedi ama bu sefer volüm 2 yapacağım. 2021’e sarktı çünkü pandemi girdi devreye. Bir taraftan onları andık. Bir taraftan 12000 kişi geldi. Bir taraftan bedensel engelli kardeşlerimizi davet ettim aileleri ile birlikte bu konseri izlediler. Bir taraftan HAYTAP a sokak hayvanlarına gelirler gitti.

4/4 lük değil 5/4 lük olmuş hakikaten.

Gerçekten öyle oldu ve çok mutlu oldum. Benim gibi 90 lardan gelen bir şarkıcının böyle bir şeye kalkışması cesaret ister. O da zaten bende vardı. Biz çok başarılı olduk. Ekibime de buradan tekrar teşekkür ediyorum bana destek veren küçüğünden büyüğüne bu organizasyon içinde bulunan herkese ve sponsorlarımıza buradan teşekkürlerimi tekrar iletiyorum.

Çok anlamlı ve çok özel bir çalışma olmuş. İkincisi de arzu ettiğiniz gibi başarıyla dört başı mamur olarak gerçekleştirilir dilerim. Şimdi hayvanlara yardıma, hayvan sevgisine girmişken sizin de evinizde hayatınızı paylaştığınız hayvanlar var. O sevgi nasıl gelişti? Çocukluktan nasıl geldi?

Net tabii hatırlamıyorum ama oldum olası hayvanları sevdim. Rahmetli annem de çok severdi. Babam biraz daha uzaktı ta ki Bebek’te babamla bir ara beraber otururken; benim evde 8 tane kedi sokakta bulduğumu getiriyorum gözümün önüne bir fotoğraf geliyor babamla ilgili o zamandan...

Eve girdim ve bir baktım tekir kedim babamın kucağında ve bakışıyorlar babamla ki mümkün değil babamın bu kadar kediyle yanaştığını bilmem. Sever hayvanları ama alayım da evde besleyeyim şeklinde değildi o güne kadar. Aynı evde kedilerimizle birlikte yaşadık. Daha sonra evleri değiştirdik tabii.

Şu anda bir kedim ve bir köpeğim var. İki ay kadar önce oğlumla birlikte Silivri tarafında yazlıktayken çok üzüldüğümüz bir olay yaşadık. Scottish Fold kedimiz kaçtı ya da bahçeden alındı bir şekilde bilemiyorum. Aramalarımız sonuçsuz kaldı. İnşallah başına kötü bir şey gelmemiştir. Erkek, çok güzel bir kediydi. Çiftleşmek için de kaçmış olabilir. Çok üzgünüm. Onu telafi etmek için ve oğlumu da sevindirmek adına, merhem olsun diye bir tane beyaz İran kedisi getirdim iki gün önce.

Çok tatlı ve iyi huylu bir kedi. Oğlum Ayaz da çok sevdi. Son albümümüm adını da AYAZ koydum. Hatta son albümüm içerisine de benim sahip olduğum hayvanlarımla birlikte çekilmiş resimler de koydum. Bir de Paşa adında tek gözü mavi olan bir Golden köpeğim var. Onların da resimleri var son albümümde. Sadece kedi köpek değil mesela Hamster da baktım. Güney Afrika’ya gittim safari yaptım o coğrafya inanılmazdı. Carettalarla fotoğraflarım var. Tabii iyi bir şey değil ama yunuslarla yüzdüm.

Ben de yüzmüştüm ama önceki senelerde bilinmiyordu bu tabii ki.

Ben de bilmiyordum o zaman.

Havuzlar içerisine kapatılmaları çok çok yanlış. Onların özgür yaşamaları lazım. Mesela Afrika’da doğal yaşam parkları var. Safari yapılan çok büyük çok çok geniş alanlar var ve hayvanlar doğal yaşamlarını sürüyorlar.

