Söyleşi · Sayı 1

Berna & Eşfak Tüzün

Berna & Eşfak Tüzün

Kendinizi bize tanıtırmısınız?

Berna & Eşfak Tüzün çiftiyiz. Berna 40, Eşfak 51 yaşında, 15 yıldır evli bir çiftiz. İstanbul’da yaşıyoruz.

Hayvan sevginiz nasıl başladı?

Berna: Çok klişe olacak belki ama kendimi bildim bileli hayvanları severim. Bir kız çocuğu olarak en sevdiğim oyuncağım pandamdı. Her yere onunla giderdik. Daha sonra daha büyük bir boz ayım oldu. Boyu benden uzundu. Onunla uçağa bile binmişliğim vardır. Ailemin bu sevgiye karşılık vermek için geçmişte bir takım çabaları oldu ama pek başarılı sonuçlanmadı. Bir tavşanımız vardı. Büyüyüp kabloları kemirmeye başlayınca o zamanlar Atatürk Orman Çiftliği olan alana bırakmıştık. Daha sonra bir Kangal yavrusu getirmişti babam eve, ama onunda kalışı sadece bir gece sürdü çünkü çok küçüktü ve bütün gece annesi yanında olmadığı için ağladı. Onu da ertesi gün annesine geri götürmekle bu girişim de son buldu. Nice seneler sonra 17 yaşımda üniversite sınavına hazırlanırken herkesin hatırlayacağını tahmin ettiğim Beethoven filmi ile bir Saint Bernard’ım olmasına karar verdim. Tabi hak verirsiniz ki kolay bir karar değil. Önce anneyi ikna et, sonra bir Saint Bernard bul, kolay olmadı. Annem sonunda ikna oldu. İkinci aşama daha zorlu geçti tabi. Hiç bir şekilde bir pet shop’dan köpek almak istemiyorduk ama özellikle de Saint Bernard arıyorduk.

Bir gün gazetede bir ilan gördük. 5 aylık bir Saint Bernard’ı sahiplenecek bir ev aranıyordu. Hemen aradık. Hiç unutmam Aralık ayında bir pazar akşam üstü abimle gittik. Sahibi annesinin çiftliği için almış ama annesi “Biraz acımasız olacak ama ben genel olarak bilinçsiz olduğumuzu düşünüyorum. Evcil hayvan alınır, bakılamazsa sokağa bırakılır gibi bir algı var ülkemizde.” bakamam deyince apartman dairesinde kapalı kalmasına dayanamamış ve sahiplenecek birilerini aramış. O akşam eve 5 aylık ismi Patraş olan bir Saint Bernard ile döndük. Tahmin edersiniz ki hayatımın en mutlu anıydı diyebilirim.

Bir pati dost ile büyümenin sizdeki etkilerinden bahsedermisiniz?

Açıkcası çok küçük yaşta bir hayvan sahibi olamadım ama Patraş ile geçirdiğim yıllarım hala anılarla dolu, bugün kadar taze ve her zaman iyi ki hayatımıza girmiş dediğim zamanlar.

Daha küçük yaşta bir evcil hayvanımız olsa hayat nasıl olurdu bilemiyorum ama Patraş, hayatta bir şeyi karşılıksız sevmenin ne demek olduğunu öğretti hepimize. Empati kurmayı öğretti öncelikle. Hergün farklı bir ruh hali ile başlardı o da güne ve o gün hangi ruh halinde olduğunu anlamak için hareketlerini gözlemlemek, nesi olduğunu anlamak için ciddi bir gözlemci oluyorsunuz.

Hareketlerini gözlemlediğiniz gibi ruh haline de empati yapıyorsunuz. Mesela çok mesafeli bir hayvandı. Herkese kendisini sevdirmezdi. Herkes Saint Bernardları çok sakin ve sevecen bilir. Evet öyleler, ama sahiplerine. Başka insanlarla çok yakınlık kurmaktan hoşlanmazdı.

Kıskançtı mesela. Eşfak’ı evin bir bireyi olarak kabullenmesi epeği zaman (ve rüşvet) aldı. Hatta tüm yaşamı boyunca bizi asla yan yana oturtmadı.

Hep gelir aramıza girerdi ve sonuçta Eşfak koltuktan kalkınca rahatlardı. Ama sonuç olarak hepimize kendisini sevmeyi öğretti. Ve o da bizleri çok sevdi diye tahmin etmek istiyorum.

