Söyleşi · Sayı 11

Ahmet Aras

Ahmet Aras

Ben doğasını, tarihini, kültürünü, dokusunu koruyan, sıcacık bir Bodrum tanıyorum. Dağlarında, zeytinliklerinde, mandalina bahçelerinde hayatın sürüp gittiği, betonun değil yeşilin hâkim olduğu, kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla, genci-yaşlısıyla, dezavantajlı bireyleriyle, her dinden, her dilden, her mezhepten insanın, her canlının mutlu, huzurlu yaşadığı bir Bodrum hayal ediyorum. Bunun bir hayal değil, bir hedef olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Sayın Başkanım yoğun programınız içinde bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederek başlamak isterim. Bodrum’un en köklü ailelerinden birine mensupsunuz. Biraz aile tarihinden söz eder misiniz? Nereden, ne zaman gelmişler?

Ben 300 yıldır Bodrum’da yaşayan bir ailenin mensubuyum. Dedem, 1700’lü yıllarda Mora’dan Bodrum’a gelerek yerleşmiş ve bugün Milta Bodrum Marina’nın olduğu yerde kalıntıları bulunan Osmanlı Tersanesi’ni kuran Kaptan-ı Derya Cafer Paşa’dır. O’nun babası da İskele meydanındaki camiye adını veren Kızılhisarlı Mustafa Paşa idi. Atalarım, babam, Bodrum için emek veren ve ekmeğini topraktan, denizden çıkaran insanlardır. Babam aynı zamanda birkaç dönem muhtarlık yapmıştır. Ben de şimdi onların izinden giderek Bodrum’a hizmet vermeye çalışıyorum.

Belediye başkanlığınıza kadar da geleceğe yatırım yapan bir turizmci olduğunuzu biliyoruz. Bunlar bizim bildiklerimiz. Sizi sizden dinlemek isteriz biraz da?

1970 Bodrum doğumluyum. İlk ve ortaöğrenimimi Bodrum’da tamamladıktan sonra İzmir’de Maltepe Askeri Lisesi’ne, daha sonra da Kara Harp Okulu’na devam ettim. Sistem mühendisi olarak buradan mezun oldum ve Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında görev yaptım. 2013 yılında emekli olduktan sonra memleketime geri döndüm ve turizm işletmeciliği yapmaya başladım. Bu süreçte Ortakent Yahşi Geliştirme Derneği başkanlığını sürdürürken bir yandan da Bodrum’un doğru tanıtılması için festival ve organizasyonlara öncülük etmeye çalıştım. Ve bir süre önce, Bodrum’u hak ettiği şekilde yönetmek ve bizzat benim de yaşadığım kentsel sorunlara çözüm üretmek için yola çıktım.

Köklü bir bodrumlu olarak son 20 - 30 yılda Bodrum’da ne değişti, nasıl değişti; Dışarıdan aldığı göç Bodrum’un kimliğini, kültürünü dönüştürdü mü sizce?

Bodrum, turizmin gelişmeye başladığı 1980’li yıllardan itibaren dönüşmeye başladı. Bu dönüşüm beni bir Bodrumlu olarak mutlu etmedi. Bu, hızlı nüfus artışı ve bunun beraberinde getirdiği kontrolsüz yapılaşma ile çevreyi tehdit eden ve Bodrum’un değerlerini hiçe sayan hormonlu bir büyümeydi. Bodrum’un kıyılarını, koylarını, muhteşem doğasını, olağanüstü zenginlikteki tarihini, kültürünü tehdit eden bir büyümeydi. Bodrum çok değerli bir kent olduğu için, bu ranttan pay almaya çalışanlar adeta yarışa girercesine talan etmeye başladı bu benzersiz coğrafyayı. İkinci konut furyası, Bodrum için bir kırılma noktasıdır. Bugün hala içme suyu ulaştırılamayan konut siteleri var Bodrum’da. Öyle planlanmadan, öyle hoyratça yapılmış projeler gördük ki, Bodrum’un geleceği için kaygılanan insanlar olarak canımız yandı. Bodrum artık Cevat Şakir’in “Başka yerlerde ölüp nur içinde yatılacağına, burada nur içinde yaşanır” dediği yer değil! Ancak bu yanlıştan dönmek için geç kalmış da sayılmayız. Bodrum ne kadar talan edilse, ne kadar yanlış kullanılmış olsa da o büyüsünü, güzelliğini hiç kaybetmeyen bir yeryüzü cenneti. Kent yapısı, mimarisi özellikle bazı bölgelerde bozulmuş olsa da Bodrum kültürünü hala koruyan bir yer. Elbette bir kültürel yozlaşmadan söz edilebilir. Çünkü sürekli göç alan bir kent burası. Her gelen, kendi kültürünü yaşatarak varlığını sürdürmeye çalışıyor. Oysa bir Bodrum kültürü var ve bunun kesinlikle kaybedilmemesi gerekiyor. Bodrum Ege ile Akdeniz kültürünün buluşma noktasıdır. Binlerce yıllık bir geçmişin mirasıdır. Karya coğrafyasının başkentidir. Karya medeniyetlerinin yeşerip büyüdüğü topraklardır. Her şeyden önce Bodrum deniz kültürünü yaşatan bir kenttir. Dolayısıyla iklimi, doğası, insanı bambaşkadır. Burada yaşayan ya da yaşamak isteyen herkes, Bodrum’a ayak uydurmalıdır.

