Aslı Samat

Yeni sezona bomba gibi giren reyting rekortmeni ‘Hercai’ de Melike karakterini canlandıran Aslı Samat, hayatındaki en gerçek sevgi olan ‘Şeftali ve Sid’in yanı sıra Midyat’taki yaşantısını da 4P1K’ya anlattı.
İki koca dostuyla yıllardır aynı evi paylaşan Samat, köpeklerinin hayatına kattığı anlamı “Onlar benim gözbebeğim. Şeftali ve Sid’in ilişkisi, birbirlerine olan bağlılıkları beni büyülüyor. Ben onlardan gerçek sevgiyi öğrendim” cümleleriyle özetledi.
Sevgili Aslı Samat, sizi sizden dinleyerek başlayalım mı?Oyunculuk sevdanız çok küçük yaşlarda başlamış; bu süreç nasıl gelişti?
Yedi yaşındaydım. Bir üniversitenin tiyatro kulübünün oyununu izlemeye Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ne gitmiştik. Başrol oyuncusu başı örtülü yaşlı bir kadını canlandırıyordu. Örtüden çıkan saçları beyaz boyanmıştı. Buraya kadar her şey sıradan… Oyunun bir yerinde örtüsü kaydı ve düştü. Meğer örtü altında kalan kısımları boyamamış. Ben çok utandım onun yerine. Şimdi herkes onunla dalga geçecek diye düşünürken; seyirci onu desteklemek için alkışladı. Tam o an benim için oyunculuğa dair her şey başladı. Oyun oynamak zaten iyi bir fikirken, bir de üstüne desteklenmek ve sevilmek düşüncesine bayıldım.
“Neden oyunculuk?” diye sorsam…
Yargılanan insanlar etrafına öfke saçar veya içine kapanık olur. Toplumdan uzaklaşırlar, sosyalleşemezler. Zamanla o insan da bir başkasını yargılamaya başlar. Bu bir
“Benim hayatım zaman zaman yavaşlasa da genelinde çok hızlı ve yoğun. Çekimler keyifli bir şekilde devam ediyor. Çekimlerden vakit buldukça ruhumla, bedenimle ilgileniyorum. “ döngü. Kötü enerji de, tıpkı iyi enerji gibi bulaşıcıdır. Ve ben bu döngünün içinde sıkışmaya meyilli bir kızdım. Ancak oyunculuk çok özgür bir alan. Sahne üstünde veya kamera önünde karakterinin sınırları içerisinde dokunabileceğin çok alan var. Kimse seni yargılamadan kelebekler gibi rüzgârı suratında hissedebilirsin. Bu hissi ilk keşfettiğimden beri bırakamadım.
Ekranların sevilen dizisi ve güçlü bir oyuncu kadrosu bulunan “Hercai” nin güler yüzlü Melike’si için hayat nasıl akıyor?

Benim hayatım zaman zaman yavaşlasa da genelinde çok hızlı ve yoğun. Çekimler keyifli bir şekilde devam ediyor. Çekimlerden vakit buldukça ruhumla, bedenimle ilgileniyorum. Kişisel gelişim kitapları zaten Hercai’ den önceki iki senemin tamamında vardı. Onları okuyup çalışmalarıma devam ediyorum. Meditasyon yapıyorum. Kendimi dinliyorum ve dinleniyorum. Bedenim için de vaktim oldukça kendi yemeklerimi yapıyorum. Sağlıklı ve vitamini bol yemek tarifleri yapmayı deniyorum. Ayrıca haftanın 2- 3 günü pilates eğitmenim İlknur’la çalışıyoruz. Bence Midyat’ta olmanın Hercai’ den sonra en iyi yanı İlknur’la tanışmış olmak. Pilatese bayılıyorum.
Çekimlerin yapıldığı Midyat, Aslı Samat’ ın gözünden nasıl görünüyor, biraz anlatır mısınız?
Ben burada yaşadığım için çok rahatım. Çünkü Midyat küçük bir kasaba gibi. Trafiği yok mesela. Sete gitmemiz çok kısa sürüyor. İnsanları ve esnafı gerçekten çok yardımsever. Herhangi bir konuda yardıma ihtiyacımız olduğunda anında yanımızda oluyorlar. Bunlar yaşama dair gördüklerim. Bir de burası büyülü bir yer. Merkezde değil ancak Midyat çevresinde gezilecek, görülecek çok fazla tarihi yapı var. Eskiden insanların yaşadıkları mahalleleri görmek, o binalara dokunabiliyor olmak… Düşünsenize kaç bin insan, kaç farklı din, kaç farklı düşünce bu topraklardan gelmiş geçmiş… Biz Hercai ekibi olarak gerçekten çok şanslıyız.