Birlikte yaşadığınız / koruduğunuz patili dostlarınızla ilişkiniz hakkında bize neler anlatmak istersiniz?

Patraş öldükten sonra barınaktan bir English Setter kırmasına hami olduk. Adını Lydia koyduk, Eşfak’ın çok sev diği bir sanatçının ismi olduğu için. Lydia, sokağa terk edilmiş hasta bir Setter kırmasıydı.

Bir mail grubu aracılığı ile Hasdal’daki barınaktaki köpeklerin sa hiplendirildiğini veya belli bir takım masraflarını karşılayarak onlara hami olunacağından haberdar olduk.

Lydia’yı biz seçmedik. Bu işle ilgilenen kişi Lydia’yı uygun görmüş bizim için. Resmini gönderdi. Bu güzelliğe hami oldunuz diye. Ama daha sonra hasta olduğu ve ameliyatı konusunda barınaktaki veterinerin çok da gönüllü olmadığını, yaşının ileri olduğunu ve kolay bir ameliyat olmadığını iletti bize. Kendi veterinerimizle konuştuk. Yapılabileceğini söyledi. Çok güvendiğimiz birisi Ayhan bey. Patraş’ı da da evimize geldi ve kedimiz Boris ile zorlu ama saygılı bir süreç geçirdi.

Boris ilk başlarda anlam veremedi evdeki kendisinden boyut olarak bü birisinin adı ve siyah beyaz olduğu için koyduğumuz bir isim.

Boris ile bir mail yoluyla tanıştık açıkcası. O dönemlerde bir mail gurubu vardı ben de bir şekilde bir arkadaşım aracılığı ile dahil olmuştum. Sahipsiz ameliyat etmişti ve hayatını kurtarmıştı. Sonuçta Lydia ameliyat oldu, iyileşti ve 2 yıl daha bizimle yaşama şansına kavuştu. Yaşı gereğimi bilinmez, ama bence karekteri de öyleydi, hep çok ağır başlı bir kızdı. Çok nadir havlardı. Yemeğe çok düşkündü ama formu hep fitti. Sokakta bulduğu herşeyi yerdi. Bir kaç kere ameliyat eldiveni bile bulduk dışkısında. Son 6 ayını bizimle evde geçirme şansı oldu.

O döneme kadar Eşfak’ın iş yerinde güzel bir bahçede yaşadı. Son 6 ayın yük 4 ayaklı arkadaşına. Boris o zamanlar gençti ve arada oynamak isterdi Lydia ile ama Lydia yaşı gereği çok atak olamıyordu. Sonunda Lyida çok hastalandı ve aramızdan ayrıldı. Boris günlerce evde onu aradı.

İki köpeğimizden sonra bir daha köpek sahiplenme şansımız henüz olmadı. Bu sebeple iki kedimiz var şu anda. İkisi de cins değil. Büyük olan erkek ve 9 yaşında. Siyah beyaz, uzun tüylü. İsmi Boris. Bu isimi birlikte seçtik ve yine en sevdiğimiz piyanistlerden evcil hayvanları sahiplendirmek için oluşturulmuş bir mail ağı. Herkes birbirine gönderiyor. Annem Patraş öldüktan sonra yalnız kalmıştı ve ona arkadaş olsun diye bir kedi almak istedik. Tabi yine ikna edilmesi çok zor oldu ama sonunda peki dedi.

Boris’i de resimden gördü beğendi ama o dönemde Eşfak’ın iş sebebiyle çok seyahat etmesi gerektiği için Boris ve annem bizde kalmaya başladılar ve sonunda Boris bize ve eve alıştı. Bu şekilde de bizde kaldı.

Berna & Eşfak Tüzün
Berna & Eşfak Tüzün

Açıkcası Eşfak’ın bu kararı kabullenmesi zor oldu çünkü o güne kadar hep köpek sever bir kişiydi. Kedilerle ikimizinde çok bir bağlantısı olamamıştı. Ben çok ısrarcı olduğum için bir şekilde kalmasına ikna oldu ama ilk zamanlarımız biraz zorlu geçti.