Geçmişten bu güne Bodrum için çok çalışmış bir Bodrumlu olarak, hedeflediğiniz Bodrum nasıl bir yer diye sorsak?

Ben doğasını, tarihini, kültürünü, dokusunu koruyan, sıcacık bir Bodrum tanıyorum. Dağlarında, zeytinliklerinde, mandalina bahçelerinde hayatın sürüp gittiği, betonun değil yeşilin hâkim olduğu, kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla, genci-yaşlısıyla, dezavantajlı bireyleriyle, her dinden, her dilden, her mezhepten insanın, her canlının mutlu, huzurlu yaşadığı bir Bodrum hayal ediyorum. Bunun bir hayal değil, bir hedef olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Çünkü zaten Bodrum böyle bir yerdi. Ne kadar kalabalıklaşsa da, dünyanın her yerinden misafirlerini ağırlasa da Bodrum hala özünü koruyan bir kent. Biz o günlere, Bodrum’un o eski güzelliklerine yeniden kavuşabileceğimizi biliyoruz.

Biraz da projelere dönelim, kısa sürede pek çok projeyi hayata geçirdiğinizi biliyoruz. Örneğin, “Kentsel Doku Dönüşümü” projeniz bizim çok ilgimizi çekti. Bize anlatabilir misiniz? Bir de “Halk Süt” projesi var tabii.

Ahmet Aras
Ahmet Aras

Kentsel Doku Dönüşümü’nü Gıda Çarşısı’ndan başlattık. Tam kent merkezindeki bu çarşı, zaman içinde eklentilerle değişmiş ve mimari özelliklerini yitirmişti. Biz şimdi Gıda Çarşısı’nı kentimizin mimari dokusuna tarihine ve estetiğine uygun hale getiriyoruz. Esnafımız da bu konuda bize inanılmaz güzel bir destek veriyor. Bodrum’un kentsel doku dönüşümünü, her mahallenin old town olarak bilinen çarşı merkezlerinde sürdüreceğiz. Biz bir taraftan Bodrum’un kentsel dokusunu özüne kavuştururken, diğer yandan da olağanüstü tarih zenginliğimizi gözle görülür bir hale getirmek için hiç durmadan proje üretiyoruz. Antik kentlerdeki kazı çalışmalarını destekliyoruz, kiliseler, tarihi kaya mezarları, eski köy evleri, yel değirmenleri, sarnıçlar, ve mağaralar gibi sivil mimarlık örneği veya tescilli yapıları turizme ve gündelik hayata kazandırmak önceliğimiz. Bunun ilk adımlarını attık. 600 yıllık Rum köyü Sandıma ile Yalıçiftlik’teki Gerenkuyu’da restorasyon projelerimiz için Anıtlar Kurulu’ndan onaylarımızı aldık. Kaynağımız da hazır. Bu çalışmaları en kısa zamanda başlatmayı düşünüyoruz.

