Billur Kalkavan

Herhalde Türkiye’nin en özgür ruhlu kadınlarından biriyim. Bir de çok şanslıyım ben. İstediğim hayatı yaşayabildiğim için çok şanslıyım. Çünkü onu anne ve babama borçluyum.” Kalkavan’la yedi kedisiyle yaşadığı evinde sizler için bir araya geldim. Her birini ayrı ayrı sevip okşayıp, hikâyelerini dinledim. Ardından da o konudan bu konuya akıp gitti sohbetimiz. Hem keyifli hem de önemli mesajlar içeren bir söyleşi oldu doğrusu.
Çok sevgili Billur Hanım, sizin güçlü hayvanseverliğiniz ve pek çok konuya duyarlılığınızı biliyor ve takip ediyoruz. Sevgi dolu ve enerjisi çok güzel bir insansınız. Kedilerinizle yaşadığınız keyifli evinize misafir ettiğiniz için de çok teşekkür ediyorum. Bu tatlı çocuklarınızı tanıyabilir imiyiz? Nasıl geldiler size?
Ne güzel şeyler söyledin, çok teşekkür ediyorum. Nasıl tanıtayım? İsimleriyle, burçlarıyla Bana hep bebekken geldiler hayatım. Ben hep sokaklardan topluyorum kedileri. Cins kedi almıyorum hiçbir zaman. Bunları kurtarmak biraz da amaç. Yedi tane oldular, o da gelsin bu da gelsin Türkiye’nin en renkli simalarından, enerjisiyle, tavrıyla, tarzıyla, söylemleriyle ve tabii ki güzelliğiyle hep merak edilen, takip edilen ve çok sevilen, sevgili Billur diye diye. Mesela bu Kirpi, 11 yaşında, üç ev değiştirmişti. Bebecikti. En son bebekli bir eve gitmiş. Bebek de ona bir işkence etmiş, bir arkadaşım arayıp söyledi. Bir sokak kedisi var ev bulamıyoruz bir türlü dedi. Gelsin bize dedim, ev bulana kadar. Sonra buluruz dedim. O kadar güzeldi ki bebekken, dedim ki ben bunu hayatta bırakmam. Bir de iyi huyludur, yengeç burcudur. Bir diğeri Aslan, burcu da Aslan. Bu mesela bir arabanın altından çıktı. Ciyak ciyak 3 gün bağırdı bütün mahalleyi inletti. Çalıların arasında buldum, küçücüktü. Hatta çok korkaktı baştan, bana kikh kikh yapıyordu. Şimdi diyorum nerede o kikh kikh ler? Gelip elimi alıp sevdirtir, okşatır kendini, aşığızdır birbirimize. Korsanım var tek gözlü 14 yaşında. Sokaklarda gözü iltihaplanmıştı, kurtaramadım, onu öylece aldım. Juliet var, minyatür. Onu kiliseden aldım. Hıristiyan diyorum ben ona. Aya İrini Kilisesi’nden getirdim onu. Bir tiyatro oyunu oynuyorduk biz Shakespeare. O yüzden Juliet onun adı aslında. Romeo ve Juliet den dolayı. Hep böyle hikâyeleri var onların. Venüs var siyah. Onu bir hanım getirdi. Bahçesinde sokak kedisi doğurmuş. Sonra o hanımla biz bu apartmanda buluştuk. Arada sırada Venüs’ü görmeye geliyor. Hepsi böyle değişik değişik yerlerden geldi; ama hepsi sokaktan. Ben böyle sokaktan görüp “a bak şunu da alayım” deyip getiriyorum eve. Mesela şu Aslan için Buğra’ya “ev bulup, veririz” demişim. 2011 doğumlu o yani 8 yaşında. Aslan’a diyorum ki “Aslan biz seni verecekmişiz, hala iyi bir yuva bulamadık” diyorum. Buğra diyor ki “beni öyle kandırdın”. En sonda Şanslı var yedi numara olan. O da Buğra’nın annesinin kedisiydi. O kadar uzun süre bize bıraktı ki kediyi sonunda buraya alıştı hayvan. Sonra bir gün almaya geldi. Kutuyu kırıp koridordan eve bir gerisin geriye koşuşu var kedinin. Yerlere yapıştı görmen lazım. Annesi de “biz bunu alamayız senden, senin olmuş kedi. Zaten cennet burası onun için, bizde ne yapsın tek başına” dedi.
Bağlanmış size tabii. Sizi ister, arkadaşları da var burada. Mutlu mesut yaşıyorlar.

Evet, Bir de 3 oğlan var bende. Üç oğlanlar diyorum.
Üç silahşörler gibi çok şeker:)

Oğlanlar geçimli, kız gibi değil bak. İnsanın da hayvanın da aynı erkeği kadını. Kadınlar nasıl daha çetrefilli kafaları, hiç birbirimizle geçinemeyiz, hep bir şey kurmaca falan. Kızlar öyle! Erkeklerin herkesle arası iyi. Birbirleriyle de arası iyi. Yabancı kediler geliyor mesela dışardan. Bazen arkadaşlarım kedilerini bırakıyor kalmaya, hemen böyle sahiplenirler, oynamaya başlarlar. Oğlanları daha çok seviyorum kızlardan. Kızların başka bir tatlılığı var tabii ama ben oğlancıyım. Düzler, düz. Ben de öyleyim. Erkeklerle de zaten daha iyi geçinirim. Oğlanları daha çok seviyorum kızlardan.
Şimdi hayvanlarla ilişkiniz malum zaten ama nasıl başladı bu aşk?
Doğduğumdan beri. Şimdi ben doğduğum zaman bizim evde bir tane Kaniş, hani şimdi moda oldu ya bu Poodle’ lardan. Onun grisi, orta boy, babamın varmış. Kedi, bahçede kurt köpekleri filan. Ben emeklemeye başladığımda gidip Kaniş’ in su kabından su içermişim. Benim bir de kardeşim var. Annem bizlere “bunlar sizin kardeşleriniz” derdi. Ben hayvansız bir gün bile bilmiyorum hayatımda. O zamanlar büyük bahçeli evlerde oturuyorduk. Kirpiler vardı mesela. Burada hala var. Kaplumbağa getirip annemin yatağına koyarmışım. Annem dün anlattı. “Bir gün bir yerde arsa bakmaya gittik. Sen 3 yaşlarındaydın, benim elimden koptun. Orada bir inek vardı. Gittin ineği burnundan öptün.” dedi. Hayvan herhalde otlarken sarılıp öpmüşüm. Kendimi hiç hayvanlardan ayrı göremiyorum. Bir tek bunlar değil mesela içerde mutfağın balkonunda kumrularım var. Arka tarafta çamaşır
Keşke öyle bir şey yapabilsek. Mesela kimse fark etmiyor. İstanbul’da hiç fare sorunu yok farkında mısın? Kedilerden dolayı! Mesela New York’ da insanların evlerinde fareler yaşıyor. Lağımlardaki ve evlerdeki farelerden kurtulamıyorlar. Amsterdam öyle, Londra öyle… “





