Kimsenin aklına gelmeyecek hatta hayal etmekte zorlanacağı, enteresan bir süreci yaşadığımız ortada. Tabii bu durumda gerek içerik üreticilerin gerekse bireylerin gündemi de bir anda değişip tek bir konuya odaklandı doğal olarak.

“Coronavirüs”. Bunun nasıl bir felaket olduğunu anlatacak değilim. Bunu hep birlikte, hem de tam anlamıyla “hep birlikte” yaşıyoruz. Hemen her süreç gibi bu da insanlık tarihinde yaşanmış felaketlerden biri olarak tarihe geçecek ve bizler de “hep birlikte” yaşayıp göreceğiz ya da yaşama veda edip göremeyeceğiz.

 

Yanlış anlaşılmasın bunları karamsarlığımdan söylemiyorum sadece gerçeği dile getiriyorum. Görebiliyorum ki biraz daha ciddiye almamaya, hiç bir şey yokmuş gibi yaşamaya devam edersek, kayıplar çok daha büyük olacak. Her ne ise, benim asıl üzerinde durduğum, hemen her felakette ya da afette olduğu gibi, yapılan yorumlar. Bu yorumların bir kısmı şu şekilde sıralanabilir;

 

1- “Olur böyle şeyler, doğaldır” Çinde adamın biri bir yarasa yedi böyle oldu..

2- “İşte doğa intikamını böye alır.” Sen her yeri betona dönüştürür, yaşadığın gezegene bu şekilde ihanet edersen o da sana bedelini ödetir.

3- “Hayvanların İntikamı” sen onların etinden sütünden kürkünden faydalanmak için onları acımasızca öldürür, zulmedersen işte sonu böyle olur.

4- “Laboratuvar hatası” Bilim adamları bazen böyle hatalar yapabiliyorlar işte. Daha dikkatli olabilirlerdi ama ne yapalım bilimin gelişmesi için de çalışmak gerek.

5- Allah ondan uzaklaşan insanlığa ders veriyor.”

 

Tabii bu sıralamayı bu şekilde uzatıp gidebilirim. Ve fakat, benim asıl dikkatimi çeken şey, neredeyse tüm yorumların ortak noktasına kaçınılmaz şekilde oturan “DOĞA”. Genellikle aklımızın kesmediği hemen her işi doğanın üzerine yıkarız bizler tür olarak. Bu milyon yıllık alışkanlığımız ve sosyal DNAmıza işlemiş belliki. Ancak bir taraftan da milyon yıldır bizim doğaya yaptıklarımızı görmezden geliriz ve bunun tek nedeni de, kendini ancak böyle güvende tutabilen zavallı EGOlarımız. EGO konusunda pek çok yazarımız pek çok yazı yazdı bu güne dek. Sadece bizimkiler de değil, hemen tüm psikiyatr, psikolog, sosyolog, kişisel gelişim uzmanları yazdı, söyledi hatta çığlık attı. Yazıkki duyan olmadı. Duydular aslında da yine o melun EGO anlamalarına engel oldu.

 

Gelgelelim belliki doğanın kulakları bizimkiler kadar sağır, algısı bizim kadar gelişmemiş değil ve egosu da hiç yok. Sadece yapması gerekeni yapıyor; kendini koruyor. Bakalım biz kendimizi, o zavallı egolarımızı barındırdığımız bedenlerimizi nasıl koruyacağız. Benim görüşüme göre çok da koruyamayacağız.. Doğası içinde su akacak ve yolunu bulacak. Giden gidecek kalan sağlar bizim olacak. Ve kuvvetle muhtemel kaldığımız yerden devam edeceğiz, tür olarak tüm şuursuzluğumuzla yaşamaya…

 

Siz ne dersiniz “insan” denen tür buradan bir ders çıkartacak mı?

 

Dosttan dosta sevgi ve içtenlikle sağlık dileğiyle…

 

C.A.

Paylaş

Türkiye'nin Tek Ulusal Hayvansever Yaşam Tarzı Dergisi!