Atalay Köseoğlu

Serbest, gerçekçilik, soyut ve modern temalı resimleri müzayede evlerinde satışa sunulan sanatçı ile çok özel söyleşimiz...
Atalay Köseoğlu, sanatı ve sanatçıyı nasıl tanımlar?
Sanat ve sanatçıyı tanımlamak gerekirse; “algıladıklarımızı sanatsal yorum tekniği ile süzüp, sanatseverlere kendi biçiminizle sunmak yani doğruları kişiselliğinizle anlatma durumu” diyebiliriz.
Sanatın insan üzerindeki gücü yadsınamaz. Atalay Bey, siz sanatınızı ne ile yoğuruyorsunuz? Nelerden etkilenirsiniz?
Nelerden etkilendim? Her zaman dünya ve doğadaki değişimler ilgimi çekmiştir. Renklerdeki şekillerdeki etkileşimleri hep izledim. En çok izlediğim, hakkında bilgi edindiğim konu, kuşlar tabii ki... İnsanın sevdiği şeyler başarılı olduğu konulardır.
Atalay Bey, okurlarımızla resim yapma serüveninizi paylaşır mısınız lütfen; Çocukluk yıllarında başlayan resim kariyerinizde size ilham veren ne oldu?
Sevgi uzun süreçlidir. Resim yapma kariyerim ise çocukluk yaşıtlarımdan. Farklı bakan bir çocuktum ben. Babam civciv beslermiş çatıda. Benimse 1-2 yaşlarında henüz bebekken kiremitlerin üzerinde ellerimde civcivlerle resimlerim var. İlkokul birinci sınıfa giderken yolun üstündeki camilerden güvercin tüyleri toplayıp, evde kanat tüyleri, kuyruk tüyleri diye kategorize ediyordum. O oyun yaşlarında küçük bir dolabım vardı; içerisi güvercin tüyü doluydu. Bir keresinde tüylerden güvercin yapıp okula götürmüştüm, bütün okul şaşırmıştı! Farklı bakış açısında, farklı meraklara sahip bir çocuk olduğum için arkadaşlarımla oynamazdım. Kuş yuvalarını izlerdim. Kuşlar ne yapıyor, nasıl besleniyor, nasıl eş alıyor, nasıl yuva yapıyor? Hep arka bahçelerde, arka sokaklarda dolaşan bir çocuktum. Bir keresinde vurulan bir kuşa protez kanat yapmıştım, on yaşlarındaydım o sıralar. Teşvikiye’de ahşap bir evde oturuyorduk. Ev tahta olduğundan dolayı çatıda bir sürü güvercin yuvası vardı. Uçmak isterdim. Hatta bir keresinde kanat yapmıştım ve karşımızda bulunan tepeden aşağı uçmaya çalışmıştım. Kuş Atalay derlerdi çocukken. 2-3 yaşlarında da kartondan yaptığım kuşlarla oynardım. Bu yaşadıklarım, küçükken bilinçaltımı etkilemiş önemli vurgulardır.
Bir yandan bilim adamı, pilot, dalgıç, veteriner olacağım derdim büyüyünce. Fakat bunların hepsini yapamazdım. Ama ressam olup bunların resimlerini yapabilirdim... Kuşlar ve özellikle güvercinlerin çocukluğumun bilinçaltında çok önemli bir yeri var. Hatta öyküler yazmıştım; 9-10 yaşlarımda olmama rağmen zamanın gazete ve dergilerinde yayınlanmıştı. Aslında müzik kulağı da olan ve müzik aletlerine de aşırı ilgisi olan bir çocuktum fakat bir tek konuda insan başarılı olabilirdi. İnsan enerjisi tekti... Resim konusunda karar verdim.
Fakat enteresandır; okul dönemi boyunca hep istememe rağmen ve en iyi resim yapan çocuk da olmama rağmen bir kere bile panoya resmimi asmamışlardır. Çocuktum ve elimden bir şey gelmezdi. Yarışmalardan haberim olmazdı. Her şeyle her yere, her şeyin resmini yapabilirdim! Devam ettim.
40 yılı bulan sanat yaşamınız içinde kendinizin ve eserlerinizin yolculuğundan bahseder misiniz bize?