Ağustos ayında vizyona giren “Konuşan Hayvanlar” adlı sinema filminde de rol aldınız; filmin konusundan bahsedebilir misiniz? Filmin mesajı nedir?
Hayvanlar benim hassas noktam. Hatta sanırım hassas ve duygusal olduğum tek konu. Filmin teklifi geldiğinde gelirin bir kısmının hayvan barınağına ve derneğe bağışlanacağını duyunca hiç düşünmeden kabul ettim. Film bir hayvan rehabilitasyon merkezinde geçiyor. Kurtarılan hayvanlara bakan bir ailenin hikâyesi. Merkezin sahibinin para sevdası yüzünden hayvanları yok sayması ve bakıcı ailenin küçük çocuğunun o hayvanlara olan aşkını anlatıyoruz. ‘Çocuklarınızı hayvanlarla büyütün’ diyoruz ya işte; filmin mesajı tam da bunun sebeplerini anlattığımız nokta.
“BİRBİRLERİNE BAĞLILIKLARI BENİ BÜYÜLÜYOR” Biliyoruz ki iki köpeğiniz var; Şeftali ve Sid. Onları anlatır mısınız bize?

Onlar benim gözbebeğim. Şeftali ilk köpeğim. 22 yaşındayken sahiplendim. Çok çirkin bir kız olduğunu öne sürüp kimseler sahiplenmek istememiş. Ben dayanamadım. Şişman olduğum için çocukluğum boyunca ötekileştirildiğimden dolayı kendimi Şeftali’nin yerine koydum. Ertesi gün de gidip aldık arkadaşlarımla. Şu an 5,5 yaşında. İkinci köpeğim Sid’i sokaktan sahiplendim. Onu bambaşka seviyorum. Ayrımcılık değil ama Şeftali insanlarla mesafesini koruyan, sevmediğine yaklaşmayan çok zeki bir kız. Fakat Sid öyle değil. Herkesle iyi, bence iyiyi kötüyü hissi olarak ayırt edemiyor. Sanki hep onu korumalıymışım gibi davranan pimpirikli bir köpek sahibiyim. Sid 3 yaşında kocaman bir bebek. Beni büyüleyen Şeftali ve Sid’in ilişkisi. Birbirlerine olan bağlılıkları. Ben onlardan gerçek sevgiyi öğrendim.
Bu yoğun çalışma temponuzda mutlaka çok özlüyorlardır sizi; Tepkileri nasıl, siz giderken ya da döndüğünüzde neler yaşanıyor?
Umarım özlüyorlardır. Çünkü hiç öyle davranmıyorlar. Hayatlarından o kadar memnunlar ki… Annemle yani esas anneleriyle yaşıyorlar. Günde dört saat Maçka Parkı’nda köpek gezdiricisi arkadaşım Uğur ve köpek grubuyla geziyorlar. Onları zaten Midyat’a getirmek bencillik olurdu. Eve döndüğümde tabii seviniyorlar ama bakkaldan dönmüşüm kadar. Ama bavul toplarken Şeftali her şeyi anlıyor. Üzülüyor, anlayabiliyorum. Biliyor gideceğimi. Alıştı ve kabullendi bence bu durumu. Çünkü ikisi de her zaman geri döneceğimi biliyor. Karşılıklı olarak güvenimizi geliştirdi bu süreç.
Şeftali ve Sid’in araları nasıl? Hangisi daha baskın karakter, ya da daha baskın olan var mı?
Dediğim gibi birbirlerine çok bağlılar. Bu zamanla gelişti. Başlarda Şeftali, Sid’i kabul etmedi yaklaşık altı ay. Şeftali Sid’e izin vermeden Sid salona bile girmezdi. Ben gel dememe rağmen... Şeftali hem dişi hem asi. Karakteri çok baskın. Sid’in söz dinlememek gibi bir lüksü hiç olamadı. Bu durumdan şikâyetçi de olmadı. Zamanla Şeftali’yle nasıl baş edeceğini öğrendi. Şeftali de bir kardeşin güzelliğini anladı bence. Mesela parkta başka hiçbir köpeği gözü görmüyor (yakışıklı bir golden değilse). Sadece Sid’le oynuyor. Beş dakikalığına bile ayrılsalar hemen zıplayıp birbirlerine sarılıp yalıyorlar birbirlerini. Başka köpeklerden kıskanabiliyorlar. Veya Şeftali başka bir köpekle kavga ederse Sid, Şeftali’nin tasmasından tutup kavgayı ayırıyor ve onu yalıyor sakinleştiriyor. O kadar özel bir ilişki oluştu ki aralarında… İstesem uğraşsam böyle olmazdı.