HALK SÜT, BODRUM’UN TARIMSAL KALKINMA HAMLESİ İÇİN ATILMIŞ BİR ADIM

Bodrum Halk Süt projemize gelince, ben bunu Bodrum’un uzun zamandır ihmal edilen, göz ardı edilen tarım potansiyelinin ilk adımı olarak değerlendiriyorum. Bodrum, sadece bir turizm kenti değildir. Aynı zamanda yüzyıllardır tarımla geçinen medeniyetlere ev sahipliği yapan bu bereketli coğrafya, bir tarım merkezidir. Başta Karaova bölgemiz olmak üzere, Bodrum’un üretmeye, ürettiğini başta turizm olmak üzere çeşitli sektörlerle entegre etmeye devam etmesi gerektiğine inanıyorum. Biz Bodrum’u ancak bu şekilde koruyabiliriz. Bir taraftan üreticiyi destekleyecek örgütlenme modelleri ve teşvikleri projelendirirken diğer taraftan da turizmi, genel anlamda ise tüketiciyi doğru, doğal, ekonomik ve sağlıklı gıda ile buluşturmak istiyoruz. Halk Süt’ü, Karaovalı süt üreticilerimizden aldığımız sütle başlattık ve hem belediyemizin tesislerinde ve pazaryerlerinde satıyoruz hem de 2-5 yaş arası çocuklara ücretsiz dağıtıyoruz. Bu proje, yakın zamanda süt ürünlerinin üretimi ile devam edecek. Karaova’nın üreticilerini kooperatif çatısı altında birleştirmek ve onların üretimden gelen gücünü pekiştirmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Bodrum bir tarım-turizm kenti olacak. Bodrum’un ilk Kırsal Kalkınma Çalıştayı’nı da bu amaçla gerçekleştirdik. Her şey çok güzel gidiyor.

Bu arada Bodrumun tanıtım stratejisinde yeni bir evreye geçiliyor diye duyduk. Bu strateji çerçevesinde ne gibi gelişmeler bekliyorsunuz, neyi değiştirmeyi hedefliyor bu yeni stratejiler?

Öncelikle Bodrum’u doğal, kültürel ve tarihi mirasıyla bir bütün olarak tanıtmak amacıyla projelerimizi adım adım hazırlıyoruz. Sadece 5 bin yıllık mirasıyla değil, aynı zamanda üzerinde yaşayan insanlarıyla büyük bir değer olan Bodrum için bir turizm tanıtım stratejisi oluşturduktan sonra, planlama aşamasına geçeceğiz. Tanıtım için fon oluştururken, bir taraftan da tanıtıma yeni bir vizyon kazandıracağız. Bunun yolu dijital dünyadan geçiyor. Bodrum için tüm dijital mecraları gerektiği gibi kullanacağız. Sadece fuarlar, yeterli değil. Aynı zamanda turizmcilerimizden de yararlanacağız. Gençler için bir fikir atölyesi oluşturarak sürekli proje üretmemiz gerekiyor. Bodrum sadece doğası, denizi, kumu, güneşiyle değil, ören yerleri, müzeleri, mavi yolculuğu, geleneksel ahşap yat imalatı, gastronomisi ile bir bütün olarak anlatılacak. Ancak her şeyden önce Bodrum’un yaşadığı altyapı sorunlarını, görüntü ve gürültü kirliliği gibi turizmi baltalayan hususları tümüyle gündemimizden çıkarmamız gerekiyor. Belediye olarak bu doğrultuda çalışıyoruz.

Bodrumun spordaki başarılarını da izliyoruz ve sizin de bu konudaki katkılarınızın farkındayız. Spora ve Bodrum için sporun önemine dair düşünceleriniz nedir?