Ben inanılmaz derecede ilgiliyim hayvanlarla Discovery Channel, National Geographic Channel izlediğimde mesela şu kadarcık bir şey var hem bukalemun gibi rengini değiştirme özelliği var ve hem de ölü taklidi yapıyor.

Doğal yaşamda onlar da bir şeyden besleniyorlar. Avı yaklaşırken ölü taklidi yaptıktan sonra bir de renk değiştiriyor. Ağır çekim izlerken bile hızla o dili gidiyor ve avını alıyor. Bu ağır çekim ise düşünün normal hızını. İnanılmaz özellikleri olan hayvanlar var. Bir deniz atının doğurması, kuşların, balıkların renkleri, o çeşitliliği. Yüce Yaradan inanılmaz derecede güzellikler bahşetmiş.Birçoğu da doğal yaşamda, siz onlara zarar vermediğiniz zaman da zararlı değiller.

Bu bazı köpek balıkları için de geçerli. Filmlerde çok korkuturlar köpek balıkları ile ama o kadar yırtıcı ve saldırgan değiller. Hatta yunuslardan da çekiniyorlar. Yunuslar onları alt ediyormuş. Bunu da çok kişi bilmez. İzledikçe çok değişik şeyler öğreniyoruz hayvanlar alemiyle ilgili. O yüzden de bu kadar insanın canileştiği bir dönemde hayvanlarla irtibatta olmak çok daha bana iyi geliyor diyebilirim.

Onların dünyası aslında bizim ibretle izleyeceğimiz ve kendimiz için küçük dip notlar çıkaracağımız özelliklerle dolu. Karakter yapılarıyla da mesela kedilerden ve köpeklerden, onlarla birlikte yaşarken pek çok farkındalık ve dip not yakalayabiliriz.

Kesinlikle! Ben mesela iş konusunda ya da özel hayatta arkadaşlarıma şunu söylüyorum; ben bir cennet kuşuna aç kutuyu deyip gagasıyla kutu açtırmış insanım. Köpeğime şurada şu çizgideyse dur dediğim zaman hiçbir şekilde eğitim vermeden doğuştan orada durmayı becerebilen, kedime Rico dediğim zaman miyav diye adını anlayıp bana cevap veren böyle hayvanlarla ilişkisi olan bir insan olarak diyorum ki sizinle ben nasıl oluyor da anlaşamıyorum. Hayvan dediğimiz canlıya bir şeyi bir kez söylediğimiz zaman anlıyor ama ben bazı insanlara bir şeyi on kez söylüyorum ama anlatamıyorum derdimi. Bu kadar zor olmamalı iletişim. O yüzden ben memnunum hayvanlarla daha çok ve daha iyi iletişim kurmaktan.

Bir de vefa var onlarda. Koşulsuz sevgi var. Sizi eve her gelişinizde coşkuyla karşılamaları var.

Bora Gencer
Bora Gencer

Tabii ki. Bir de o karşılama ile ilgili ben size bir şey anlatayım. Bir yerde daha söylemiştim sanırım Orhan Kural’ın programında, Şebnem Schaefer ile yaptıkları. Benim köpeğimde zaman mevhumu var. Köpeklerde zaman mevhumunun olmadığını söylüyorlar. Buna tamamıyla karşı çıkıyorum. Çünkü benim köpeğimin beni 5 gün görmediği zaman ki haliyle bir ay görmediği zaman ki hali arasında farklı

Sizin bu konuda nedir düşünceleriniz?

Kesinlikle hayvanlarla ilgili tüm kanunların çıkması gerekiyor ama aynı zamanda insan haklarının daha önce çıkması, önce diyorum çünkü biz olmazsak onların sağlıklı bir şekilde hayata tutunmaları da zor olabilir. Biz ilk önce sağlam olacağız ki önce can sonra canan şeklinde bakıyorum ben. İnsanın adaleti yok ki insana karşı. İlk önce o düzelmeden hayvanlara biz gelemeyiz. O yüzden de ben Orhan hocanın programında dedim ki acaba onlara insan, bize başka bir şey mi demek gerekiyor...