Malum yaz tatili bitiyor ve tatilde çocuklara hediye edilen kedi-köpeklerin büyük çoğunluğunun sokağa atılma dönemi başlıyor maalesef. Oysa bir hayvan sahiplenmek büyük sorumluluk. İki köpekle yaşamı paylaşan biri olarak bu konuda siz ne söylemek isterdiniz?

Üzgünüm ama bu konuda asla yumuşak olmayacağım. Bazı insanlar çok bencil. Karnesi başarılı olan çocuğa köpek, kedi, balık, kuş alınmaz! Eskiden böyle miydi? Bizim ailelerimiz bize sorumluluk derdi, bakabilecek misin diye sorarlardı. Gerçekten zaman geçtikçe aile yapıları değişiyor ve ben eskiyi özlüyorum. Lütfen, lütfen kendinize güvenmiyorsanız, hayvan sahiplenmeyin. Hep söylerim o bir insan evladı değil. Üniversiteye geçip evden gitmeyecek. En az on sene berabersiniz. Hazır mısınız?
“Ülkemizde sahipsiz hayvan popülasyonu konusunda çözüm?” deseler, siz ne önerirdiniz?
Bu sorunun birden çok cevabı var. Birincisi kısırlaştırma faktörü çok önemli. Gönüllü olarak sokak hayvanlarına bakan kişilerin ilk yaptığı şey kısırlaştırma. İkincisi eğitim gerçekten şart. Çünkü kısırlaştırma konusu açıldığında ‘Ama hayvan doğası…’ diyen bir güruh var. Pardon hangi doğa? Doğasıyla oynamadık mı yeterince hayvanların? En azından çoğalmalarını engelleme şansımız varken bunu değerlendirmeliyiz. Üçüncüsü hayvan üretip parayla satılan çiftliklere rağbet edilmemesi. Çünkü arz / talep meselesi. Talep edilince o tarz çiftliklerde üretim yapıp satıyorlar. Dördüncüsü hayvan sahiplenmek isteyenlerin gerçekten ilk etapta kendi etraflarındaki sahipsiz köpeklere bakmaları… Beşincisi belediyeler tarafından barınak şartlarının iyileştirilmesi. Her şehirdeki barınakların iyileştirilmesi. Ki ilk dört seçenek olamazsa en azından sokaktaki hayvanların gerçek sığınacak bir çatıları olabilsin.
Sevgili Aslı Samat, bu keyifli söyleşi için içtenlikle teşekkür ediyor, kariyerinizde başarılarınızın devamını diliyoruz. Ayrıca Şeftali ve Sid’le birlikte sağlıklı ve mutlu uzun yıllarınız olsun.
Son olarak okurlarımıza söylemek istediklerinizi ya da belki Şeftali ve Sid’in ağzından onlar adına cümlelerinizi duymaktan mutlu oluruz.
Sid ve Şeftali’nin sanırım şöyle dediğini hayal ediyorum:
“Biz çok şanslıyız. Hülya ve Aslı bize çok güzel bakıyor, özeniyorlar. Köpek olmamıza izin veriyorlar bizi insanlaştırmadan. Ama bütün arkadaşlarımız o kadar şanslı değil maalesef… Lütfen para verip hayvan satın almayın. Sokaktakilerin, barınaktakilerin size ve desteğinize ihtiyacı var. Daha da çok şey söyleriz de… İnsanlar buna hazır mı emin değiliz. Kendinize iyi bakın olur mu? Kendinize sürekli ne kadar değerli olduğunuzu hatırlatın. Çünkü siz kendinizi değerli hissettikçe bizi daha çok önemsediğinizi görebiliyoruz.“
Lütfen, lütfen kendinize güvenmiyorsanız, hayvan sahiplenmeyin. Hep söylerim o bir insan evladı değil. Üniversiteye geçip evden gitmeyecek. En az on sene berabersiniz. Hazır mısınız?





