Kapak Konuğu · Sayı 27

Ayçin İnci

Ayçin İnci

Kurşun Yarası, Benim Adım Bir Melek, Kara Duvak, Oğlum İçin, Kuzey Yıldızı İlk Aşk adlı tv dizileriyle severek izlediğimiz değerli oyuncu bu sayımızın kapak konuğu... Kendisinin sinema, tiyatro ile süren başarılı oyunculuk kariyeri, tutkuları ve can dostu kedisi ile ilgili merak ettiklerimizi sizler için sorduk.

ro oyunuyla izleyicilerle buluştunuz. Sizi en etkileyen yapımlar hangileri oldu?

Bir oyuncu için ilkler elbette unutulmazlar. Bu sebeple Kurşun Yarası da benim hatıralarımda çok özel bir yere sahip. Onun dışında rol aldığım diğer tüm projeler benim için birbirinden değerli, yani seçim yapmam güç. Ayrıca ben sinema, dizi, tiyatro arasında ayrım yapılmasını da yapay bulan biriyim. Mesleğimi icra edebildiğim her alan canla başla ve keyifle işime sarıldığım yerdir. Ancak ilkler demişken, ilk sit-com dizim Benim Annem Bir

003 te Kurşun Yarası dizisiyle başlayan kariyerinizde pek çok yapımda, filmde ve tiyatro oyununda rol aldınız. 15 in üzerinde TV dizisi, 7 film ve birçok tiyat-

Melek’te ki Nalan karakterini de sayabilirim, çünkü onu çok keyifle ve eğlenerek canlandırmıştım. Bir de henüz vizyona girmemiş olan son sinema filmim Mahsusa’sayı söylemek isterim çünkü meslektaşım, ablam Ayça İnci ile ilk kez aynı filmde beraberce rol aldık ve bizim için paha biçilmez bir anı oldu.

Sanatla yoğrulmuş bir aileden geliyorsunuz. Yeşilçam ve Türk sinemasına değer katan Bilal İnci, Kemal İnci ve Perihan Doygun başta olmak üzere bayrağı devam ettiren Elif İnci, Ayça İnci ve siz varsınız. Çocukluğunuzun hangi aşamalarında sanata yöneldiniz? Ailenizin size nasıl bir katkısı oldu?

Çocukluğumda başarılı ve faal bir öğrenciydim bu sebeple hem Edebiyat hem de sanat etkinliklerinde başı çektiğim söylenebilir. Ama daha sonra İktisat okudum. Ve hatta uzun süren bir eğitimle Bilgisayar programcısı da oldum. Üniversite harçlıklarımı çıkartmak için çalışıyordum, reklam filmlerinde rol almaya başladım. Ve birinde ünlü bir yapımcı tarafından keşfedilince aniden dizi serüvenim başladı. Başrollerinde yer aldığım ilk dizim çok başarılı olunca ve ben oyunculuk yapmaya devam etmek istediğimi fark edince, bu tekkeye eğri odun yaraşmaz deyip Oyunculuk eğitimime ve sonra da Şahika Tekand’ ın sahneye koyduğu “Euridike’ nin Çığlığı” adlı oyunla, Uluslararası festivalde, ilk tiyatro deneyimime başladım.

İlk dizimde rol alırken rahmetli dedemin mesleki eleştiri ve önerilerine kulak veriyordum. Bilal dedem, ilk bölümleri izlediğinde arar, “gözlerinle oyna” “gözlerinde rolü yaşa ve yaşat” derdi, daha sonraları da tebriklerini iletmek için aradığı olurdu. Elif halam ve ablam Ayça ile de projelerimiz hakkında fikir alışverişi yapar, birçok konuda birbirimize destek olur ve motivasyon sağlamaya çalışırız. Aynı mesleği yapıyor oluşumuz benim için her zaman büyük bir şanstı çünkü yaratım süreçleri ağrılı sancılıdır ve ailemden beni bu konuda çok iyi anlayan insanlarla çevrelenmiş olmak güven verici. Bunun dışında “er meydanındasınız” yani mesleki yükseliş ve inişlerinizin mimarı sadece ve sadece kendinizsiniz.