Bizde bir mahkeme on sene yirmi sene sürüyor. davranışlar sergilediğini gözlemliyorum.

Ya küsüyor bana ya da sen neredeydin dercesine aşırı bir sevinçle atlıyor.

Beş günde onu yapmıyor mesela ama 30 günde yapıyor. Bu kadar zaman geçti sen beni neden yalnız bıraktın dercesine. Ağzı var dili yok o kadar.

Sokak hayvanları ile de ilgili çok çalışmalar yapılıyor biliyorsunuz. Bazı hakların çıkarılması bazı cezaların verilmesi ile de ilgili kanunları bekliyoruz.

“Gençlerimize de hangi meslek dalında olurlarsa olsunlar çabalamaktan vazgeçmemelerini rica ediyorum ve çalışmanın karşılığının da muhakkak alındığına inanan bir insanım...” Alacağım varsa hemen alayım. Vereceğim de varsa hemen vereyim ki çünkü ihtiyacı olan insanın şimdi var. Yirmi yıl sonra ben öldüm mü, kaldım mı, ne oldu? Bu kadar uzayabilir mi bu? Daha geçenlerde okudum ve izledim.

Bu kadın için de erkek için de böyle. Sadece kadına şiddet yok. Erkeğe de şiddet var. Hem fiziksel var hem ruhsal var. Bunları da bilen ve yaşamış bir insan olarak söylüyorum. İki türlü de biz eşitsek hem kadın olarak hem erkek olarak ikisine de aynı ölçüde bakılması gerekiyor mahkemelerde. Geçen gün yine bir hanımefendi ile ilgili izledim. İnanamadım ve dehşete düştüm. Uzaklaştırma alıyor. Adam hapse girip çıkıyor ve çıktıktan sonra gelip ayrıldığı karısını öldürüyor. Bu kadını kim koruyacak. Bu kadın size söylüyor. Beni öldürecek bu adam beni koruyun diyor. yaparız diyorum.

Sizi biraz daha yakından tanımak istesek nasıl geçer gününüz? Hobileriniz var mıdır? Neler yaparsınız, nelerden hoşlanırsınız?

Monotonluktan hoşlanmayan bir insanım. Günümün yoğunluğuna göre kitap okuma alışkanlığım farklılık göstersede şu son dönemde ağırlıklı olarak Atatürk ile ilgili kitaplar okuyorum. Bir taraftanda NUTUK’u tekrar okuyorum. Çok aktif olduğum için ne zaman nerde ne gün ne yapacağım belli olmayan bir yaşamım var aslında. Sporu seviyorum ama uzun zamandır yapamıyorum. Benim için en büyük spor bol bol uzun yürüyüşler artık. Dizlerimde biraz problem var. Yürüyemememin nedeni biraz da o. Dizlikler takarak tekrar yürüyüşlere başlayacağım. Biz bu hanımefendiyi koruyamıyoruz.

Evinize hırsız giriyor mesela. Neymiş efendim hırsızın üzerinde bıçak var ama sen hırsıza zarar verirsen sen suçlu oluyorsun. Ne demek? Elinde bıçak var. Evime girmiş. Daha ne olabilir? Dolayısıyla biz aramızdaki adaleti sağlayamadığımız sürece ne kadar uğraşırsak uğraşalım kedilerimiz köpeklerimiz beslediğimiz ya da sokaktaki hayvanlar için çok fazla yol kat edemeyeceğiz. Buna inanıyorum gerçekçi konuşmak istiyorum. İnşallah ikisini birlikte yürütürüz ve bütün dünyadaki canlıların adaleti için ve onların müreffeh bir yaşam sürmeleri için insanoğlu olarak elimizden geleni

Yeni hazırlanan projeler neler?