Bodrum’da gençlerimiz, çocuklarımız sporun hemen her alanında çok güzel başarılara imza atıyor. Sadece onlar değil, veteran takımlarımız da gittikleri her müsabakadan madalyalarla dönüyor. Şu an çok başarılı bir kadın hentbol takımımız var. Yelkende dünya ölçeğinde sporcular yetişiyor. Sporun yaşamımıza katkısını çok önemsiyorum. Bodrum, spor ve spor turizmi için çok güzel doğal olanaklara sahip. Planlı bir şekilde bu olanakları kullanır ve tesisleşirsek, sporun daha da çeşitleneceğini, kitlelere yayılacağını ve Bodrum’u temsil eden başarılı sporcular yetişeceğini düşünüyoruz. Belediyecilik hizmetlerinde de gençlerin spor olanaklarına kavuşmasına önem veriyoruz. Örneğin her mahallede halkın spor yapabileceği çok amaçlı saha ve salonlar planlıyoruz. Yürüyüş ve bisiklet yolları, gençlik merkezleri gibi tesisler hedeflerimiz arasında. Şu an futboldaki temsilcimiz Bodrumspor’un anonim şirket haline getirilmesi için çalışmalarımızı tamamladık. Kulübümüzü Bodrum halkının desteklemesi için güzel bir adım olacak. Diğer branşlardaki sporcularımızı da altyapıdan başlamak üzere eğitmek, müsabakalara hazırlamak için tüm imkânlarımızı seferber edeceğiz. Bodrum’un gençlerine ve çocuklarına çok güveniyorum.

Bodrum festivaller ile de öne çıkıyor. The Bodrum Cup bu sene 31. kez gerçekleşti. Sürdürülebilir etkinlikler konusuna da önem verdiğiniz çok açık. Bu konuda gelecek planlarınız neler?

Bodrum Cup, bir Bodrum markası ve uluslararası arenada etkisini kanıtlamış bir organizasyon. Bodrum’a çok büyük bir değer katıyor. Aynı zamanda olağanüstü bir inanış ve azim öyküsü. Ben bir kez daha bu organizasyonun başlatıcısı Erman Aras’a ve genç organizasyon komitesine emeklerinden dolayı sizlerin de aracılığıyla teşekkür etmek istiyorum. Bu sene 31’incisini yaptık ve gerçekten müthiş bir etkinlik oldu. Bu sadece bir spor organizasyonu değil, bir yarışma değil, aynı zamanda bir kültür ve sanat buluşması, bir sosyal sorumluluk projesidir. Bodrum’da üretilen guletleri, tirhandilleri dünyaya tanıtırken, Bodrum’un güzelliklerini de gözler önüne seren çok yönlü bir etkinlik. Unutmamak gerekir ki Bodrum’u Bodrum yapan yat imalatı, sadece bizim kentimizin değil Türkiye ekonomisinin de önemli bir kaynağı. Sürdürülebilir ve katma değeri çok yüksek bu tür organizasyonlara Belediye olarak destek vermek hem sorumluluğumuz hem de gurur kaynağımız. Şimdi Belediye olarak bir etkinlik takvimi oluşturuyoruz. Bodrum’da gerçekten çok fazla girişim var. Festivaller, organizasyonlar, özellikle yüksek sezonda gündemi hayli meşgul ediyor. Bu arada bazı etkinlikler, o hengâmede hak ettiği ilgiyi göremeyebiliyor. Bu nedenle bu etkinlikleri bir program çerçevesinde planlamak istiyoruz. Bu “Bodrum Cup, bir Bodrum markası ve uluslararası arenada etkisini kanıtlamış bir organizasyon. Bodrum’a çok büyük bir değer katıyor. Aynı zamanda olağanüstü bir inanış ve azim öyküsü. Ben bir kez daha bu organizasyonun başlatıcısı Erman Aras’a ve genç organizasyon komitesine emeklerinden dolayı sizlerin de aracılığıyla teşekkür etmek istiyorum.”

Ahmet Aras
Ahmet Aras

planlamayı, turizm tanıtım stratejimizde de değerlendirebiliriz böylece.

Çevre konusu var bir de. Bizim için çok önemli bir konu bu ve bu konuda maalesef ülkemizde yeterli vizyon yok gibi görünüyor. Oysa siz bu konuda “Bahçe Atığı Toplama” projesini gerçekleştirdiniz. Projeden ve çevre konusunda bakışınızdan söz eder misiniz?