Rolünüze nasıl hazırlanırsınız? Her oyuncunun farklı bir tarzı mı vardır?

Bir role hazırlanmanın spesifik bir tek yolu yoktur. O her yiğide ve hatta yoğurdun çeşidine göre de değişebilir. Senaryonun gerekleri, yönetmenin benden bekleyebilecekleri, benim kendimden beklediklerim ön çalışmamın içeriğini belirler. Araştırma yapmam gerekiyorsa da mevcut bilgimi destekleyici yazılara ya da kitaplara ulaşır dersimi mutlaka çalışırım.

Başarılı bir oyunculuk için hazırlık aşaması nasıl olmalı? Sizin aldığınız en iyi tavsiye neydi? Yeni başlayan genç oyunculara siz neler önerirsiniz?

Genç meslektaşlarım bu faktörlerden hangisi ile adım atmış olurlarsa olsunlar, mutlaka diğerlerini de güçlendirmeye kafa yormalılar. Benim aldığım en iyi tavsiye, birincilikten inmeyen ilk dizimde 2 yıl başrollerde rol almış olmama rağmen, mesleki eğitimimi tamamlamam konusunda duyduğum nasihatlerdi. Bu sebeple en popüler dönemimde öğrenciliğimin ilk yılı dizilere ara verdim ama bu emeğimin bana hediyesi tiyatroculuk ve tiyatro sahnesi oldu.

Okan Bayülgen’in Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası adlı interaktif oyununda rol aldınız. Seyircinin oyunun içine katıldığı bu farklı konseptte yaşadığınız deneyimi paylaşır mısınız?

Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası yazarı Selin Atasoy’un İngiltere’de “Murder Mystery” adıyla sahnelenen örneklerinden esinlenerek ilk kez Türkiye’de denediği bir interaktif, -yani seyircinin de oyuna katılımının sağlandığıbir cinayet ve polisiye oyun türüdür.

Oyunu izleyen herkes o salonda işlenen bir cinayetin hem tanığı, hem de “Hayatımdaki tüm güzel gelişmelerin ruhumun önünde eğilerek, teslim olduğum ya da olabildiğim o anların mükâfatı olduğunu düşünüyorum. Tüm “olmayan şeylerin” ise eğilip, bükülemediğim ve kalbimde kaygı ve endişe yarattığım süreçlerden kaynaklandığını saptadım...” “Ben binicilik eğitimime Maslak’taki İstanbul Atlı spor kulübünde, hocaların hocası Aldo Baldini’nin öğrencisi olarak 2007’de başladım. O zamanlar rol aldığım “Kara Duvak” adlı dizide atlı sahneler vardı ve işin Yapımcısı benimle beraber 4 oyuncuyu bu eğitime göndermişti. Kısa sürede dörtnala gitmeyi ve hatta engel atlamayı bile deneyimlemiştik. Yakaladığım her fırsatta at binmeyi seviyorum...” sanığıdır ve aynı zamanda katili bulmak için dedektifle beraber ipuçlarını da sürerler.

Ellerine verdiğimiz kâğıtlardan bazı rolleri okurlar ve en sonunda masalara dağıtılan formları doldurarak katili tahmin etmeye çalışırlar. Okan Bayülgen’in şahane moderatörlüğünde seyirci ile bir anda rolleri değişmenin, onları da oyuna katmanın ve aynı heyecanı paylaşmanın keyfi benim açımdan çok etkileyici ve unutulmazdı.

Malum bu zorlu dönemde yaşamsal kısıtlamalar herkesi yordu. Pandemi dönemini siz nasıl geçiriyorsunuz? Yeni projeleriniz yakında olacak mı?

Bu iki yılımız küresel bir salgınla mücadeleyle geçti ve açıkçası aşı çıkana kadar ben uzun soluklu bir projede yer almaktan endişe duyup geri planda olmayı tercih ettim. Bu süreçte Covid19 sebebiyle, birinci derecede olmasa da yakınlarımdan kayıplarım oldu. Hep birlikte üzüntü, endişe, maddi kayıp ve korkularla dolu geçen bir Pandemi süreci yaşadık. Temmuz’da ikinci aşımı oldum ve şimdi projelerle görüşmeye başladım. Görüştüğüm diziler var, iki tanesi çok hoşuma gitti. Biriyle anlaşma sağladığımızda, sosyal medyamda ve basında haberleri paylaşılıp duyurulacaktır.