İki tane şarkı hazırlığım var. Bir tanesi eskiden gelen çok sevilen. Aranjesiyle ve o zamanki albüm şartlarında ortaya çıkmamış şarkılarımdan biri olduğu için dinleyici kitlesinden yoğun bir talep var şarkıyı tekrar gündeme getirmem açısından. Onu yapacağım. Bir şarkı daha var ki sürpriz! Birincilik kazanmış bir şarkı Eurovision da öyle söyleyeyim. Onun haklarını alarak aranje ettirdim. O şarkıyı gündeme getirmek istiyorum. Önemli de bir şarkı.

Ne zaman peki?

Ne zaman uygun olursa artık en yakın zamanda. Müzik çalışmalarım devam ediyor. Sahne çalışmalarım bütün yaz boyu vardı. Bodrum Marina Yacht Clup ta her Salı sahne aldım. Benim için çok güzel bir dönemdi ekibimle birlikte. Yaz bitti buraya geldik. İstanbul’da bir iki otel ile bazı görüşmelerimiz var ama tabii şimdi saatler sınırlandığı için saat 22:00 den sonra bir şey yapılmadığı için ben ve benim gibi bütün müzisyen arkadaşlarımı çok derinden etkileyen ve bizim de mantığımızın almadığı bir yasak. Onu da açıkça söyleyeyim. Çünkü 21:00 de bana gelen bir insan gece 12 ye kadar kaldığında 22:00 den sonra nasıl bir corona bulaşması olacak? Neymiş efendim insanlar içki içince birbirlerine sarılıyorlar yakınlaşıyorlar. Zaten bu masadaki bu masadaki ile yakınlaşamaz farklı masalardalar ama aynı masada oturanlar da zaten birlikte geldikleri için ne kadar yakınlaşırlarsa yakınlaşsınlar. O bizi zaten ilgilendirmiyor. Bazı müesseselerde ve özellikle benim çalıştığım mekanlar içerisinde insanlar birbirlerine zaten belli bir yere kadar yaklaşabilirler. Çünkü belli bir seviyede yerlerde çalışıyorum. Doğrusu ben bu yasağı çok makul görmüyorum. Hatta bununla ilgili İnstagram da bir şey paylaştım. Onun üzerine bana başka iş yap arkadaş diyenler oldu. Tabii ki aç kalırsam simit de satarım. Bunu kötü bir anlamda söylemiyorum. Geçenlerde demişler o da bir meslek tamam meslek de simit satan şarkıcı olabilir ama şarkıcı bir insanın simit sattığı duyulmuş mu? O ne zaman olur? Durumu kötüleşmeye başladığı zaman olur. Sadece durumla da alakası yok.

Bu bir tercihtir mesela şöyle söyleyebilirim. Bazen şarkıcılığında insanların hele benim gibi insanların 8-10 ay hiç para kazanmadığı zamanlar oluyor. O zaman diyorsun ki işte sahilde simit satsaydım cebime üç beş bir şey koyardım. Size iş yoksa nerde söyleyeceksiniz? Bundan çok büyük sıkıntı çeken şarkıcılar var. Hiç çalışmayan, hiç şarkı söylemeyen. Pandemi yokken bile iş alamayan ama aslında mesleğini çok güzel icra eden. Şimdi o insanlar ne olacak 10, 20, 30 başına geldikçe, çoluk çocuğu varsa, becerebiliyorsa yeri gelecek kaporta da sökecek, yeri gelecek simit de satacak. Ben bunu bir küçümseme anlamında söylemiyorum ama herkesin bir mesleği var. Ben de müzisyenim. Dolayısıyla mesleğimi yapmak istiyorum. Ne iş yaparsan yap, tuvalet bile temizliyorsan en güzel şekilde icra etmen gerekiyor.