Bodrum, turizm kenti kimliğinden kaynaklı olarak çok fazla atık üretilen kentlerden biri. Bu nedenle yerel yönetim olarak bizim atık yönetimi yapmamız hayati önem taşıyor. Biz göreve gelirken “Bodrum’da doğa kazanacak” dedik. Bizim bir anlamda mottomuz oldu. Doğadan geleni doğaya kazandırmak bir diğer hedefimiz. Dolayısıyla hem Bodrum’un doğasını, çevresini korumaya hem de atıkları dönüştürmeye odaklı bir çevre temizliği stratejisi benimsedik. Bunu elbette adım adım hayata geçiriyoruz. Atık bertarafı konusunda teknolojiden yararlanacağız. Bahçe atıklarını, denizi kirleten atıkları, evsel atıkları ayrı ayrı değerlendireceğiz. Bu arada vatandaşın bilinçlenmesine de çok önem veriyoruz. Bodrum gibi bir coğrafyanın, insan eliyle ortaya çıkarılan kötü görüntülere kurban gitmemesi gerekiyor. Yüksek sezonda 1,5 milyon insanın ürettiği ve gelişigüzel doğaya bıraktığı çöpü, bir ilçe belediyesinin anında ve etkin bir şekilde ortadan kaldırması pek mümkün değil. Vatandaşın duyarlılığı ve çevreye saygısı burada devreye giriyor. Biz temizlik hizmetini en iyi şekilde vermeye çalışsak da konteynırların “Çocukların içinde doğuştan var olan saf sevgiyi korumak ve yaşayan her canlının ‘Yaşam Hakkı’na saygılı olmayı bir davranış biçimi haline getirmek elimizde. Bunu da ancak farkındalığı artırarak, doğayı, çevreyi, yaşayan her canlıyı sevdirerek sağlayabiliriz.” dışına, önüne bırakılan çöp dağları, bahçe atıkları ile hızlı bir şekilde mücadele etmemiz söz konusu olamıyor. Bunun için de sık sık farkındalık çalışmaları yapıyoruz. Eldivenlerimizi takıp, çöp temizliğine çıkıyoruz. Sosyal medyada ve outdoor alanlarda kampanyalar düzenliyoruz. Bunun da sonuçlarını yavaş yavaş alacağımıza inanıyoruz.

Buraya geldiğimizden beri kâh ayaklarımıza dolaşan, kâh koltuğa kurulup oradan bizi gözetleyen dünya tatlısı bir kedi görüyoruz. Öğrendik ki sizin kedinizmiş. Adı nedir? Nereden geldi? Hikâyesini merak ettik, anlatır mısınız başkanım?

Adı Sansar. O sadece benim kedim değil, aynı zamanda Bodrum’un da kedisi oldu. Makam Kedisi Sansar diye bir twitter hesabı bile var. Takipçisi de hızla artıyor gördüğüm kadarıyla. Sansar bana çok yakın bir dostum tarafından, 1 Nisan 2019 günü hediye edildi. Seçim sonuçlarının açıklanmasından bir gün sonra geldi yani. 16 Mayısta bir yaşını dolduracak. Cinsi Russian Blue. Sansar geldiğinde, evde bir kedimiz daha vardı. Pek anlaşamadılar. O ara psikolojisinin bozulduğunu tahmin ediyorum, çünkü bahçedeki kuşlara saldırmaya başladı. Üzücü bir dönemdi. Belediyedeki mesaisi başladı böylece. Şimdi bütün belediye binasının ve ziyaretçilerimizin maskotu gibi. Herkes çok seviyor. Makamda çok fazla durmuyor. Durduğu zaman da suyumu, yemeğimi paylaşmayı seviyor. Saksılara meraklı. Bizim arkadaşları biraz meşgul ediyor ama şikâyetçi değiller.

Hayvan sevgisinin önce ailede başlayıp, sonra da okulda devam etmesi, yaşam hakkına saygılı bireylerin yetişmesi için çok önemli. Bu farkındalığı geliştirmek adına sizin düşünceleriniz neler?

Her konuda olduğu gibi bu konuda da eğitim ailede başlıyor. Sevgi ve merhamet, insanı insan yapan en önemli iki duygu. Ve tabii ki empati. Çocukların içinde doğuştan var olan saf sevgiyi korumak ve yaşayan her canlının ‘Yaşam Hakkı’na saygılı olmayı bir davranış biçimi haline getirmek elimizde. Bunu da ancak farkındalığı artırarak, doğayı, çevreyi, yaşayan her canlıyı sevdirerek sağlayabiliriz. Bodrum, bu anlamda özel bir kent. Hoşgörüsü, insana ve doğaya saygısı ile sıcacık insanların kentiyiz biz. Ve duyarlı insanlarımızın sayısı çok fazla. Çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Yaşadığımız en büyük sorun, sokak hayvanları popülasyonundaki hızlı artış. Bu da Bodrum’a tatil amacıyla gelen bazı insanlarımızın, dönüşte can dostlarını sokağa terk etmesinden kaynaklanıyor büyük ölçüde.