Resim tekniğini yabancı ressamlarla atölyelerinde ücret almadan sırf öğrenmek için çalışmadan önce 9 sene karakalem desen, tonlama çalıştım. Ressamlar çalışmalarında dönem dönem bazı renkler üzerine yoğunlaşırlar. Ben de bütün renkleri dönem dönem çalıştım. Tüm anotomik figürleri, nesneleri ezbere yapabilme becerisine ulaştım. Asıl tekniğim spatuladır. Süratli serbest çalışmalarım olduğu gibi ince fırça, real çalışmalarım da var. Resimlerim müzayedelere sunulmuştur ve önemli kişilerin koleksiyonlarında birçok eserim mevcuttur. 40 seneyi bulan sanat süresi içinde birçok güzel anı ve zorluk yaşadım. Ama hep kendimi geliştirerek yoluma devam ettim. Birçok teknik, tarz denedim. Kendimi güncellemeye gayret gösterdim ve aşırı derecede çok çalışma yaptım. Renk bilimini inceledim. Dünyada sanatçılar neler yapıyor, fuar - sergi gezdim. Okurum; onlardan da haberdar olurum. Farklı teknikler deneyerek kendimi geliştirdiğimi, ilerlediğimi düşünüyorum.
Eserlerinizde özellikle kuşlar, atlar ve doğaya ait pek çok öğeyi resmediyorsunuz. Renkler de size hizmet ediyor. Eserlerin anlam ve derinliği muazzam... Bunu bir kuşun bakışında ve duruşunda hissedebiliyoruz. Bu gerçekçiliği ve hissiyatı katmaktaki sırrınız nedir?
İyi bir ressam olmak, alçakgönüllü olmayı gerektirir. Bilirsiniz şişen her şey bir gün patlar. İzlenimci olmayı, çok çalışmayı, ilerledikçe daha naif olmayı gerektirir... Nerden gelip, nereye gittiğinizi iyi bilmeniz, çok önemli bir durumdur! Bunu bilmeyenler kaybederler. Sizin resimlerinize sahip olanlar, size destek olanlar, bu sanat yolculuğunda sizinle birlikte giden enstrümanlardır.
İlk serginizi ne zaman açtınız?
Ortaköy’de küçük bir Atölyem vardı. Kara kalemlerden oluşan ilk sergimi kendi atölyemde açtım. İkinci olarak, Bakırköy Sanat Galerisi’nde karma sergiye katıldım. Üçüncü sergim, Ortaköy Kültür Merkezi’nde kişisel oldu. Birçok galeride ve fuarlarda kişisel ve karma sergilerim ve çok yönlü çalışmalarım oldu.
Özgün sanatınızla sanat dünyasında bir markasınız hocam. Eserleriniz, koleksiyonerler, tanınmış kişi ve kuruluşlar tarafından “gelecek vaat eder” nitelikte görülerek bu özel koleksiyonlarda yer alıyor. Araştırdığım kadarıyla 57 kişisel ve karma serginiz, yurt dışında ise Hollanda Utrecht’te çalışmalarınız olmuş. Bahseder misiniz lütfen?
Marka, estağfurullah... Öyle gördüğünüz için size çok teşekkür ederim. Hollanda sanat danışmanının davetiyle Hollanda’ya gittim. Orada bir kişisel, bir karma olmak üzere iki sergi gerçekleştirdim. Hollanda Utrecht’te karma ve kişisel sergilerim haricinde de birçok çalışmam oldu.
Yeni bir sergi hazırlığı var mı? Okurlarımız eserlerinize nasıl ulaşabilirler?
Tabii ki önümüzdeki zamanlarda güçlü bir sergi düşünüyorum. Şu anda çalışmalarım sürüyor. Simurg Sanat Evleri’nde doğal temalı, imgeli konularla devam etmekte. Eserlerimi Simurg Sanat Evleri’nde güncel olarak izleyebilir ve sahip olabilirler.
Biyografinizde kitap resimleme yaptığınız ve bu dalda 13 başarı plaketi aldığınız dikkatimi çekti. Sizce iyi bir ressam olabilmenin olmazsa olmaz kuralları var mıdır? Neler tavsiye edersiniz?