Sizi at biniciliği ile izlediğimiz Kuzey Yıldızı İlk Aşk dizisinin sahneleri için binicilik eğitimi aldınız mı? Atlarla yakın temasta olmak nasıl bir duygu veriyor? Biniciliğe devam ediyor musunuz?

Ben binicilik eğitimime Maslak’taki İstanbul Atlı spor kulübünde, hocaların hocası Aldo Baldini’nin öğrencisi olarak 2007’de başladım. O zamanlar rol aldığım “Kara Duvak” adlı dizide atlı sahneler vardı ve işin Yapımcısı benimle beraber 4 oyuncuyu bu eğitime göndermişti. Kısa sürede dörtnala gitmeyi ve hatta engel atlamayı bile deneyimlemiştik. Yakaladığım her fırsatta at binmeyi seviyorum. Geçen sene Kapadokya’da vadilerde atla dolaşmak da benim için çok heyecan vericiydi. Ve bu yıl Kuzey Yıldızı’nda benim binicilik eğitimi verdiğim bir sahne vardı, sahne biter bitmez tabi hemen Ordu manzarasına hâkim tepede biraz dörtnala gittim. Atlar çok özel ve çok hisli hayvanlar, bence üstüne doğru bineni, o ahenkli ritim ve uyumla rehabilite edip, şifalandırıyorlar.

Bir kedinizin olduğunu biliyorum. Kedinizin adı nedir ve nasıl kesişti yollarınız?

Kedimin adı Summer. Çünkü hem 15 Ağustos doğumlu aslan burcu bir kedi ve hem de benim en sevdiğim mevsim Yaz. Ben sokaktan bir kedi sahiplenmeye karar vermiştim, Summer’ın annesinin öldüğünü ve ortada kaldığını duyunca onu evlat edindim. Geldiğinde yeterince süt emememişti ve 3 gün sonra hastalandı, 7 gün boyunca hastanede kuvözde kaldı. Ben de onun başında kaldım tabi ve her gün dua ettim. Çok şükür ki iyileşti ve tam bir aslana dönüştü. Evet, kedim öyle iri ki gören bu normal kedi mi yoksa özel bir cins mi diyorlar. Hastalığında aldığı vitaminler ve özel mamalar onu aşırı derecede irileştirdi. Summer dünyanın en uysal aslanı:))

Sokak hayvanlarının yaşam mücadelesi betonlaşmış şehirlerde çok daha zorlu. Bu konuda siz neler söylemek istersiniz?

Ayçin İnci
Ayçin İnci

Ben kendi kedimin dışında da Cihangirde apartmanımızın önünde kedileri besliyorum. Bizim mahallemizdeki insanlara çok müteşekkirim çünkü bu konuda hem muhtarlarımız Halil Kalafat ve Adnan Bal hem de komşularımız çok duyarlılar. Ama maalesef başka semtlerdeki üzücü olayları da sosyal medyada görüp üzülüyorum. Sadece kendisinin üstün bir varlık olduğunu düşünerek, hayvanlara ve doğaya yaşam hakkı tanımayan herkesi kınıyor ve bu konuda yasaların değişmesini en üst dereceden cezai müeyyidelerin olmasını temenni ediyorum.

Herkes bu konuda duyarlı olsa ve evlerine bir tane bile olsun sokak hayvanı alsa o canlara birer yaşam hakkı tanıyarak kurtuluşlarını sağlayabiliriz. Hem herkes bilsin ki, patili dostlarımız evin neşesi olmakla kalmıyorlar, bizleri şifalandırıyorlar da. Ben pet shoplara ve hayvan satın alınmasına karşıyım, bu sebeple hayvanlarla ilgili her mecrada “satın alma sahiplen” diyorum.