Konunun başında da söylediğim gibi 20:00 den sonra yerlerin kapanması ile ilgili gündüz her yer açık kimseye bir şey bulaşmıyor. Her şey 22:00 ile 24:00 arası bulaşıyor. Böyle bir mantık hiçbir şekilde olamaz. Çok büyük bir yanlıştır. Sağlık Bakanımız açıklama yaptı yakın zamanda kurtulacağız diye. İnşallah bir an önce bütün dünyadaki insanlar sadece Türkiye değil bu musibetlerden, hastalıklardan, doğal afetlerden tüm dünya kurtulur da şöyle birkaç sene huzurlu bir zaman geçiririz diye düşünüyorum.

Tabii sadece şarkı söyleyenler olarak da bakmamak lazım. Sektörün içerisinde o kadar çok insan var ki! Rodisinden, ses düzenine, ışığına ve hatta mekan içerisinde çalışanlarına kadar!

Tabii ki! Garsonundan, aşçısı, komisi, oraya götüren taksisi, onlara mal veren marketi, kasabı, manavı, peçetesi, tuzluğu… O kadar geniş ki! Şimdi bana bunu söylerlerken zannediyorlar ki oh müzisyen o, iki şarkı söylüyor, dünya parasını cebine koyuyor. Öyle bir şey yok! Ben ne alırsam alayım hakkımı alıyorum zaten.

Çok yüksek meblağlar kazananlar oluyor ama onlar az sayıda bir kitle. Herkes değil! Gecelik çalışıp kazanan insanlar var.

Binlerce insan var bunların içerisinde. Tabii ki! Gecelik yevmiyesini evine götüremediğinde ikinci gün mahvolan adamlar var. Ben zaten bu lafı söylerken sadece kendim için söylemiyorum ben bütün sektörü hem şarkıcıları hem müzisyenleri hem oradaki çalışanları hepsini işin içine alarak söylüyorum. Hatta dedim ki sayın Cumhurbaşkanımız bir şey söylemiş sadece paket servisler çalışacak diye.

Ne güzel dedim paket servisçilere bu iş yaradı en azından. Beni de menajerlerim paket yapıp evlere yollasınlar dedim. Paketleneceğiz bu gidişle. Tabii ki ne yasak olursa olsun her şeye uyacağız ve uymak da zorundayız.

Ciddiye de almak zorundayız ama bana sadece bunun anlamını, önemini, ne için böyle bir yasak koyduklarını ve gerekçesini söyledikleri zaman benim ikna olmam lazım. Bütün olay bu. Yoksa bu benim özgürlüğümün mesleğimin elimden alınması anlamına geliyor ki bu da zamansız! Belli bir zaman da verilmiyor. Ya da bu insanlara arkadaş sen mesleğini yapamıyorsun görüyoruz al şu kadar da yardım denilmesi lazım. Krediler veriliyor. O krediler de geri alınıyor sonra. Yani o krediler de şişiyor.

Çok ciddi bir sorun ve bunu maalesef kimse irdelemiyor, konuşmuyor. Ekran- lara çıkmıyor, çıkartmıyorlar veya ben görmedim. Ya da çok büyük isimler diye cesaret edemiyorlar. Belki tuzları kuru olduğu için.

Çıkıp onların bu arkadaşlarımız için bir şeyler konuşması bir şeyler söylemesi gerekiyor. Biraz daha uzarsa ben böyle bir çağrıda bulunacağım. İlk defa da burada söylüyorum.

Çok da iyi yaparsınız! Bu farklı bir durum getirdi gösteri dünyasına eğlence sektörüne. Her şey biraz daha dijitalleşti. Devlet tarafından da desteklenmesi lazım. Dinleyicilerin ve sanatseverlerin de aslında bu noktada biraz daha sahip çıkması lazım.

Hafta sonu sinemaya gitmek bir zevk. Akşam yemeği denen de bir şey var. Yemekten sonra sinemaya ya da tiyatroya gitmek isteseniz şu an 22:00 den sonra gidemiyorsunuz. Şunu demek istiyorum; sinema, tiyatro veya sahne kalabalıkları isteyen bir şeydir. Bunun mesela hiçbir zaman online ı olmaz.