Prof. Dr. Orhan Kural’ın tüm kitaplarını resimledim. 13 tane başarı plaketim var. Neler tavsiye ederim? Hiçbir zaman “Öğrendim, bildim, yaptım. Ben bu kadarım.” dememeli. Yaptıklarımız, ürettiklerimiz ne kadar iyi olursa olsun havaya girmemek gerekir. Alkışları, övgüleri fazla kale almamak lazım! İrade çok önemlidir; çalışmanın bir parçasıdır. Gerçeklerden uzaklaşmamalı, çalışırken başkalarının bakış açılarını da düşünmeli. Görüş almalı, mümkünse yapılan çalışmaları bazı kişilere, çocuklara sormalı. “Sence bu resim neyi anlatıyor, bu resimde rahatsız olduğun şey var mı, nedir?” diye özellikle çocuklara sorulmalı. Amatör ruhu kaybetmemeyi öneriyor ve tavsiye ediyorum. Tabii tüm sanat dallarında ruhsal beslenme çok önemlidir. Sanatı sevenler olduğu kadar, sizin sanatınıza karşı kaba insanlar da bulunmakta. İnsanların negatif yaklaşması sizi etkilememeli.
Aynı zamanda çocukluk çağlarından gelen şairlik yönünüz de var. Şiirleriniz edebiyat dergilerinde yer almış. Eserlerinize küçük şiirler eklediğiniz doğru mu?
Duyarlı bir çocuk olduğum için şiir de yazıyordum. Yazdığım şiirlerim birçok yerde yayınlandı. Milliyet Çocuk Dergisi’nde yayınlanan şiirimi paylaşayım sizlerle.
Niye? Uçsuz bucaksız gökyüzü? uçsunlar diye.. Yemyeşil ağaçlar? konsunlar diye! Ya bu kafesler niye? “
Resimleri yaparken, özellikle hayal gücünden çalışırken yaptığım resimle ilintili sözler, şiirler, felsefik yazılar bazen resimle çok bütünleşiyor. Ben de hemen tuvalin arkasına yazıp, onları sanatseverlere hediye ediyorum.
‘Küçük Şeyler’ isimli bir şiirim de var; çevre şiirleri antolojisinde bulunuyor
Nedir? Narin bir çiçeği, hayattan ayırmadan! Topraktan almak kadar, zor olan?
Hayvanlara olan tutkunuz eserlerinizden belli. Peki, onlarla yakınlığınız nasıldır? Hayatınızı paylaştığınız can dostlarınız oldu mu?
Hayvanlar, hayatımın tamamında esinlenme ve farkındalık kaynağım olmuştur. Çocuk yaşlardan gelmektedir bu. Bir hayvanı alıp ömrü boyunca beslemek en büyük tavsiyemdir. Bir hayvanın sevimliliği geçtikten sonra tatil yerlerinde bırakılması, arabadan atılıp oradan uzaklaşılması, kuş bağırıyor diye kuşa zarar vermek, bunlar kabul edemeyeceğim şeyler...! Hayvanlar insanlar gibi konuşamazlar. Onlar bakışlarıyla, patileriyle, kulaklarıyla anlatmak istedikleri şeyleri kendi üsluplarıyla dile getirirler. Onları anlamak için sadece insan olmak yeterlidir.
Doğan çocuğunuzu çocukluk çağlarından sonra büyüdüğü zaman nasıl atmıyorsanız, aldığınız bir kediyi ya da köpeği büyüdükten sonra da hayatının sonuna kadar bakın. Bu size ve kendinize olan saygıyı yükseltir, inanın bana... Zaten yıkıcılığın her türlüsü, insana huzursuzluk ve kendinden tiksinme getirir. İnsanlara ve hayvanlara özür dilemeyi de öğrenelim... Öldükten sonra da onları düzgün bir şekilde gömelim. Çocukluk çağlarımdan beri aldığım, baktığım, büyüttüğüm, beslediğim küçücük kedileri, tavşanları, kuşları öldükten sonra da güzel bir mezara gömdüm. Doğa algısı canlılara olan saygı dönüşümlü olarak bizim ihtiyaç duyduğumuz bir çarktır. Tüm doğa canlı düzenine saygı gösterelim; yaşamamız için bu çok gereklidir.
Son olarak okurlarımıza söylemek istedikleriniz?
Tüm sanatseverlere, sevgi - saygı dolu, farkındalık dolu yıllar diliyorum. Sergi gezsinler, sigara içmesinler, doğayı kirletmesinler, hayvanlara acı çektirmesinler ve süs olsun diye onları satın almasınlar. Bu ülke için çalışan üreten iyi niyetli tüm insanlara buradan selamlarımı sevgi ve saygılarımı gönderiyorum.
Sayın Atalay hocam, sanatınızı ve eserlerinizi paylaştığınız bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederiz, renkleriniz bol olsun...