Eşfak kedi sahibi olmanın zorluklarını yaşamaya başlayınca canı biraz sıkılmadı değil. Camlara tel takıldı, kurutma makinesi alındı çünkü çamışırlara atlıyordu, her yere giriyordu ve en çok da yatağa çıkmasına kızıyordu. Bu zorlukları nasıl aştınız derseniz aşamadık. Boris her istediğini yaptı ve kendisini en çok Eşfak’a sevdirmek süretiyle de kabul ettirdi. Şu anda aralarında büyük aşk var. Boris en çok Eşfak’ı seviyor ve kendisini sevdirdiği tek kişi Eşfak. Ben dokunmak suretiyle arada sevebiliyorum. Eşfak’ın işten geldiği zaman kapıda birkaç dakika kuçağıma almama ve onu öpmeme izin veriyor. Ben bunun Eşfak’ı kıskandırmak için olduğunu düşünüyorum. Onun dışında hiçkimseye kendini sevdirmez. Eve gelen misafirle başı hiç hoş değil. Evde yabancı birisine dayanamıyor.

Eşfak: Tamir için gelen ustalar hariç.

Berna: Misafir biran önce gitsin diye gelip salonda onlara bakıyor. Bazen nadir olarak koltukta oturanlara pati atıyor. Huysuz bir kedimiz var diyebiliriz ama biz çok seviyoruz onun huysuzluğunu. Ama veterineri Ayhan bey çok dertli bu huysuzluktan. Mümkün değil 1 kişi aşı yapması. 3 kişi tutuyor da ancak o şekilde aşı yapılıyor beyfendiye.

Sascha ise 3 yaşında bir tekir. Dişi ve çok sevimli. Daha kısa tüylü ve daha küçük görünüyor abisine kıyasla ama evin en hareketlisi. Sascha ismini ben koydum ama yazı lışı konusunda bayağı araştırma yapmadık değil. Sascha çok daha cana yakın ama o da korkak. Onu Eşfak’ın iş yerinde gördük bir pazar günü. Bizi takip etti, geldi kucağıma oturdu ve inmedi neredeyse 1 saat boyunca. Ben de dayanamayıp eve getirdim. Eşfak yine endişeyle karşıladı bu durumu. Çünkü Boris’in hem keyfini kaçırmak istemiyordu hem de ne tepki vereceğini bilemiyordu. Biraz araştırdık ve hemen ilk başta karşılaşmamalarına karar verdik. Sascha zaten küçüktü sanırım 3-4 aylıktı ve herşeyi oyun sanıyordu. Bu durum tabiki ağır abisi Boris’i çok sinirlendirecekti. Bu sebeple bir hafta boyunca Sascha’yı oynuyorlar. Ama genel olarak Boris zaten 8 yaşında olduğu için de çoğu zaman uyuyor. Yanlızlığını seviyor. Sascha daha çok benimle vakit geçirmeyi seviyor. Birlikte uyuyoruz. Evde baktık. Herkes bizim kadar şanslı olamaz çünkü Lydia’yı Eşfak’ın iş yerinin bahçesinde baktık. Çok korunaklı bir alandı. Kimse rahatsız etmiyordu. Bahçede bakılan köpeklere bazen sokaktan geçen insanlar kötü davranabiliyor veya birşey atabiliyorlar. Kontrol etmek çok zor. Sonuçta her bir odaya koyduk gündüzleri. İşte olduğumuz için yanlız kalmalarını istemedik birlikte. Akşam eve gelince kapıyı açıyor ve arasına tel koyuyorduk ki birbirlerini görsünler diye. Sascha tabi atlayıp zıplıyor, çıkıp oynamak istiyor. Boris’in aklından neler geçiyor bilinmez. Sonunda bir hafta sonra tamamen açtık ve gördük ki bir şekilde anlaştılar. Daha doğrusu Boris Sascha’ya müsamaha gösterdi diye tanımlıyoruz biz süreci.

Zaman zaman birlikte sürekli peşimde. Kucağa gelme huyu yok ama çok oyuncu. Yabancı birisi geldiği zaman abisi gibi evini sahiplenmek yerine korkup yatağın içine saklanıyor. Kedilerimizin bu ruh halinde olmasına sebep biz miyiz yoksa karakterleri gereği mi böyleler bazen düşünüyoruz ama sonuçta onlar böyleler. Biz de onları bu halleri ile seviyoruz.

Dışarda bakmanın zorlukları ya da kolaylıkları neler?

Köpeklerimizin ikisini de belli bir süre dışarıda şekilde eve girmeyi istiyorlar. Eğer sabah akşam gezdirip dolaştırabileceğiniz güzel bir alan varsa her türlü evde köpek bakmak çok daha keyifli bence.