Alkışın, birebir insanlarla birlikteliğin, oradaki enerjinin online ı olabilir mi? Afedersiniz bir iç çamaşırı alabilirsiniz ama o bile tutmuyor. İnsanlar alışveriş yapıyorlar. Geri gönderiyorlar. Benim resimde gördüğüm renk gibi değilmiş diyor falan. Beni dinlemek isteyen insan sahnede dinleyecek canlı canlı ve kalabalık olacak. Ama ne yaptılar? Kalabalık olmasın tamam. Nasıl metro var. İnsanlar metroda aralıklı oturabiliyorlarsa sinemada da oturabilir. Bu işe bir sürü yatırım yapan insanlar var.

Gişelerden para alacak diye anlaşanlar var. Hayatlarını buna bağlamış insanlar var. Kameramanı, ışıkçısı, asistanı var. Bu yüzden bu konuda kesinlikle bir an evvel çözüme gidilmesi gerekiyor diye düşünüyorum.

Sanatın her dalında bu konuda çözüme gidilmesi gerektiğini söyleyelim biz de! Ben hemen buradan sizin sahneye gelmek istiyorum. Biraz keyifli şeylerden bahsedelim. Siz sahnede ne tarz söylüyorsunuz? Neler yapıyorsunuz?

Yakıştıkça olabilen her tarza giriyorum. Yazın Bodrum da daha çok yabancı şarkılar ve batı müziği ağırlıklı Türkçe şarkılar, eskilerden, Ajda’dan, Kayahan’dan, Sezen Aksu’dan ve kendi şarkılarımdan, İngilizce, İtalyanca şarkılar hepsini harmanlayarak geçti.

Çok zengin! Yerine göre değişiyor tabii. Bazen öyle mekanlarda çıkıyorum ki o mekanlarda gece saat 2 de bitirdiğim yerlerde bazen biraz daha özgün tarza, bir Aşık Veysel veya sesime yakışan Türk Sanat Müziği eserlere de gidebiliyorum.

Dolayısıyla ben sahnede de çok yönlü olmayı seviyorum. Bu ekol babamdan geliyor. Biraz babamdan, biraz abimden, az bir şey ablamdan. Ablam da caz şarkıcısı çünkü. Biraz kendimden… Bunu harmanlayarak bir şey çıkartıyorum meydana. Bu da seviliyor diye düşünüyorum.

Çünkü onu gelen insanların gözlerinin içindeki pırıltıdan anlıyorum. Gece 01:00 de insanların alkışlarken ki samimiyetlerini de anlıyorum çünkü alkış var alkış var. Alkışlamak için yapılan alkış ile çok beğenerek yapılan alkış da çok fark ediyor. Onu da anlıyorsunuz.

İşimi güzel yaptığıma inanıyorum ama dediğim gibi çok çok çok daha güzeli olmalı. Oraya doğru yürüyorum. İlk başlarda bu işlere başladığımda babam ve abim gibi piyano çalıp şarkı söylüyordum. Ki abim bu konuda acayiptir, çok çok iyidir.

Piyano çalıp şarkı söyleyen modelden orkestranın önüne geçip arkada bir orkestra çalarken ki şarkıcılığa geçmede bende bayağı bir zorlama oldu çünkü orkestra solistliğinden gelmedim. 30 yaşından sonra başladım orkestra ile şarkı söylemeye. Elimi ayağımı nereye koyacağımı bilmiyordum ilk başlarda. Fakat şimdi o kadar çok alıştım ki yani oraya çıktığım zaman gerçekten başka bir adam oluyorum ve o enerjiyi de veriyorum izleyiciye. Zaten öyle bir şey olmasa o işte başarılı olmak mümkün değil.