Tutkularınız var mıdır? Günün hangi saatlerini daha çok seversiniz? Yapmaktan keyif aldığınız uğraşılarınız nelerdir?

Spiritüalizm benim için tutkunun da ötesinde 1998’den beri bir yaşam biçimi. Ben pek gündüz insanı değilim. Akşam vaktini daha çok seviyorum ama gündüzleri de güne meditasyonla başlamaya gayret ediyorum.

Meditasyonla ilgilisiniz. Raja yoga yapıyorsunuz. Eğitimini veriyor musunuz? Meditasyon hayatınıza nasıl bir değer katıyor?

Raja Yoga eğitimime 1998 yılında Brahma Kumaris merkezine iki yıl devam ederek tamamladım. Brahma Kumaris Dünya Evrensel Ruhsal Üniversitesi Londra’da bulunuyor ve dünyada ruhsallık üzerine eğitim veren tek üniversite. Bizim ülkemizde de merkezleri var, meditasyon öğrenmek isteyen herkese kapıları ücretsiz olarak açık. Çünkü Brahma’ya göre hizmet etmek kutsaldır. Medite olmak derin düşünme haline geçmek demektir. Raja Yoga hareketli değil bir düşünsel yogadır. Burada amaç, pratiği her gün yaparak hayatın bir parçası haline getirmek ve böylelikle ruha yakın durarak 8 temel erdemimizi benliğimizde tekrardan gün ışığına çıkartmak ve zamanla Yogi Yuktu haline gelmektir. Yani “her an yoga halinde olan kişi” olmaktır. Ben hayatımdaki tüm güzel gelişmelerin ruhumun önünde eğilerek, teslim olduğum ya da olabildiğim o anların mükâfatı olduğunu düşünüyorum. Tüm “olmayan şeylerin” ise eğilip, bükülemediğim ve kalbimde kaygı ve endişe yarattığım süreçlerden kaynaklandığını saptadım. Bu yüzden meditasyonu herkese öneririm.

YouTube Ayçin’den İnciler kanalınızda keyifli gezi programları yayınlıyorsunuz. Bu fikir nasıl oluştu?

Aslında o izledikleriniz yapacağım gezi programının demosu olarak çekildiler ve asıl program geçen yılki Pandemi paha biçilmez derecede önemli. Bu sebeple o programı yapmaya devam edeceğim.

Bu özel söyleşi için çok teşekkür ediyorum. Okuyucularımız ile son olarak neler paylaşmak istersiniz?

Patili dostlarımızı sonsuz sevgiyle kucaklamaya devam edelim. Onların gözündeki sevgi hayattaki en gerçek şey. Yaratımın gizi ve şifası da o sevgide gizli. şartları sebebiyle bir digital platformda ya da kanalda yayınlanamadı. Biraz daha sular durulunca konusu gezi/ kültür/tarih/gastronomi/etkinlik/macera/turizm/doğa olan, yani içeriği kendi bünyesindekilerin de biraz üstünde bulunan bu programı hayata geçirerek izleyicisi ile buluşturmak da hedeflerim arasında. Zaten demolarda editörlüğünü ve yapımcılığını hatta yönetmenliğini de ben yaptım. Ve yine bir şey üreteyim derken, ürettiğim proje benim öğretmenim oldu.

Çünkü bu fırsatla hem farklı yerleri birçok detayıyla deneyimliyorum hem de her yerde yeni insanlarla tanışıyorum. Ve elbette doğayı ve hayvanları korumakla ilgili misyonumu da yerine getirebiliyor oluşum benim için için tutkunun da ötesinde 1998’den beri bir yaşam biçimi. Ben pek gündüz insanı değilim. Akşam vaktini daha çok seviyorum ama gündüzleri de güne meditasyonla başlamaya gayret ediyorum...”

Basılı arşivden
Bu röportaj ilk kez 4P1K Sayı 27 (Eylül 2021) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
4P1K Bülten

Yeni yazılar e-postanıza gelsin

Yeni yazılar, haberler ve arşivden seçkiler; ayda iki kez, reklamsız ve kısa.