Peki, hayvanlara ve özellikle de sokak hayvanlarına dair projelerinizden söz edelim isteriz biraz da. Örneğin sokak hayvanı popülasyonunu azaltmak için yapılabilecek en önemli şey kısırlaştırma malum. Bu konuda ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz?

Belediyemize ait Torba ve Turgutreis’te iki tane geçici hayvan bakım evimiz var. Şu anda rutin olarak bu rehabilitasyon merkezlerimizde sokak hayvanlarını kısırlaştırarak, aşılayıp işaretliyoruz. Ameliyat gereken hayvanlarımız için tedavi süreci başlatıyoruz. Şu anda Bodrum sokaklarında yaşayan can dostlarımıza çip takarak onları sürekli kontrol altında tutmaya çalışıyoruz. Bir taraftan da bu merkezlerdeki yaşam koşullarını iyileştirmeye çalışıyoruz. Hâlihazırda her iki barınakta toplam 458 köpek, 146 kedi var. Sahiplendirilmesi yasak olan 70’e yakın ‘yasak ırk’ konuğumuz bizim daimi misafirimiz. Onların dışında sahiplendirme yapıyoruz. Örneğin son bir ayda 51 köpeğimiz, yeni yuvasına kavuştu. Bunun dışında yaban hayat canlılarına da bakım hizmeti veriyoruz. Petbulans projemiz geçtiğimiz aydan itibaren hizmete başladı. Trafik kazalarına derhal müdahale edebilmek ve hayat kurtarabilmek adına üstün bir gayretle çalışıyor arkadaşlarım. Diğer yandan, Yalıkavak ve Konacık mahallelerinde iki klinik açmayı planladık. Projemiz hazır, yer tahsisini yaptıktan sonra derhal hayata geçireceğiz. Bodrum’da yaşayan her canlının hayatının güvencesi olmaya çalışıyoruz.

Ahmet Aras
Ahmet Aras

Bir diğer projemiz dost patiler oteli. Umarım, kısa zamanda bu projemizi de hayata geçiririz. Biz, her konuda olduğu gibi bu konuda da sivil inisiyatiflerle, hayvansever dostlarımızla sürekli dayanışma halinde çalışıyoruz. Sahipli ve sahipsiz sokak hayvanları arasındaki eşitsizliği ortadan kaldırmak önceliklerimizden biri. Bunun için de dünyadaki en çağdaş uygulamaların ilk adımlarını Bodrum’dan başlatmak istiyoruz. Bu yönde gelen hiçbir talebe duyarsız kalmıyoruz. Örneğin Bodrum’daki Yunus Gösteri Merkezi’nin ruhsatını iptal ettik. İşletmeciler de haklarını yargıda savunmak için müracaat ettiler. Ama biz bir belediye olarak, denetleyemediğimiz bir faaliyete ruhsat veremeyiz. Hayvan esaretine karşı duruşumuz da net.

İlçenizdeki takribi sokak hayvanı popülasyonu biliniyor mu? Bu konuda bir tespit çalışması var mı?

Biz göreve gelir gelmez, Bodrum’da bir envanter çalışması yaptık. Bodrum yarımadasında 9 bin 500 sokak hayvanı yaşadığını tespit ettik. Ancak sezon sonuna geldiğimizde bu rakam 11 bine ulaştı. Bodrum, en fazla sokak hayvanı yaşayan kentlerden biri. Az önce de belirttiğim gibi her sezon sonunda, bu popülasyonun arttığına tanık oluyoruz.

Hayvan ambulansına sahip nadir belediyelerden birisiniz. Petbulans fikri nasıl, nereden doğdu ve nasıl hayata geçirdiniz? Ayrıca sayısını arttırmak ve yaygınlaştırmak gibi bir hedefiniz var mı?