Kedilerimiz ise hiç dışarı çıkmıyor. Ben açıkcası güvenli bulmuyorum sokağa çıkmalarını. Araba geçen bir ortamda kedinin güvenliği için endişe ediyorum. Anlayacağınız koruyucu bir anneyim. Çocuklarım dizimin dibinde olsun istiyorum.

Kedi bakmak köpek bakmaya kıyasla çok daha rahat. Köpek için hava koşulu, sizin sağlık durumunuz ne olursa olsun dışarı çıkartmak durumundasınız. Bu işin de başkaları tarafından yapıldığını görüyorum ve biliyorum ama ben bir yabancıya köpeğimi emanet edip de sokağa çıkartamam gibi geliyor. Çoğu zaman şahit olduğum tecrübeler de bir sürü köpeğin yol kenarında bir yere bağlanıp başı boş bırakılmış olması. İçlerinden birisini alıp gitseniz, gezdiren kişi oralarda mı onu bile bilmiyorum. Bana çok güven telkin etmiyor bu durum.

Birlikte yaşamanın avantaj ve dezavantajları varmı?

Hayatınız değişiyor öncelikle. Çocuk sahibi olmak gibi bir şey. Bir gün evde yoklar bir gün geliyorsunuz artık hayatınızda bir canlı var. Evcil hayvanların en büyük zorluğu dertlerini anlatamamaları. Bebeklik halleri bir ömür sürüyor yani.

Çocuk en azından büyüyor, konuşuyor ver derdini anlatır hale geliyor. Evcil hayvanda böyle birşey yok. Her an anlamak durumundasınız nesi olduğunu. Bizim için en büyük zorlukları bu. Onun dışında hiçbir şeyi zorluk olarak kodlamadık kendimize. Hayatımızda oldukları için çok mutluyuz. Bu kararı biz verdik ve ne gerekiyorsa da yapmak bizim sorumluluğumuz.

Ben titiz bir insanımdır mesela ama çoğu alışkanlığınızı bırakmak durumunda kalıyorsunuz. Bu sebeple asla ve asla dezavantaj diyemem. Zorlukları olduğu doğrudur ama her zorluğun üstesinden birlikte geliyorsunuz. Kimi zaman siz onlara adapte oluyorsunuz, kimi zaman da onlar size.

Biliyoruz ki, seyahat etmeyi çok seven bir ailesiniz. Giderken ve döndüğünüzde size karşı tavırları ne oluyor?

En sevmedikleri şey bizim evden gitmemiz. Bir düzenleri var ve bozulmasını asla istemiyorlar. Sabah kalktıkları saat, uyudukları yerler, evdeki hareketlilik saatleri. Herşey, her zaman aynı kalsın istiyorlar.

Seyahlerimiz uzun olur bizim. Valizler ortaya çıktığında bir tedirginlik sarıyor ikisini de. İçine girip saklanıyorlar veya üzerine yatıyorlar. Gitmeyelim diye ekstra bir yakınlık bile gösteriyorlar. Bizim olmadığımız dönemlerle annem gün aşırı gelip oturuyor onlarla. Oynuyor, sularını, mamalarını, kumlarını değiştiriyor. İlk bir haftaları zor geçiyor ama sonra bakıyorlar biz geri gelmiyoruz bu sefer anneme yakınlık göstermeye başlıyorlar.

Biz çok özlemiş oluyoruz tabi tatil dönüşü ama onlar birden bir küs moduna giriyorlar. Boris sevdirmiyor kendisini.

Sascha yatağın içine saklanıyor sanki yabancıymışız gibi. İlk yakınlık kuran yine Sascha oluyor. İlk gece uyutmuyorlar geldiğimiz için sürekli bir hareket oluyor evin içinde. Sonra alışıyorlar ve çok ilginçtir olmadığımız zaman yakınlık gösterdikleri anneme yine yabancı tavrı sergiliyorlar. İkisi de birbirinden ilginç.

Biz sizinle bu röpörtajı yaparken klasik müzik dinliyoruz bir taraftan. Kedilerinizin üzerinde ne gibi etkileri olduğunu düşünüyorsunuz?