Çünkü kaset, cd ya da plak değil orada yaptığınız şey. Aktif, canlı canlı insanlarla bir aradasınız. Oradaki enerjinin geçmesi gerekiyor. İnsanların mutlu bir şekilde ayrılması gerekiyor oradan.

Çok teşekkür ediyorum şahane bir söyleş oldu. Sizden son bir mesaj rica edeceğim. Okuyucularımıza neler söylemek istersiniz?

Her şeyden önce çok güzel bir programa ve dergi röportajına katıldım; size teşekkür ediyorum.

En güzel şey insanların birbirlerine olan saygısı. Saygıda biraz sevgi de gerekiyor. Çünkü sevgi eksikliğinde pek saygının da oturmayacağını düşünen bir insanım ben.

Patronumu sevmiyorum ama sayıyorum diyen bir insanın o müesseseye çok verimli olacağını düşünmüyorum.

Sevgi varsa saygı ile birlikte insanlar daha çok faydalı olabilirler birbirlerine.

Birbirimizi sevmeye özen gösterelim. Zorla da güzellik olmaz ama daha çok sevdiğimiz insanlarla bir arada olalım. İyiysek herkes bizi sever, iyiysek biz de herkesi sevebiliriz. Öyle bakmak lazım. Tabii ki bize kötülük yapacak kişiler bunun dışında. Onları da iyi keşfetmeliyiz. Hepimiz yanılgıya düşebiliyoruz zaman zaman.

Tabii ki bu sevginin içerisinde hayvanlara da çok büyük sevgimizi ayıralım.

Sokak hayvanlarımıza, evimizdeki hayvanlara iyi bakalım.

Onlar da bizim gibi birer canlı. Bunu hiçbir zaman unutmayalım. Doğaya çok iyi bakalım. Çünkü doğaya iyi bakmadığımız zaman doğa bize cezamızı veriyor. Çok dikkatli her zaman hazırlıklı olalım bu konuda. Corona dünyada bir tehlike yaratmış olabilir ama salgınlar hiçbir zaman bitmeyecek.

Salgınların bitmediği gibi depremler de bitmeyecek. Doğal afetler çok daha fazla can aldığı için ki örneğin deprem bir sallıyor ve 45 saniye içinde neler yaptığını görüyoruz. Dikkat edelim.

Evlerimizi onaralım. Evlerin eksiklerini mimarlarla, müteahhitlerle görüşüp tamamlatalım. Belediyeye müracaatımızı yapalım. Gereken tüm tedbirlerimizi alalım.

Ülkemizi sevelim ve çalışkan olalım.

Röportajın başında söylediğim gibi çalışmazsak bize ekmek yok çünkü.

Çalıştığımız zaman, her zaman ekmek var. Ve şiddetten olabildiğince değil tamamen uzak duralım. Başka ülkeye karşı savaş olduğu zaman tabii ki hepimiz askere gideceğiz ve orada ülkemizi savunacağız bu başka bir şey.

Ama onun dışında birbirimize karşı sözlü, fiziksel, ruhsal her türlü şiddetten uzak durmaya çalışalım. İlla ki öfkelenebiliriz. Öfkelendiğimiz zamanlarda da bir 10 saniye duralım, düşünelim. 11.saniye de çok daha farklı hareket edeceğimize inanıyorum. Hepinizi seviyorum. Teşekkür ederim. Bu arada sizin albümünüzü de aldım. En kısa zamanda dinleyeceğim. Başarılarınızın devamını diliyorum. Derginizdeki bütün çalışanlara da sevgilerimi gönderiyorum.

Biz çok çok teşekkür ediyoruz sevgili Bora Gencer, sanat dolu günlerde görüşmek dileğiyle diyelim…

Basılı arşivden
Bu röportaj ilk kez 4P1K Sayı 19 (Ocak 2021) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
4P1K Bülten

Yeni yazılar e-postanıza gelsin

Yeni yazılar, haberler ve arşivden seçkiler; ayda iki kez, reklamsız ve kısa.