Hayvan ambulansı projesi, benim seçim öncesi açıkladığım projelerimden biriydi. Barınaklarda çalışan uzman sayımız yetersizdi. Önce personel takviyesi yaptık, daha sonra da ambulans projemizi hayata geçirdik. Önce küçük bir araç hazırladık ama ihtiyaca cevap veremeyeceğini düşünerek, belediyenin elindeki mevcut ama kullanılmayan ambulans aracını Veteriner İşleri Müdürlüğümüze tahsis ettik. Tam donanımlı bir araç şu anda. Acil müdahaleleri olay yerinde yapıp, gerekli hallerde barınaktaki kliniğimize getiriyoruz. Hedefimiz petbulance sayısını ilk etapta 2’ye çıkarmak. Daha sonra her mahalleye ulaşabilmek adına bu sayıyı artırmak istiyoruz.

Başkanım biraz önce sizin de bahsettiğiniz gibi tatil beldelerinde yaşanan en büyük sorunların başında, yazın gelenlerin sahiplendikleri hayvanları terk ederek gitmeleri. Bunun önüne geçmek için de bir proje planlıyor musunuz?

Bu konuda insanların merhamet ve vicdanına seslenmek dışında ne yazık ki elimizden bir şey gelmiyor. Herkesin özeleştiri ve empati yapması gerekiyor. İnsan çocuğunu ‘bu artık büyüdü, bana ihtiyacı yok’ deyip sokağa bırakır mı? Ben bu olayı böyle değerlendiriyorum. Belediye olarak farkındalığı artırmak için kampanyalar düzenliyoruz. İnsanların vicdanına seslenmek, arkada bıraktıkları can dostları için biraz da silkelemek lazım. Öyle düşünüyorum.

Çok önemli konulardan biri de hayvan kolluğu konusu. Maalesef ülkemizde henüz hayata geçirilmiş bir proje değilse de bizce bir an önce üzerinde çalışılması gereken bir konu ve bunun başlangıcı da mutlaka yerel yönetimler tarafından atılacak adımlarla mümkün. Yurt dışında çok fazla örneği olan bu projeyle hayvanların kayıt altına alınmaları sağlandığı gibi, hayvan sahipleri ile ilgili de yaptırımlar uygulanabiliyor. Hayvanını sokağa terk edenlerin ciddi cezalar ödemeleri gibi. Sizin bu konu ile ilgili bir düşünceniz var mı? Mesela bu sistemi kuran ilk belediye olmanız çok hoş olmaz mıydı başkanım?

Bir hayvansever olarak hayvanlara eziyet, işkence yapan, onları sokağa terk eden ve kasten ölümlerine neden olan insanların cezalandırılması gerektiğine inanıyorum. Özellikle üretilmesi, satılması, sahiplenilmesi yasak olan ırkların merdiven altı tabir edilen uygulamayla çoğaltılması da yaptırımlarla kontrol altına alınmalı. En nihayetinde laboratuar ortamında bir can üretiyorsunuz ve o canı barınaklarda müebbet hapse mahkûm ediyorsunuz! Bu bir suç. Hayvan Hakları Yasası’nın bir an önce yürürlüğe girmesi gerekiyor. Bu aynı zamanda yerel yönetimlerin bu konuda inisiyatif almasının da önünü açacaktır. Biz, belediye bütçemizi yaparken belli bir oranı hayvanların korunması ve bakımı için ayırıyoruz. Ama bu genele yayılmalı ve her belediyede zorunlu olmalı. Hayvan Kolluğu düşüncesine çok sıcak bakıyorum. Bunun ön çalışmasını yapacağız. Umarım, ilk kuran belediye de biz oluruz.

Bir kez daha kıymetli zamanınızı bize ayırdığınız için teşekkür ediyoruz. Harika bir sohbet oldu. Ayrıca nazik ev sahipliğiniz için de teşekkür ediyoruz. Çalışmalarınızdaki başarılarınızın devamını da içtenlikle diliyoruz.

Ben teşekkür ediyorum.

Basılı arşivden
Bu röportaj ilk kez 4P1K Sayı 11 (Ocak 2020) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
4P1K Bülten

Yeni yazılar e-postanıza gelsin

Yeni yazılar, haberler ve arşivden seçkiler; ayda iki kez, reklamsız ve kısa.