Berna & Eşfak Tüzün
Berna & Eşfak Tüzün

İkisi de eve geldikleri günden beri hep müzik çalan bir evde büyüdüler. Karakterlerinde bir etki yapmadığı kesin çünkü Boris hala çok yabani. Ama sevdiği besteciler var bence. Ayrıca müzik çaldığı zaman salona gelip dinlemeyi sever ikisi de. Boris en çok Beethoven seviyor bence. Bazı eserlerde kuyruğu ile tempo tutuyor çok eğleniyoruz. Sascha daha az seçici. Ne çalarsa uyuyor. Sonuçta evdeki sakinliği ama ben genel olarak bilinçsiz olduğumuzu düşünüyorum. Evcil hayvan alınır, bakılamazsa sokağa bırakılır gibi bir algı var ülkemizde. Sanki çocuğun olunca ben buna bakamıyorum diyip sokağa bırakıyormuşsun gibi geliyor bana ama kimseye böyle gelmiyor galiba.

Sokaklar cins evcil hayvan dolu. Alınıp bırakılmış, terk edilmiş. Öncelikle bu hayvanlarında birer canlı ve hatta birey olduklarını, birer can ve ruh barındırdıklarını asla göremiyoruz. Insanların korkularına saygım var ama oturduğu yerde kediden rahatsız olup çığlıklar atan insana saygı duyamıyorum. O insan değil de kedi suçlu oluyor. Tüm bunlar yanlış koşullandırılmaktan oluyor. Çocukluktan korkutuyoruz bireyleri. onlar da seviyorlar. Aşırı gürültülü durumlarda mesela evde temizlik varsa veya misafir gelmişse sese karşı tepki verdiklerini düşünüyorum. Sascha’nın kaçması ve Boris’in insanların gitmesi için beklemesi veya ara ara gelip pati atıp ısırması bu sebeple. Evdeki farklı bir sese alışık değiller bu sebeple de huzursuz oluyorlar gibi geliyor.

Ülkemizde patili dostlarımıza genel bakış konusundaki görüşünüz nedir?

Biraz acımasız olacak Sonra evcil hayvandan korkan bir nesil oluşuyor. Tamamen bilinçsizlik. Yanlış bilgi sahibi olmak, araştırmamak ve değiştirmek istememekten kaynaklanıyor hepsi. Sokakta köpekle dolaştığında iki insandan birisi ısırır mı diyor, diğeri de korktuğu için yolunu değiştiriyor. Anlamakta zorlanıyorum neden ısırsın, bir sebebi var mı diye soruyorum. Çocukluğunuzda köpek mi ısırdı diye sordum bir kez birisine hayır dedi. Ee o zaman neden ısırır mı diye soruyorsunuz dedim bilmem korkuyorum dedi. Sonuçta ciddi bir ön yargı var belli ama neye karşı onu bilmiyoruz. Eğitim sistemimizde zaten yok hayvan sevgisi, ailelerde de olmayınca iyice duyarsızlaşıyoruz diye düşünüyorum.

Sokak hayvanı kavramı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Eşfak: Sokak hayvanı olumsuz bir kavram olmak zorunda değil. Ülkemizde kent dokusunun ayrılmaz bir parçası haline gelmiş durumda sokak hayvanları, ve aslında bizim bir zenginliğimiz bence. Ancak fiili durumda bir çok olumsuzluk da var elbette. İnsanlar hayvanlara karşı hoşgörüsüz, hatta kötü niyetli olduğunda, bilinçsiz davranışlar neticesinde sayıları çok arttığında, olumsuzluklar yaşanıyor.

Berna: Bence Pet Shop’larda hayvan satışı yasaklanmalı. Belediye Barınaklarında yüzlerce hatta binlerce hayvan var. Öncelikle bu hayvanlar sahiplendirilmeli. Aksi halde bu sorun asla bitmeyecek. Sokak hayvanları için yaşam çok zor. Öncelikle insanımız çok zalim. Kötü muamele görmüş hayvan sayısı çok. Büyük şehirlerde zaten trafiğin içinde yaşam şansı çok zor. Ama biz de aile olarak sokağımızdaki, çevremizdeki hayvanlara elimizden geldiğince sahip çıkmaya çalışıyoruz. Kediler için mama verdiğimiz bir alanımız var. Her sabah ve akşam mamalarını ve sularını tazeliyoruz. Hasta olanları veterinere götürmeye gayret ediyoruz. Yakalayabilirsek tabi. Çoğu ürkek oluyor. Sokakta baktığımız ve çok sevdiğimiz kedilerimiz oldu. İhsan, Paşa, Cenvır. Hepsiyle bir şekilde bağ kuruyorsunuz. Hastalanıyorlar, tedavi ettiriyorsunuz ama bir gün bir bakıyorsunuz yoklar.

En çok Paşa ile uğraştık. Cilt problemi vardı özellikle yazın açık yaraları oluyordu. Veterinerimiz çok iyi baktı ama artık yaşlanmıştı. Son birkaç gün eve getirdik beslemek için ama onu da kaybettik. Şu anda en kıdemli kedimiz Cırtlak. Ben her akşam işten geldiğimde arabanın sesini tanır bağıra bağıra kapıya koşar ki seviyim diye. Enteresan bir hayvan, onu sevmeniz yemekten daha önemli onun için. Ne zaman yeteri kadar sevildiğini düşünürse o zaman gidip mamasını yiyor. Ve gerçekten sesi çok tiz.

Barınakları ziyaret eder misiniz?

Lydia döneminde daha sık gidiyorduk Hasdal Barınağına, ama açıkcası ondan sonra gitmez olduk. İstanbul’daki barınakların çoğuna giremiyorsunuz, girseniz de durumları çok kötü.

Hasdal barınağı özel bir barınak. Hayvanlar ormanlık arazide çok iyi koşullarda yaşıyorlar ama yine de üzücü bir durum çünkü çoğu evden bırakılmış hayvanlar. Anadolu’da daha iyi durumda olan barınaklar olduğunu biliyorum. Örneğin Gaziantep’te bir barınağı ziyaret ettik bir seyahatimizde. Çok temiz ve çok güzel bir barınak. Hayvanlar çok bakımlı ve iyi bakılıyorlar. Keşke tüm barınaklar bu kadar iyi koşulda olsa. Barınaklardan daha çok hayvan sahiplendirilmesi teşvik edilmeli belediyelerce. Aksi halde oradaki popülasyon da kontrol edilemez noktalara gelecek.

Sokak hayvanları ile ilgili neler yapılabilir sizce?

Öncelikle kısırlaştır-aşılat-yaşat yönteminin etkin olarak uygulanması çok önemli. Ama bu tek başına yeterli değil. Bir yandan da sokağa yeni hayvanların bırakılmasının önüne geçilmesi, hayvan sahibi olmak isteyenlerin de sokaktan sahiplenmeye yönlendirilmesi gerekli.

İnsanların sokak hayvanlarının yaşam haklarına saygı duymaları, ihtiyaçlarını karşılamak için çaba sarf etmeleri, en azından çaba sarf edenlere engel olmaya çalışmamaları gerekli. Herkes biraz çaba gösterse çok daha sağlıklı bir çevre oluşturabiliriz bu canlılar için.

Küçük barınak alanları yapılıp o alanlara mama ve su konulması yaygınlaşmalı. Ayrıca çok soğuk dönemler için de barınacak alanlar yaratmak lazım. Bireysel çabalarla değil daha organize toplum örgütleriyle bir şeyler yapmak gerekiyor.

Sokak hayvanlarını bir problem, zararlı bir mahluk olarak değil; bir ağaç, bir çiçek gibi tabiatın bir ögesi, bir güzellik olarak görmeyi başarsak, hayatlarımız daha güzel olacak.

Kedileriniz ve Köpeklerinizle büyük bir ailesiniz. Birlikte yaşamınıza dair İleriye dönük düşüncelerinizi almak isterim.

Her 5 yılda bir yeni bir kedi sahiplenmeye karar verdik. Yıllar çabuk geçiyor ve bir gün geliyor ki artık o her gün sevdiğiniz dostunuz yanınızda yok. Bu duruma alışmak çok zor. Bu sebeple en azından evimizde her zaman ilgi ve sevgi bekleyen kedilerimiz olsun istiyoruz. 2 senemiz kaldı yeni bir kedi için.

Köpek konusunda sanırım emekliliği bekliyoruz çünkü daha önce de belirttiğim gibi köpek bakımı kedi bakımına kıyasla daha fazla çaba gösterdiğiniz bir süreç. Sabah akşam dışarı çıkartmak şu aşamada bizi biraz zorlayacak gibi duruyor ama en büyük hayalimiz bir gün yine köpeğimiz veya köpeklerimizin olması.

Sevgili Berna ve Eşfak, bize zaman ayırdığınız ve bu güzel ortamı sağlayarak sorularımıza sabırla cevap verdiğiniz için biz de okuyucularımız adına size teşekkür ediyoruz.

Basılı arşivden
Bu röportaj ilk kez 4P1K Sayı 1 (Temmuz 2017) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
4P1K Bülten

Yeni yazılar e-postanıza gelsin

Yeni yazılar, haberler ve arşivden seçkiler; ayda iki kez, reklamsız ve kısa.